hakan tok
  Kurtce Lugat
 
a: Kürt alfabesinin ilk harfi, dişil cins edatı.
Abadan: mamur.
abadanî: bayındırlık.
abagine: cam, billur.
abajûr: abajur.
abal: dönme.
aborandin: geçindirmek.
aborî: ekonomi, iktisat, geçim, maîşet.
aborîn: geçinmek.
aboriya xerîdariyê: tüketim ekonomisi.
aborîzan: iktisatçı, ekonomist.
acente: acente.
aciz: 1.aciz. 2.çaresiz.
aciz kirin: kızdırmak, rahatsız etmek.
acûr: acur.
adan: 1.besin. 2.bereketli, mümbit, verimli.
adan lê bûn: bereketlenmek.
adanî: bereket, bereketlilik, randıman, verim, verimlilik.
adar: Mart ayı.
ade: 1.yabancı ot. 2.şirret, sırnaşık. 3.ısırgan böcekler.
ade bûn: sırnaşmak.
ade kirin: yabancı otlardan temizlemek.
adem: adam, insan.
adet: adet, töre.
adetî: normal, töreye uygun.
adû: ısırgan böcekler.
afat: afet.
aferande: eser, yapıt.
aferandin: yaratmak, meydana getirmek, türetmek.
aferandinerayî: yaradılış.
aferîde: mahluk, yaratık.
aferîn: varol, aferin.
aferîndêr: türetici, yaratıcı.
aferînek: karakter.
aferînî: seciye.
afir: yemlik.
afirandîn: yaratılmak.
afîş: afiş.
Afrîka: Afrika.
Afrîka Başûr: Güney Afrika.
Afrîn: Suriye’de bir Kürt şehri.
agah: haber, duyum.
agahdar: bilgili, haberdar, vakıf.
agahdar bûn: vakıf olmak, haberdar olmak.
agahdar kirin: bildirmek, haber vermek, haberdar etmek.
agahî: haber, bilgi, malumat.
agihandin: haber vermek, bildirmek.
agir: ateş.
agir barandin: ateş yağdırmak.
agir berdan: ateşe vermek.
agir best: ateş kes.
agir girtin: ateş almak, ateşlenmek.
agir kirin: ateş etmek.
agir vêxistin: ateş yakmak.
agirbaz: ateş cambazı.
agirber: ateşli silah.
agirbir: ateş düşürücü.
agirçav: atak.
agirdadan: ateş yakmak.
agirdank: ateşlik.
agire: frengi.
agirgeh: ateş yakılan yer.
agirgir: kolay tutuşan.
Agirî: Ağrı şehri.
agirkuj: itfaiyeci.
agirnak: yakıcı, ateş gibi, ateşli, ateş rengi.
agirok: fitneci.
agirparêzî: ateşe tapmak.
agirten: ateşçi.
agirxweş: sempatik.
ah: ah, ilenç.
aheng: ahenk, ritim, uyum, mutabakat.
ahengdar: uyumlu, ritimli.
Ahûramazda: Zerdüşt inancında iyilik tanrısı.
aj: filiz, sürgün.
aj dan: filizlenmek.
ajal: sürü, küme, grup, zümre, güruh.
ajda: filiz verdi.
ajinîn: dişleri kürdan vs. ile karıştırmak.
ajne: yüzücü.
ajo: güdü.
ajodar: güdümlü.
ajotin: 1.ekin ekmek. 2.sürmek, gütmek.
ajotin pêş: ileri sürmek.
ajovan: sürücü, şoför.
akademî: akademi.
Akre: Irak’ta bir Kürt kenti.
akredîtîf: akreditif.
akû: akü, akümülatör.
al: alem, bayrak.
al çikandin: bayrak dîkmek.
al daxistin: bayrak indirmek.
al kêşan: bayrak çekmek.
alandin: ambalajlamak, sarmak.
alastin: yalamak.
alav: 1.alev 2.alet, edevat.
alayî: ask. alay
alaz: niyetlenme, kastetme.
Alban: Arnavut.
Albanî: Arnavutça.
Albanya: Arnavutluk.
album: albüm.
albumîn: albümin.
alemdar: bayraktar.
alerjî: alerji.
alî: cihet, yan, cenah, taraf, yaka, yön.
alî girtin: taraf tutmak.
alif: kışlık hayvan yemi.
alîgir: yandaş, taraftar, taraflı.
alîn: birbirine geçirmek, dolamak.
aliqîn: birbirine dolanmak.
alistin: yalamak.
alkol: alkol.
Alman: Alman.
Almanî: Almanca.
Almanya: Almanya.
almas: elmas.
aloq: bademcik.
altaxî: ihbar, ispiyon.
altaxî kirin: ihbar etmek.
altaxîname: ihbarname.
alternatîf: alternatif.
alû bûn: kamaşmak.
alûçe: erik.
alûde: pisliğe bulaşan.
alûle: 1.dar sokak. 2.koridor.
alûs: sahte kibarlık, sahte davranışlı.
amade: amade, hazır.
amade be: hazır ol!
amade kirin: hazırlamak.
amadexwer: hazır yiyici.
amadeyî: hazırlık.
aman: kap-kacak.
ambargo: ambargo.
ambûlans: ambulans, cankurtaran.
ambûr: tesisat, enstrüman.
ambûrîn: alet, malzeme.
ambûrsaz: tesisatçı.
Amed: Diyarbakır.
Amêdî: Irak’ta bir Kürt kenti.
amêjen: alaşım, terkip.
Amêrîka: Amerika.
Amêrîkayî: Amerikalı.
amir: amir.
amîral: amiral.
amoj: amca karısı.
amojin: amca karısı.
amojkar: eğitimci, pedagog.
amojkarî: pedagoji.
amper: amper.
ampûl: ampul.
Amsterdam: Amsterdam(Hollanda’nın başkenti).
Amûda: Suriye’de bir Kürt kenti.
amûr: tesisat, enstrüman.
an: 1.ya, veya (hut), yahut. 2.yoksa. 3.çoğul edatı.
an jî: ya da.
ananas: ananas.
anarşî: anarşi.
Anatoliya: Anadolu.
anatomî: anatomi.
andêr: soyka.
angaje kirin: angaje etmek.
angajman: angajman.
ango: yani, demek ki.
anîn: getirmek.
anîn ba hev: bir araya getirmek.
anîn ber hev: bir araya getirmek.
anîn bîr: anımsatmak, çağrıştırmak.
anîn cem hev: yan yana getirmek.
anîn pêş: ileri almak.
anîn ser çokan: diz çöktürmek.
anîn ziman: dile getirmek
anîs: anason.
anix: anason.
anket: anket.
anormal: anormal.
ansîklopedî: ansiklopedi.
Antartîka: Antarktika.
antên: anten.
antîlop: antilop.
antrenman: antrenman.
antrenor: antrenör.
aort: aort.
ap: amca.
apandîsîd: apandisit.
aqar: alan, arazi, yüzölçümü.
aqil: akıl, us.
ar: 1.ateş. 2.ar, haya.
aram: 1.huzur, sükunet, gönenç, istikrar, huzurlu, sakin.
aram bûn: huzur bulmak, sakinleşmek.
arambexş: huzur veren.
aramdar: huzur verici, sakinleştirici, müsekkin.
aramgah: 1.istirahat yeri. 2.kabir.
aramxane: huzurevi.
aran: sancılanmak, elem.
araq: rakı.
ararot: mama.
arask: donatı, teçhizat.
arastek: 1.donanım. 2.ziynet.
arastekar: dekoratör.
arastî: bezenmiş, donatılmış, teçhiz edilmiş.
arastin: bezemek, donatmak, teçhiz etmek.
arav: bulaşık suyu.
aravî: nargile.
ard: un.
ardik: irmik.
ardû: katı yakıt.
arena: arena
argon: ateş rengi.
argûşk: bademcik.
arî: 1.kül. 2.yardım. 3.Hint-Avrupa’lı.
arihandin: acıtmak, ağrıtmak.
arihîn: acımak, ağrımak.
arîk: tavan.
arîkar: asistan, yardımcı.
arîkarî: yardım.
arîkarî kirin: yardım etmek.
arîkarî xwestin: yardım istemek.
arîkarîxwaz: yardımsever.
arîle: kadın görünüşlü erkek.
arimîn: dinlenmek.
aring: koyun ve keçilerin genel adı.
arîperwer: yardımsever.
arîşe: problem.
arîşen: manevi, maneviyat, moral.
arîtmetîk: aritmetik.
arîxen: emin.
arîxen bûn: emin olmak.
arizî kirin: özelleştirme.
arkolk: maşa.
arkork: fırın küreği.
armanc: amaç, hedef, gaye, erek.
armûş: üzüm posası.
arşîv: arşiv.
artêş: ordu.
artêşgeh: ordugah.
artêşxane: orduevi.
artîşok: enginar.
arû: salatalık.
arûng: erik.
arvan: un, kışlık erzak.
arvane: dişi deve.
Aryan: Hint-Avrupalı.
arzing: çırpı.
asav: ur.
asê: 1.asi, şaki. 2.yalçın.
asê bûn: direnmek.
asê kirin: güçlendirmek, tahkim etmek.
asêgeh: kale, müstahkem mevki, hisar.
asîd: asit.
asîman: gök, gökyüzü.
asîmanzanî: astronomi.
asîw: bela.
ask: geyik.
asmin: ufuk.
aso: ufuk.
Astan: Satürn.
asteng: 1.mâni, mania, güçlük, engel. 2.dar geçit.
asteng bûn: engel olmak.
asûde: asude.
asûn: durum, vaziyet.
Asya: Asya.
aş: değirmen.
aşê qehwê: kahve değirmeni.
aşêf: yabani otları ayıklama işi.
aşik: 1.kahve değirmeni. 2.mide.
aşît: çığ.
aşîtî: barış, sulh.
aşîtîperwer: barışsever
aşîtîxwaz: barışçı.
aşkartin (diaşkêre, biaşkêre) : açıklığa kavuşturmak.
aşvan: değirmenci.
aşxane: lokanta, restoran.
aşxanevan: lokantacı.
ataşe: ataşe.
atlet: atlet.
atletizm: atletizm.
atom: atom.
av: su.
av çikiyan: su tükendi (kesildi).
av standin: su almak.
ava: bayındır, imar, mamur.
ava berbejî: maden suyu.
ava bûn: bayındır olmak.
ava kelandî: kaynar su.
ava kirin: bayındır hale getirmek, imar etmek, inşa etmek, kalkındırmak, mamur duruma getirmek.
ava sûsê: meyan kökü suyu.
avabûyî: mamur.
avadanî: bayındırlık.
avahî: 1.bayındırlık. 2.inşaat, bina, bayındır yer.
avahiya bingehîn: altyapı.
avahiya jorîn: üstyapı.
avanî: meskûn.
avans: avans.
avantaj: avantaj.
avdan: sulama.
avdanî: sulama.
avdank: su kabı, sürahi.
avde: bir boy iplik.
avdêr: sulama işini yapan kişi.
avdestxane: helâ.
avdonk: tirit.
averû: ebru, yüz suyu.
avêtin: atış, atmak.
avêtin zindanê: hapsetmek, zindana atmak.
avêtinhev: atışmak.
avgon: mavi.
avgoşt: et suyu.
avî: sulu, sulak.
avîje: temiz.
avik: atmık, meni, sperma.
avis: gebe, hamile.
avisî: gebelik.
avjen: yüzücü.
avjenî: yüzme.
avjenper: yüzgeç.
avjîn: abıhayat.
avkêş: 1.saka, sucu. 2.tulumba.
avnûsk: mürekkep.
avpijen: fıskiye.
avrêjk: pisuar.
Avrêl: Nisan ayı.
avreşî: katarakt (göz).
avsark: içine kar veya buz konarak soğuk su saklamaya yarayan kuyu.
avşile: olgunlaşmamış üzüm suyu.
avteng: suyun daraldığı yer, boğaz.
avyar: saki.
avzêl: ilkbaharda akan ve ilkbahar bitince kuruyan pınar, bahar pınarı.
avzêm: ilkbaharda akan ve ilkbahar bitince kuruyan pınar, bahar pınarı.
avzêr: yaldız.
avzêr kirin: yaldızlamak.
avzûng: kayış tokası.
awa: durum, hal, vaziyet, metot, yöntem.
awan: fitneci.
awanî: fitne, fesat.
awarte: olağan dışı, istisnai.
awartin: istisna etmek.
awaz: beste, ezgi, makam, melodi, ses.
awêne: ayna.
awir: sert bakış.
ax: 1.toprak, 2.ah,ilenç.
axa: ağa.
axaftin: konuşma.
axareş: kara toprak.
axîn: ahlama, sızlanma.
axîn kişandin: ah çekme.
axiv: yaranın azması.
axret: ahret.
axund: hoca, ayet ya da dua okuyan kişi.
axur: ahır.
axûrk: tatarcık.
aya: acaba.
ayend: gelecek.
ayet: ayet, delil.
ayîn: tören.
az: dolgun, ihtiraslı, tutkulu.
aza: özgür, hür.
azad: özgür, hür.
azadî: hürriyet, özgürlük.
azadî bûn: kurtulmak.
azadî kirin: özgür bırakmak, kurtarmak.
azar: azar.
azar lêdan: paylamak.
azeb: bekar, ergen.
azebî: ergenlik çağı.
Azerî: Azeri.
azgîn: hırslı.
azîn: usul.
azirandin: azarlamak.
azmend: hırslı.
azmûn: imtihan, sınav, tecrübe.
azmûn bûn: imtihan olmak, denenmek.
azmûn kirin: imtihan etmek, denemek, tecrübe etmek.
azmûna devkî: sözlü sınav.
aznîf: bir çeşit domino oyunu.
azwer: hırslı, tutkulu, hırs, tutku
c: Kürt alfabesinin üçüncü harfi.
cabarandin: kaynaştırmak.
cabarîn: kırık bir şeyin (cam, kemik) kaynaşması.
cacim: 1.işlemeli kilim, 2.yatak örtüsü.
cacir: ceviz içinin dövüldükten sonra balda kaynatılmasıyla elde edilen yiyecek.
cahş: sıpa.
came: elbise.
came xew: uyku tulumu.
camedan: elbiselik, gardrop, vestiyer.
camedar: vestiyerci.
camêr: centilmen, cömert, mert.
camêrî: mertlik.
camid: nesne, obje.
camidî: nesnel, objektif.
camûs: manda.
can: can.
canbaz: 1.hayvan alım ve satımı ile uğraşan kişi, 2.alım ve satımda hile ve sahtekarlık yapan kimse, 3.akrobat, cambaz.
canberî: karides.
canega: tosun.
canfes: halis ipekten dokunan kumaş.
canfîda: fedaî, serdengeçtî.
cangorî: şehit.
canhêştir: zürafa.
canî: tay.
car: kez, misli.
car caran: arada sırada.
cara yekem: ilk defa.
caran : arada bir, bazen.
carandin: yinelemek.
carcim: yatak örtüsü.
carek din: bir daha, bir dahaki sefere.
carî: tekrar.
carî kirin: tekrar etmek.
caris: kötü laf, küfür.
cariye: halayık.
carna: arada bir, bazen.
carnan: arada bir, bazen.
carû: sıva.
carûd: kül küreği.
catir: kekik otu, mercanköşk.
catirî: kekik otu, mercankök.
caw: bez, tekstil.
cawbir: makas.
cawî: elti.
cawîdan: ebedi, sonsuz.
cawker: tekstil dokumacısı.
cax: tahta veya demir korkuluk.
caxik: ızgara.
cazû: cadı.
ceban: dönek.
cebar: kırıkçı.
cebil: harç.
cebirxane: cephane.
cedew: nasır.
cefen: fabl.
ceh: arpa.
cehimîn: gebermek.
cehşik: sıpa, toy.
cehter: kekik.
cehzeran: arpaların sararma zamanı, haziran ayı.
cejn: bayram.
cejna neteweî: milli bayram.
cejnî: bayramlık.
celab: hemcinslerini pusuya düşürmekte kullanılan kuş.
celad: cellat.
celeb: 1.biçim, tarz, tür. 2.kesime götürülen koyun sürüsü.
celebdar: koyun ticaretiyle uğraşan kimse.
cem: 1.büyük sepet. 2.yükün bir tarafı, iki denkten biri. 3.bir kimsenin ya da bir şeyin yanı, nezd. 4.Alevi ayini.
cemciqandin: sıvıları karıştırmak, çalkalamak.
cemed: don, buz.
cemedanî: bir tür sarık.
cemidandin: dondurmak.
cemidî: donmuş.
cemidîn: donma, donmak.
cemik: sırtta veya omuzda taşınan torba ya da çanta.
cemser: kutup.
cenan: sebze yetiştiricisi.
cenanî: sebze yetiştiriciliği.
cencere: düven.
cendek: leş.
cendere: 1.dokumaları parlatmakta kullanılan bir alet. 2.sıkma makinası.
cendirme: jandarma.
ceng: harp, muharebe, savaş.
cengawer: savaşkan, savaşçı.
cengene: her türlü edepsizliği yapmaktan kaçınmayan kimse, çingene.
cengkeştî: savaş gemisi.
cênig: favori, şakak.
cer: 1.küp. 2.vida.
cer kirin: vidalamak.
cerb: deney.
cerbader: tornavida.
cerd: 1.birlik, müfreze. 2. büyük baskın, büyük saldırı.
cerde: korsan.
cerdel: kova.
cerge: daire, halka.
cergebez: üzerine iç yağı sarılarak şişe takılan ve ateşte kızartılan ciğer.
cergewî: daire gibi.
ceribandin: denemek, sınamak, tecrübe etmek.
ceribîn: denenmek, sınanmak, tecrübe edilmek.
cêrifk: saplı süpürge.
ceriye: tahtadan yapılan küçük pres.
ces: alçı.
cew: kırkma makası.
cew kirin: kırkmak.
cewdik: su matarası.
cewêlek: lumpen.
cewenke: matara.
cewî: çam sakızı.
cêwî: ikiz.
cewr: büyük balık.
cewrik: enik.
cewtik: deri el çantası.
ceynik: şakak, favori.
cêz: 1.hububat yığını. 2.cihaz, çeyiz.
ceza: ceza.
cezayê giran: ağır ceza.
cezayê mirinê: ölüm cezası.
cezayê pereyî: para cezası.
cezayê sermedî: müebbet hapis cezası.
cezayê sivik: hafif ceza.
cezayê zîndan ê: hapis cezası.
cezwe: kahve cezvesi.
cî : yer, makam.
cibil: züğürt.
cîderk: mahreç.
cîger: ciğer.
cîh: yer, makam.
cîh anîn: yerine getirmek, infaz etmek, ifa etmek.
cîh dîtin: yer bulmak.
cîh kirin: istihdam etmek, yerleştirmek.
cîh tijî kirin: yerini doldurmak.
cîhan: âlem, evren, cihan.
cîhangîr: fatih.
cihaz: çeyiz.
cîhaz: aygıt.
cihê: ayrı, değişik.
cihê bûn: ayrılmak.
cihêgirtin: tecrit etmek.
cihêl: cahil.
cîher: bir eşyanın gideceği yer.
cihêreng: değişik, farklı.
cihêtî: ayrılık, farklılık, değişiklik.
cîhgir: yedek.
Cihû: Yahudî.
cîhyê bilind: yüksek yer.
cij: küçük çocuklara tehlike uyarısı.
cil: giysi, elbise.
cil lê kirin: giydirmek.
cil li xwe kirin: elbise giyinmek.
cilbend: klasör.
cildank: elbiselik, gardrop.
cilq: çürük.
cilwe: kur.
cilwe kirin: kur yapmak.
cimciqandin: ağzına kadar doldurmak.
cin: cin.
cinaq: lades kemiği.
cînar: komşu.
cînav: adıl, zamir.
cînavên kesîn: şahıs zamirleri.
cînavên xwedanî: mülkiyet zamirleri.
cinawir: yırtıcı hayvan, canavar.
cincilandin : durulamak.
cincilî: duru, durulmuş.
cincilîn: durulmak.
cindê: azize.
cindî: yakışıklı, aziz, her şeyin güzel ve alımlısı.
cinên: sebze bahçesi.
cingal: büyük orman.
cinûs: lanetli kişi, melanet.
cinûsî: melûn, lanetli.
cîran: komşu.
cîrantî: komşuluk.
cîraz: gizli yer.
cird: büyük fare.
cirîd: atla oynanan bir oyun, cirit.
cirik: çırçır makinası.
cirk: merhem.
cirm: cereme.
civak: 1.toplum. 2.kurul, heyet. 3.meclis.
civandin: toplamak.
civat: 1.toplum. 2.kurul, heyet. 3.meclis.
civata dagerî: denetleme kurulu.
civata neferma: sivil toplum.
civata neteweî: millet meclisi.
civata şarevaniyê: belediye meclisi.
civata wezîran: kabine, bakanlar kurulu.
civatgeh: toplantı yeri.
civatî: toplumsal, içtimai.
civatnas : toplumcu.
civatnasî: toplum bilim, sosyoloji.
civîn: 1.birikmek, toplanmak. 2.toplantı, içtima.
ciwan: genç.
ciwan bûn: gençleşmek.
ciwanî: gençlik.
ciwanik: bayan, hanım, hanımefendi.
cîwar: yöre, dolay, etraf.
cixare: sigara.
cixaredank: sigaralık.
cixiz: mızıkçı.
ciyawaz: 1.ihtilâf. 2.farklı imtiyazlı.
ciyawazî: ihtilâf.
co: 1.ark. 2.kanal, mecra.
cobir: dana burnu.
cohnî: dibek.
col: sürü.
colandin: sallanmak.
colane: salıncak.
Coleke: Yahudi.
Colemerg: Çölemerik, Hakkari.
coleq: yarıcı.
comerd: cömert, bonkör, tok gözlü.
coq: ur.
coqîn: sadme.
coş: coşku, galeyan.
coşandin: coşturmak.
coşdarî: coşkunluk.
coşî: coşku.
coşîn: coşmak, kaynamak, galeyana gelmek.
cot: çift.
cot kirin: çift sürmek.
cotbûn: çiftleşme.
cotik: ikiz.
cotkar: çiftçi.
cotkarî: çiftçilik.
coxîn: harman.
Coxînan: Haziran ayı.
cozerdan: arpaların sararma zamanı, haziran ayı.
cûda: değişik.
cûda bûn: farklılaşmak.
cûdabûnî: farklılık.
cûdakarî: ayrılıkçılık.
cûdayî: ayrılık, değişiklik, farklılık.
Cudî: efsanevi Kürt dağı, Cudi dağı.
culbe: fig bitkisi.
culiq: hindi.
cûm: sakız.
cûmik: dokuma tezgahı.
cûmikker: dokumacı, tekstilci.
cûmikkerî: dokumacılık, tekstilcilik.
cûn: 1.kurşuni (renk). 2.maviye çalan beyaz.
cûrbicûr: türlü türlü, çeşit çeşit.
cure: bodur.
cûre: tür, türlü, nevi.
cûre andin: sınıflandırmak.
curn: kurna, küvet, yalak.
cûtin: çiğnemek.
cûz : cüz, kısım, Kur-an’ın bölümleri.
cuzdanê bersê: hesap cüzdanı
ç: Kürt alfabesinin dördüncü harfi.
çadir: çadır.
çak: iyi.
çakbîn: hoşgörülü, optimist, iyimser.
çakêt: ceket.
çaktir: âlâ.
çakûç: çekiç.
çal: çukur.
çal kirin: gömmek.
çalab: çalab.
çalabî: çelebi.
çalak: aktif, atılgan, çevik, etkin, eylemci, faal.
çalakî: aktivite, eylem, etkinlik, faaliyet.
çalav: fosseptik çukuru.
çalik: küçük çukur, girinti.
çam: çam.
çameçar: ister istemez, mecburen.
çan: çan.
çand: kült.
çande: kültür.
çandeyar: kültürlü.
çandeyarî: kültürel, ekili.
çandin: ekmek, ekim, hasat, tarım.
çandinî: tarımsal, zirai.
çankoç: kilise çanı.
çankûş: Hıristiyanları, kiliseye gitmelerini sağlamak için kapılarını çalarak ya da seslenerek uyandıran kimse, zangoç.
çanqil: çengel, kanca.
çanqol: çengel, kanca.
çanqol kirin: çengellemek.
çap: 1.basım, baskı. 2.bir hububat ölçüsü.
çap kirin: basmak.
çapdêrî: basın-yayın.
çapemenî: basın-yayın.
çapgêrî : basın-yayın.
çaplûkî çûn: emeklemek.
çaplûs: yaltakçı, dalkavuk.
çaplûsî: yaltaklık.
çaplûsî kirin: yaltaklanmak.
çapxane: basımevi, matbaa.
çar: dört.
çarax: çarık.
çarçek: tepeden tırnağa silahlı kişi.
çarçik: kare.
çarçove: çerçeve.
çarçove kirin: çerçevelemek.
çardar: tabut.
çardax: çardak.
çarder: kapı çerçevesi, kapının takıldığı kasa.
çare: çare.
çare dîtin: çare bulmak.
çarem: dördüncü.
çarenîn: kaçınılmaz.
çareser: çözüm, imkan.
çareser kirin: çözmek.
çareserî: çözüm.
çariçî: köylerden azar azar koyun satın alıp, kente götüren ve orada kesip satan kimse.
çarik: kadın çarşafı.
çarîn: dörtlük.
çarkoşe: dörtgen, dört taraf.
çarmedor: dört taraf, etraf.
çarmêrkî: bağdaş.
çarmix: çarmıh.
çarnikar: dörtgen, dört taraf.
çarpê: dört ayaklı.
çarpêkî: dört ayaklı olarak.
çarşem: çarşamba.
çarşev: çarşaf, nevresim.
çarşî: çarşı.
çartag: yüksek eyvan.
çartil: tırmık.
çarwe: raks edenlerin parmaklarına taktıkları madeni parçalar, zil.
çaryek: çeyrek.
çav: göz.
çav beloq: patlak gözlü.
çav berdan: göz dikmek, göz koymak.
çav birçî: aç gözlü.
çav gewher: çakır göz.
çav miçandin: göz yummak.
çav pê ketin: gözüne ilişmek.
çav têr: tok gözlü.
çavdamilandin: göz kapamak.
çavdêr: gözetleyici, gözcü.
çavdêrî: gözlem.
çavdêrxane: gözetim evi, gözlemevi.
çavengî: cimrilik.
çavgeş: dostça bakış.
çavhebîn: nazik.
çavî: 1.göze, gözenek. 2.bölme, bölüm.
çavik: lens.
çavinî: nazar.
çavinî kirin: nazar etmek.
çavînok: kem göz sahibi.
çaviya bilêtan: bilet gişesi.
çavkanî: kaynak, kaynakça.
çavmark: kuşkonmaz.
çavnebar: kıskanç.
çavnebarî: kıskançlık, çekememezlik.
çavnêr: gözetleyici.
çavnêrî: gözetim, nezaret, gözlem, gözetlemek.
çavnifş: kıskanç.
çavnifşî: kıskançlık.
çavreşî: garaz, kıskançlık.
çavsor: gözü kan bürümüş kişi.
çavşkestî: yılgın.
çavteng: pinti.
çavtengî kirin: kıskanmak.
çavtêr: tok gözlü, cömert.
çavtirsandin: gözünü korkutmak.
çavtirsyayî: çekingen, gözü korkmuş.
çavzêlk: meraklı, yumuk gözlü.
çavzîq: bön.
çawa: nasıl?
çawa be: nasılsa.
çawîş: çavuş.
çax: çağ.
çaxa navîn: orta çağ.
çaxa nêzik: yakın çağ.
çaxa nû: yeni çağ.
çaxa pêşîn: ilk çağ.
çay: çay.
çaydank: çaydanlık.
çayxane: çayevi.
çê: iyi.
çê bûn: düzelmek, olmak, oluşmak, meydana gelmek, vücut bulmak.
çê kirin: 1.iyileştirmek. 2.yapmak.
çêbûnî: oluş.
çehre: çehre, sima.
çêj: lezzet, tat, zevk.
çêj jê derxistin: tadını çıkarmak.
çêj kirin: tatmak, tadına bakmak, çeşni.
çêjî: tat.
çêjtin: tatmak, tadına bakmak, çeşni.
çek: 1çek. 2.silah. 3elbise, üniforma, zırh.
çek danîn: silah bırakmak, mütareke.
çekem: ardıç.
çêker: yapıcı, tamirci.
çêkirî: 1.yapılmış durumda olan. 2.suni, yapay.
çêkirin: 1.onarmak, iyileştirmek. 2.yapmak, imal etmek, imalat.
çêkirnoka zanistî: bilim kurgu.
çêkirvan: imalâtçı.
çekû: 1.ibare. 2.iki yüz elli kiloya eşit odun.
çel: kırk.
çelak : ucu çengelli değnek.
çelefîk: çene kemikleri.
çêlek: inek.
çelem: kırkıncı.
çelem girtin: lades tutuşmak.
çeleme: lades kemiği, lades oyunu.
çeleng: 1.yakışıklı, görkemli. 2.güçlü ve hızlı yürüyen kimse. 3.çelenk.
çêlî: 1.yavru. 2.nesil.
çelîg: çelik.
çêlik: civciv, yavru.
çêlik anîn : yavrulamak.
çelitandin: sıyırmak.
çelitîn: sıyrılmak.
çelpandin: şaklatmak.
çelpîn: şapırdamak, şapırtı.
çelqandin: çalkalamak.
çelt: sıyrık.
çeltik: omuz çantası.
çeltûk: çeltik.
çelûz: çok soru soran ve sorusunda ısrar eden kimse.
çem: 1.çay, ırmak, nehir. 2.çolak
çemandin: eğmek, bükmek.
çember: çember.
çembil: 1.kaplara ve diğer şeylere takılan kulp. 2.kulp.
çemçik: kepçe.
çemçîr: küçük taneli, siyah renkli bir üzüm türü.
çemçûr: bağ böceği.
çemîn: eğilme, bükülmek.
çempal: ek yük.
çen: çene.
çenberî: binek arabası.
çenbil: kulp.
çençûz: cimri.
çend: kaç, birkaç.
çend roj berê: bir kaç gün önce.
çendek: birkaç.
çendekek berê: bir süre önce.
çendemî: uzun süreli olmayan.
çenebaz: geveze.
çenebazî: gevezelik.
çeng: 1.kulaç. 2.arp, harp. 3.avuç.
çeng kirin: avuçlamak.
çengal: çengel, kanca.
çengal kirin: çengellemek.
çengî: dansöz, rakkase.
çênî: küçük et parçası, dilim.
çente: çanta.
çente dest: el çantası.
çente pelikan: evrak çantası.
çentik: 1.çentik. 2.el çantası.
çep: sol.
Çepaxçûr: Bingöl.
çepek: sapa.
çepel: pis, pislikten kendini sakınmayan kimse.
çeper: çeper, siper.
çepgir: solcu.
çepik: alkış.
çepik hatin lêdan: alkışlanmak.
çepik lêdan: alkışlamak.
çepil: kolun dirsekle omuz arasındaki bölüm, kol.
çepok: solak.
çeprast: çapraz, çapraşık.
çeprastî: çaprazlama, çapraşıklık.
çeqçeqok: 1.mantar tabancası. 2.değirmen taşının ayar çubuğu.
çeqel: çakal.
çeqilandin: ayıklamak.
çeqilîn: ayıklanmak.
çeqîn: patlama, çatlama sesi, çatırdama.
çeqmeq: çakmak.
çeqûber: yarı otomatik.
çêr: küfür, sövgü.
çêr kirin: küfretmek, sövmek.
çêrandin: otlatmak.
çêrbaz: küfürbaz.
çerçî: çerçi, kentlerden eşya alıp köylerde satan kimse.
çêre: otlak.
çêregeh: otlak.
çêreger: otlayan.
çerez: çerez, lezzetli yemekler.
çêrî hev kirin: sövüşmek.
çêrîn: otlamak, otlanmak.
çerixîn: kendi ekseni etrafında dönmek.
Çerkez: Çerkez.
Çerkezî: Çerkezce.
çerm: cilt, deri.
çermik: zar.
çermsor: Kızılderili.
çerx : 1.çark. 2.dönence, burç.
çerxe: tekerlek.
çerxefelek: dönme dolap.
çerxetûn: tava.
çerxî: beş kuruş.
çerxwan: çarkçı.
çesp: rabt.
çespandin: raptetmek.
çespik: raptiye.
çespîn: rapt olunmak.
çeşnet: çeşit.
çeşte: çeşit.
çetare: ipekli elbise.
çete: çete.
çetel: çatal.
çetel bûn: çatallanmak.
çetin: çetin.
çetir: paraşüt.
çêtir: daha iyi, ehven.
çêtir dîtin: yeğlemek, tercih etmek.
çêtir girtin: yeğlemek, tercih etmek.
çêtir kirin: daha iyi hale getirmek.
çetirbaz: paraşütçü.
çetrefîl: çetrefil
çewal: çuval.
çewder: çavdar.
çewênder: şeker pancarı.
çewlîg: ırmak dirseklerindeki alüvyonlu toprak.
çews: baskı.
çewsandin: 1.sıkmak, sıkıştırmak. 2.baskı yapmak. 3.kasmak.
çewsax: körlere kılavuzluk yapan kişi.
çewsîner: baskıcı.
çewt: yanlış, çarpık.
çewtî: yanlışlık.
çexer: yolda herhangi bir şeyin bıraktığı iz.
çêyî: iyilik.
çi: ne?
çi demî: ne zaman.
çi heye ku: ne var ki.
çi li me qewimîn: ne oldu bize.
çi rind: ne güzel.
çîç: arı peteğinin her gözü.
çîçek: çiçek.
çîçekdank: çiçeklik.
çîçî: iffet, namus.
çiçik: insan memesi.
çift: çift.
çiftexas: patiska.
çik: 1.dik. 2.köşe.
çîk: kıvılcım.
çikal: çok zayıf hayvan.
çikandin: 1.suyunu kesmek, kurutmak. 2.suyun kurutulması ya da nefesin tüketilmesi.
çikilî: dikili, saplanmış.
çikiyan: çeşmenin veya kuyunun suyunun kuruması nefesin kesilmesi.
çiklandin: dikmek.
çîkolate: çikolata.
çikot: cimri.
çikrim: yere çakılan ya da dikilen ve dik duran herhangi bir şey.
çil: kırk.
çîl: çil.
çilag: 1.tekstil. 2.tekstilci.
çilagî: tekstilcilik.
çîlan: elbisenin uzun kolu, yen.
çilanger: çilingir.
çile: kış ve yazın en sert kırk günü.
çîle: 1.çile, yumak. 2.sıkıntı.
çîle parêz: çilekeşçi.
çîle parêzî: çilekeşçilik.
çîleçep: dağlardaki zikzaklı ve dolambaçlı yol.
çilek: pisboğaz.
çîlekêş: çilekeş.
çîlekêşî: çilekeşlik, acıcılık.
çilk: damla.
çilkav: su damlası.
çilkîn: damlamak.
çilm: sümük.
çilmêre: sürgü.
çilmêre kirin: sürgülemek.
çilmîsî: solgun.
çilmîsîn: solmak, pörsümek.
çilo: 1.nasıl? 2.yaprakları dökülmeden kesilen ağaç dalları.
çiltûg: çeltik, kabuğundan soyulmamış pirinç.
çilûr: sarkıt.
çilvir: çılbır (yemek).
çîm: 1.çim. 2.bacağın diz kapağından topuğa kadarki bölümü.
çima: neden, niçin, niye.
çiman: bir şeyin bir parçasının kesilmesi anlamında fiil.
çimçîr: çocuk salıncağı.
çîmen: çimen.
çîmento: çimento.
çîmenzar: çimenlik.
çimkî: çünkü.
çîn: 1.oya, işleme, nakış. 2.Çin. 3.sınıf, tabaka.
çinar: çınar.
çindik avêtin: çimdiklemek.
çing kirin: fırlatmak.
çingdan: fırlamak.
çingîn: çınlamak, şıngırdamak.
çingul: bakraç.
çingulîn: çökmek.
Çînî: Çinli.
çînik: kadınların alınlarına sarkıttıkları saçlar, perçem.
çinîn: biçmek.
çînîn: nakşetmek.
çînko: çinko.
çîp: baldır, incik.
çipborî: tüp.
çipilandin: dal ve yapraklarını kesmek.
çipizk: fiske.
çîplaq: çıplak.
çîprût: baldırı çıplak.
çiq: ağaç dalının uçlarındaki budak.
çîqal: zayıf ve cılız hayvan.
çiqas: ne kadar.
çiqil: dal.
çir: yumuşak ve esnek şeyler.
çîr: kayısı, erik, zerdali kurusu.
çira: çıra, fener, fanus.
çirandin: hallaçlamak, yırtmak.
çirax: çırak.
çirb: yağlı yemekler.
çirçîrok: masal.
çirg: toprağı az olan taşlı arazi.
Çirî: 1.Ekim-Kasım ayları. 2.ölüm haberi.
çirik: çıkrık.
çirîn: yırtılmak.
çirisîn: parıldamak.
çirîş: tutkal.
çirîşî: tutkallı.
çirîşî kirin: tutkallamak.
Çirîya Paşîn: Kasım ayı.
Çirîya Pêşîn: Ekim ayı.
çirk: saniye.
çirkîn: çirkin.
çîrok: hikâye, öykü.
çîrokbêj: öykücü.
çîroknivîs: hikaye yazarı.
çîrokvan: öykücü.
çirp kirin: kırpmak.
çirpî: yere dikilerek üzerine üzüm asmasının dallarının bırakıldığı çubuk.
çirpîn: çırpmak.
çirto virto: abuk sabuk.
çirûsk: kıvılcım, parıltı.
çirvan: hallaç.
çişt : element.
çît: 1.çit. 2.kalıp basılarak renklendirilen yazmalar. 3.bir yaşını doldurmamış horoz.
çîtik: 1.kura. 2.saz, kamış.
çîtik kişandin: kura çekmek.
çîtog: sıkıcı.
çiv: dolambaç, zikzak.
çivanek: dolambaçlı, viraj.
çivgeh: dönemeç.
çivîk: kuş.
çiya: dağ.
çiyakêş: dağcı.
çiyarêz : sıradağlar
Çiyayê Agirî: Ağrı Dağı.
çiyayê agirîn: yanardağ.
çiyayê Sîpanê: Süphan Dağı.
çîzok: mızmız.
ço: çubuk, değnek.
çoç : bağdaş.
çoç bûn: bağdaş kurmak.
çoçik: kepçe.
çogan: 1. asa, baston. 2.çelik çomak oyunu.
çok: diz.
çokdan: çömelmek, çökmek.
çokdanîn: çömelmek, çökmek.
çokşkestin: takati kırılmak.
çolax: çolak.
çolik: çökelek.
çolistan: kır, sahra.
çong: diz.
çopandin: gasp etmek.
çopî: gasp.
çor: sülün.
çorek: çörek.
çors: patavatsız.
çortan: çökeleğin kurutulmuşu.
çov: çubuk, değnek.
çovik: çubuk, değnek.
çowar: trafik.
çûçik: küçük kuş.
çudarî: menzil.
çûk: kuş.
çûkreş: karakuş.
çûle: komedyen, mizahçı.
çûn: gidiş, gitmek, varış.
çûn ava: batmak (güneş ve ay için).
çûn geştê: seyahate çıkmak.
çûn pêrgînê: karşılamaya gitmek.
çûn pêşewaziyê: karşılamak.
çûn ser heqiya xwe: vefat etmek.
çûnbar: taşıt.
çûr: 1.açık sarı. 2.bir keçi türü.
çûx: çuha.
çuxtî: sokak serserisi.
çuxur: çığır.
çûyî: giden, gitmiş olan.
çûyîn: gidiş, gitmek, varış
d: Kürt alfabesinin beşinci harfi.
da: 1.önek olarak kelimeye alçaltıcı, indirici anlamını verir. 2.sıfat eki olarak, "de","da", "den", "dan" anlamını verir. 3."dan" fiilinin dili geçmiş zamanı. 4.anne.
dabarîn: yağdırmak yaylım ateşine tutmak.
dabaş: bahis, konu.
daberizîn: saldırmak, taaruz etmek.
dabestin: bağlamak, sona erdirmek.
dabeş: kısım, parça.
dabeş kirin: taksim etmek, bölmek, pay etmek.
dabeşandin: bölmek.
dabeşîn: bölünmek.
dabeşker: bölücü.
dabeşkerî: bölücülük.
dabiristin: safa girmek, dizi haline gelmek.
daçek: edat.
daçekî: deyim edatlar.
daçiklandin: (ağaç ya da direk) dikmek.
dad: adalet, hukuk.
dada bazirganiyê: ticaret hukuku.
dada gişkî: kamu hukuku.
dada malbatiyê: aile hukuku.
dada Romayê: Roma Hukuku.
dada xwezayî: doğal hukuk.
dadan: 1.kapamak, örtmek. 2.kapmak.
dadgeh: mahkeme.
dadgeha Bilind: Yüksek Mahkeme. Temyiz Mahkemesi.
dadgeha cezayê: ceza mahkemesi.
dadgeha dageriyê: Sayıştay.
dadgeha lihevanînê: sulh mahkemesi.
dadibarand: yağdırmak yaylım ateşine tutmak.
dadibarîne: yağdırmak yaylım ateşine tutmak.
dadiberizand: saldırmak, taaruz etmek.
dadiberize: saldırmak, taaruz etmek.
dadibeşe: kısım, parça.
dadibeşîne: kısım, parça.
dadik: mürebbiye, dadı.
dadipale: damıtılmak, süzülmek.
dadmend: adaletli, meşru.
dadmendî: adli, hukukî.
dadparêz: hukukçu.
dadrês: hakim, yargıç.
dadrêsa jêpirsinê: sorgu hakimi.
dadrêsî: muhakeme, yargı, yargıçlık.
dadwer: adil, adaletli.
dadwerxane: adliye.
dager: 1.denetçi, müfettiş. 2.yokuş aşağı iniş.
dager kirin: denetleme, teftiş etme.
dagerî: denetçilik, müfettişlik.
dagir kirin: istila etmek, işgal etmek.
dagirtî: 1.dolu. 2.istila edilmiş.
dagirtin: 1.doldurmak. 2.istila etmek.
dahatin: iniş, inmek, yağmak.
dahatû: gelecek, müstakbel.
dahelîn: sarkmak.
dahelînandin: sarkıtmak.
dahênan: yaratmak, icat etmek.
dahêner: yaratıcı, mucit.
dahî: dâhi.
dahiştin: üzerinde düşünmek, mütalaa etmek.
dahol: davul.
dahol lêdan: davul çalmak.
daholjen: davulcu.
dahûrîn: analiz, analiz etmek, çözümleme, tahlil etmek.
dak: tuzak.
dak danîn: tuzak kurmak.
dakêşan: çekmek.
daketin: inmek, aşağı inmek, iniş.
daketinî: inik.
dalak: sünnetçi.
dalan: dehliz.
daleqandî: asılı, asılmış.
daleqandin: asmak.
dalît: kütük.
damalîn: süpürülmek.
daman: etek.
damarî: üvey anne.
dame: dama.
damezrandin: kurmak, tesis etmek, vücuda getirmek, yaratmak.
damezranêr: kurucu, müessis.
damezrek: kurum.
damilandin: (göz) yummak.
damilîn: yumulmak (göz için).
damûsk: yele.
dan: 1.vermek. 2.ödemek. 3.dövülmüş buğday. 4.günün üçte biri, öğün, vardiya.
dan bawer kirin: inandırmak.
dan ber çav: göz önüne sermek, göz önüne getirmek.
dan ber hey: 1.karşılaştırma, mukayese etmek. 2.kıyas, tasım.
dan bêrî kirin: özletmek.
dan bihîstin: duyurmak.
dan birîn: kestirmek.
dan cihê kirin: ayırtmak.
dan çap kirin: bastırmak.
dan dadgehê: mahkemeye vermek.
dan demanê: kiraya vermek.
dan der: dışa vurmak.
dan derbaz kirin: geçirtmek.
dan girî kirin: ağlatmak.
dan gotin: söyletmek.
dan guhêrbar: değiştirtmek.
dan hev: biriktirmek, toplamak.
dan hilavêtîn: atlatmak.
dan hûr kirin: ufaltmak, bozdurtmak.
dan kirin: yaptırmak.
dan leke kirin: lekeletmek.
dan lîstikin: oynatmak.
dan mêr: kocaya vermek.
dan nivîsîn: dikte ettirmek.
dan pey: kovalamak.
dan pîs kirin: pisletmek.
dan ser hev: üst üste koymak, toparlamak.
dan standin: aldırmak.
dan veqet: ayırtmak.
dan vexwarin: içirmek.
dan xwarin: yedirmek.
dan xwendinê: okutmak, tahsile vermek.
danasîn: tanıtmak.
danasînname: tanıtma belgesi.
dane: veri.
daneberizîn: saldırmazlık.
danezan: bildiri, beyanname, bildirge, duyuru, ilan, tebligat.
dang: bir hissenin altıda biri.
dangî: dışarıda hayvanlara yem verilen yer.
danîn: 1.indirmek. 2.koymak.
danîn holê: ortaya koymak.
danisqe: müstesna (insan için).
daniştin: 1.oturum, celse, duruşma. 2.oturmak, ikamet etmek, yerleşmek.
danok: ödenti.
dansal: mevsim, sezon, sömestr.
danû: kaynatılmış buğday.
danûstandin: alışveriş, teati.
danxav: çiğköfte.
danzanîn: bilgisine sunmak, ilan etmek, tebliğ etmek.
danzanînname: tebligatname.
dapalîn: damıtılmak, süzülmek.
dapalînandî: damıtılmış, süzülmüş.
dapalînandin: damıtmak, süzmek.
dapalînîn: damıtılmak.
dapêçîn: örtbas etmek.
daperîn: terslemek.
dapîr: büyükanne, nine.
dapîrk: oyunda ebe.
dapîtin: budamak.
daqurtandin: yutmak.
dar: 1.sonektir. veren, emreden, hükmeden anlamına gelir, fermandar (buyuran gibî). 2.meyve isimlerine göre ağaçları isimlendirir. 3.idam sehpası. 4.ağaç, odun.
dara gaxendê: Noel ağacı.
dara mêwîyan: meyve ağacı.
daraş: kartal.
daraz: hüküm, yargı.
daraz ajotin: hüküm sürmek.
daraz danîn: hüküm kurmak.
darazdar: yargıç, karar mercii.
darazkirî: hükümlü, mahkûm.
darazname: ilam.
darazxwarî: hükümlü, mahkûm.
darben: bıtım ağacı.
darbend: inşaat iskelesi, darboğaz.
darbenîşt: sakız ağacı.
darberû: mazı ağacı.
darbest: sedye.
darbir: kunduz.
darcixare: ağızlık.
darçîn: tarçın.
dardakirin: asmak.
dardarok: pandül, sarkaç.
darêj: döküm.
darêjk: form.
darêjnivîs: kompozisyon.
darêjxane: dökümhane.
darijandin: mobilize etmek.
darîn: ahşap.
daring: hammadde.
daristan: orman, ormanlık.
darizandin: yargılamak, hüküm vermek, hükmetmek.
darizîn: yargılanmak, hakkında hüküm verilmek.
darkutik: ağaçkakan.
darmazî: mazı ağacı.
daroxa: vergi memuru.
darqesp: palmiye.
darsêv: elma ağacı.
darteraş: marangoz.
dartewên: ağaç dallarına yetişmek için kullanılan uzun kanca.
das: orak.
dasî: kılçık.
daskêş: orakçı.
daşir: tuvalet.
davek: kayış.
daw: etek.
dawerîvandî: duru.
dawerîvandin: durulamak.
dawerivok: imbik.
daweşandin: silkelemek, silkmek.
daweşîn: silkinmek.
dawet: düğün, davet.
dawî: akıbet, son, sonuç, nihayet, final.
dawî dan: son vermek.
dawî hatin: sonu gelmek, sonuçlanmak
dawîn: sonuncu, nihai.
dawîyandin: sonuçla(ndır)mak.
dawk: bahis için konan para.
dawpiçûk: mini etek.
dawudî: kasımpatı.
dax: dağ.
dax dan: dağlamak.
daxistin: indirim, indirmek, indirgemek, iskonto, tenzilât.
daxuyanameya bêşê: vergi beyannamesi.
daxuyandin: belirtmek.
daxuyanî: belirti, açıklama.
daxwarin: (bir sözü) yutmak.
daxwaz: arzu, dilek, talep, istek.
daxwaz kirin: dilemek.
daxwazî: istem.
daxwazname: dilekçe.
dayende: veren, verici.
dayik: ana, valide.
dayîn: 1.tevdi, tevdî etmek. 2.vergi, vermek. 3.sütanne.
dayîna Xwadê: Allah vergisi.
dayîtî: annelik.
daz: pense.
dê: ana, valide.
dê bav: ebeveyn.
debar: geçim, maişet.
debara malê: aile geçimi.
debarî: nafaka.
debax: sepi, tabak.
debax kirin: sepilemek.
debaxî: sepicilik.
debaxker: sepici.
debdebe: debdebe, görkem.
debeng: 1.ahmak. 2.çakırkeyif, hafif meşrep.
debirandin: geçindirmek.
debîş: yapışkan şeyler, ağda.
def: davul.
def kirin: defetmek, savmak.
defne: defne.
defter: defter
deftera bîreweriyê: hatıra defteri
defterdar: defterdar.
degel: ihtiyatlı.
degel bûn: ihtiyatlı olmak.
degelî: ihtiyat.
deh: on.
dêh: köy.
dehandin: sindirim, hazmetmek.
dêhane: ökse otu.
dêhat: köy.
dehbe: vahşi.
dehemîn: onuncu.
dehî: adak, kurban.
dehifandin: itmek, itelemek.
dehkî: ondalık kesir.
dêhl: kancık.
dehlîz: dehliz.
dêhn: dikkat.
dêhn dan: dikkat etmek.
dêhn kişandin: dikkat çekmek.
dek: hile, entrika
dekan: dekan.
dekbaz: hileci, hilekâr.
dekor: dekor.
dêla: yerine.
delal: sevgili, aziz.
delav: 1.su kenarı. 2.yalak.
delew: kova burcu, 21.Ocak-19 Şubat.
delewêre: dalavere.
delfîn: yunus balığı.
Delhî: Delhi (paytextê Hindê).
dêlî: (üzüm) asma.
delîl: kanıt.
dêlmar: kertenkele.
dêlû: davulcu.
Dêlûk: Antep.
delûv: kova.
dem: 1.an, zaman, esna, çağ, dönem, lahza, müddet, süre, mühlet, vakit. 2.dem, kıvamına gelmek.
dêm: 1.susuz arazi. 2.yanak.
dem borîn: zaman aşımı.
dem girtin: demlenmek.
dem kirin: demlemek.
dema dahatû: gelecek zaman.
dema pêşîn: ilk çağ.
demagojî: demagoji.
deman: 1.zaman. 2.kira, icar.
dêman: yerleşik, ziraatçı.
deman kirin: kiralamak.
demançe: tabanca.
demandar: kiracı.
demandêr: kiralayan.
dêmar: bir kertenkele türü.
demarabor: geçmiş zaman.
dêmarî: üvey anne.
demdiyar: vade, mühlet.
demek: bir süre.
demet: demet.
dêmî: kadife.
demîn: vadeli.
deminan: bir zaman(lar).
demjmêr: saat.
demjmêr çend e: saat kaç?
demjmêr pênc e: saat beş.
demjmêra zendê: kol saati.
demjmêrsaz: saat tamircisi.
demkar: mesai saati.
demokrasî: demokrasi
demsal: mevsim, sezon, sömestr.
demsalî: mevsimlik.
den: küp.
dendik : çekirdek
deng: 1.ses, seda. 2.oy, rey. 3.denk, eşit, eşdeğer, muadil.
deng dan: 1.ses vermek. 2.oy vermek.
deng derxistin: ses çıkarmak.
deng kirin: seslenmek.
deng lê kirin: seslenmek.
deng vedan: akis, yankı, aksetmek.
dengbej: şarkıcı.
dengbir: susturucu.
dengdar: sesli, ünlü.
dengdêr: sesli, ünlü.
dengdêra dirêj: uzun sesli.
dengdêra kurt: kısa sesli.
dengegaz: ketum.
dengûbahs: ajans, haber.
dengweş: mikrofon, ahize.
Denîmark: Danimarka.
Denîmarkî: Danimarkalı.
denk: balya.
dep: tahta, kereste.
depîn: ahşap, doğrama.
deq: 1.benek. 2.vücuda yapılan dövme. 3.büyük aşık kemiği. 4.puan.
deqaq: ütü.
der: 1.hariç, dış. 2.yer.
dêr: kilise, manastır.
der kirin: çıkartmak, kovmak.
derabe: kepenk.
deramet: yeşillik, sebze.
derandin: çıkarmak, ihraç, ihracat, ihraç etmek.
deranîn: çıkarmak, ihraç, ihracat, ihraç etmek.
derav: su tevzi yeri.
derb: 1.darb. 2.vuruş, darbe.
derb lêdan: darbe vurmak.
derbar: hakkında.
derbaz be: geçmiş olsun!
derbaz bûn: geçme, aşma, intikal etme.
derbaz kirin: aşırtmak, geçirmek.
derbazbûnî: geçiş.
derbazbûyî: geçen.
derbazî: geçiş.
derbe: darbe.
derbend: derbent, iki dağ arasındaki dar geçit.
derbest: kapalı, mahfuz.
derbider: derbeder, hırpani.
derbûn: yara, sivilcelerin patlayarak cerahatin çıkması.
derbxane: darphane.
derd: dert, gaile, illet.
derd girtin: dertlenmek.
derdekopan: tetanos.
derdest : el altında ele geçirilmiş.
derdest kirin: yakalamak, tutmak, ele geçirmek.
derdestî: görülmekte olma, incelenmekte olan, yapılmakta olma, hemen yakalama, tutuklama.
derdestname : yakalama müzekkeresi.
derdnak: dertli.
dereng: geç.
dereng xistin: geciktirmek, tehir etmek, sürüncemede bırakmak.
derengman: gecikmek, geç kalmak.
derew: yalan, palavra, martaval.
derew gotin: yalan söylemek.
derew kirin: yalan söylemek.
derewandin: yalanlamak, tekzip etmek.
derewkarî: yalancılık.
derf: tulum.
derfet: olanak, imkân.
dergeh: giriş kapısı, büyük kapı, tekke.
dergevan: kapıcı.
dergistî: nişanlı.
dergûş: beşik.
derhûd: kefil.
derhûdî: kefillik.
derhûdname: kefaletname.
derî: kapı.
derî xêvê: bilinç dışı.
derîçe: kapakçık.
deridîn: dertleşmek.
dêrîn: geleneksel, ananevi, eski, asil, soylu.
derince: basamak, mertebe.
derindêz: merasim.
dêris: viran olmuş, talan edilmiş.
derîyê hawarê: imdat kapısı.
derîyê sereke: anakapı.
derizandin: çatlatmak.
derizîn: çatlamak.
derk: çatlak.
derkandin: çatlatmak.
derkenar: ilişikteki not.
derkerina bêhndanê: teneffüse çıkmak.
derketin: çıkış, çıkmak, zuhur etmek.
derketin holê: ortaya çıkmak.
derketin sertext: tahta çıkmak.
dermale: besi hayvanı.
derman: ilâç, derman.
derman kirin: ilaçlamak, pansuman yapmak, tedavi etmek.
derman xwarin: ilaç içmek.
dermanfiroş: eczacı.
dermankarî: pansuman.
dermanxane: eczahane.
dermatolojî: cildiye.
derpê: külot, don.
derpêgore: külotlu çorap.
derpêş: öngörme, göz önünde tutma, aklından geçirme.
derpêş kirin: öngörmek, göz önünde tutmak, aklından geçirmek.
dersal: eski zaman, eski yıllar.
dersik: ibret.
Dêrsim: Tunceli, ve kısmen Sivas, Erzincan ve Elazığ’ı kapsayan bölge.
dersok: yazma.
derûdor: etraf, çevre.
derûnî: iç aleme mensup olan.
derve: dışarı, dışarıda, dış, hariç.
derveşandin: dışarı göndermek.
derveşandinî: ihracat.
derveyî: dışarıdaki, dışla ilgili.
derveyî vênê: irade dışı.
derveyîn: dışarlık.
derwêş: derviş.
derwêşxane: tekke.
derxistin: çıkarmak.
derxistin holê: meydana çıkarmak.
derxistinî: ihracat.
derya: deniz.
deryaberfireh: engin deniz.
deryavan: denizci, bahriyeli.
deryavanî: denizcilik.
deryaya Qezwînê: Hazar Denizi.
deryaya Reş: Karadeniz.
deryaya Sipî: Akdeniz.
derz: çatlak, yarık.
derzî: iğne.
derzî lêdan: iğnelemek.
derzîdeq: toplu iğne.
derzîvan: terzi.
derzîxane: terzihane.
dêse: yabani koyun.
dest: el.
dest avêtin: el atmak, sataşmak, sarkıntılık yapmak, taciz.
dest bi karberdanê kirin: greve başlamak.
dest çirpandin: el çırpmak.
dest dirêjî: tecavüz hırsızlık.
dest girtin: el sıkmak.
dest hilanîn: el kaldırmak, cesaret etmek.
dest jê kişandin: vazgeçmek, feragat etmek.
dest kêşan: el çekmek, feragat.
dest kiş: el çekmek.
dest lêdan: dokunmak, ellemek.
dest pê kirin: başlamak, girişmek.
dest vekirî: eli açık.
dest xistin: edinmek.
destan.: destan
destar: el değirmeni.
destavxane: abdesthane, tuvalet.
destbelav: savruk, savurgan, müsrif.
destbelavî: savurganlık, israf.
destbelavî kirin: israf etmek.
destbend: kelepçe (el için).
destbeste: elpençe.
destbira: sağdıç, kan kardeşi.
destdan: temas.
destdan ser: el koymak, müsadere etmek.
destdirêjî: müdahale.
destdirêjî kirin: müdahalede bulunmak.
deste: 1.buket, deste. 2.takım (ask.).
destê hev girtin: tokalaşmak
destegir: yardımsever.
destek: 1.dayanak, takviye, yardım. 2.arkadaş grubu.
destekdan : desteklemek.
desteng: dar gelirli.
destgeh: atölye, tezgah.
destgehdar: tezgahtar.
destgîn: dizgin.
destgirtî: nişanlı.
desthelatî: yetki, otorite.
desthilatdar: otoriter, yetkili.
desthilatdarî: otoriterizm.
destik: tutamak, kol, kabza, kulp, sap.
destkar: elişi.
destkarî: el sanatları.
destkişandin: feragat.
destmal: mendil, el havlusu.
destmaye: elde kalan.
destnîgar: ressam.
destnîgarî: ressamlık.
destnimêj: abdest.
destnimêj girtin: abdest almak.
destnimêj şikandîn: abdest bozmak.
destnivîs: el yazması, el yazısı.
destpêk: başlangıç, giriş, bidayet.
destpeling: el yordamı.
destpelixî: sakar.
destrêşk: kıskaç.
destşok: lavabo.
destûr: 1.izin, cevaz, rıza, muvaffakat. 2.Zerdüşti dininde ruhani başakn. 3.kanun, köter.
destûr dan: izin vermek, rıza göstermek, muvaffakat etmek.
destûrname: izin belgesi, diploma, ruhsatname.
destûryar: mezun.
destûryar bûn: mezun olmak.
destûryarî: mezuniyet.
destvala: eli boş.
destxet: el yazısı.
destxwîn: eli kanlı.
destxwişk: kadının en yakın kadın arkadaşı.
destyar: cana yakın, sempatik, yardımcı.
dêş: dini müzik, ilahi.
deşt: ova.
dev: ağız.
dev avêtin: laf atmak.
dev jê berdan: vazgeçmek.
devaluasyon: devalüasyon.
devang: tıkaç.
devberedayî: abuk sabuk konuşan.
devbigotin: sözüne sadık.
devbiken: güler yüzlü, güleç.
devcaris: ağzı bozuk.
devdevî : abuk sabuk konuşan.
devdevkî: ağız üstü, yüz üstü.
devênî: münakaşa.
dever: bölge, yöre, havali.
deverî: mahalli, yerel.
deverû: yüzgöz.
devî: çalılık.
devik: kapak.
devîstan: çalılık.
devjenî: ağız tartışması.
devken: güleç, güler yüzlü.
devkî: sözlü, şifahi.
devling: paça, paçalı don.
devok: ağız, şive.
devtî: nişasta.
dew: ayran.
dêw: dev.
dewa: deva.
dewar: sığır
dewara reş: büyük baş hayvanlar.
dêwendam: dev boylu.
dewisandin: bastırmak, basmak, sıkıştırmak.
dewisîn: sıkılmak, sıkışmak, basılmak.
dewl: kuyu kovası.
dewlemend: varlıklı, zengin.
dewlemend bûn: zenginleşmek.
dewlemendî: zenginlik, varlık.
dewlet: devlet.
dewleta dadmend: hukuk devleti.
Dewleta Federe ya Kurdistanê: Kürdistan Federe Devleti.
Dewletên Yekbûyî yên Amerîka: Amerika Birleşik Devletleri.
dewletparêzî: devletçilik.
dewr: devir, dönem.
dewr kirin: devretmek.
dewran: 1.dönem. 2.şans talih
dews: iz, yer.
dewsde: vekil.
dewx: baş dönmesi.
dexel: sahte.
dexelî: sahtekârlık.
dexes: kıskanç.
dexesezar: hırçın, huysuz.
dexesî: kıskançlık.
dexisîn: kıskanmak, kıskandırmak.
dexl: tahıl, hububat.
deyn: borç, ödünç, verecek, borç, veresiye.
deyndan: borç vermek.
deyndar: borçlu.
deyndêr: alacaklı.
deynstandin: borç almak.
dezgeh: tezgah, kuruluş, teşkilat.
dezgehên dewletê: devlet kuruluşları.
dezî: iplik.
di cî de: 1.derhal. 2.makul, yerinde.
di dema xwe de: vaktinde.
di demekî de: vaktiyle, bir zamanlar.
di dîdariye de: görünürde.
di fêrgehê de man: sınıfta kalmak.
di gavê de: anında.
di hafa wî de: onun huzurunda.
di haşîtiyê de bûn: barış içinde olmak.
di hundurde: içerde.
di kêse re çûn: kestirmeden gitmek.
di nave de: içinde.
di rê de: yolunda.
di rewac ê de: geçerli, yürürlükte.
di saya wî de: onun sayesinde.
di şiyan ê de bûn: iktidarda olmak.
di vê babetê de : bu hususta.
di wê demê de: de o esnada.
di wê radêyê de: o esnada.
dibe: olur.
dibe binî: altta, dipte.
dibe ku: belki.
dibe nabe: olur olmaz.
dibistan: ilkokul.
dibistana mader: anaokulu.
dibit: belki.
dîdar: görünür.
dîdar bûn: görünmek.
dîdarî: görünürlük.
dîdevan: gözcü, rasat.
dîdevanxane: gözlemevi, rasathane.
difin: burun.
digel: beraber, birlikte.
digelhev: beraber, birlikte.
digelî: birliktelik.
digerm: sıcak kanlı, sempatik.
Dihok: Duhok.
dij: anti, karşı, aleyh, aksi, zıt.
dijber: karşıt, rakip muarız, muhalif.
dijberî: karşıtlık, muhalefet, tezat.
dijî: 1.karşıtlık, aksilik, terslik. 2.karşın.
dijîtî: karşıtlık, çelişki.
Dîjle: Dicle.
dijmin: hasım, düşman.
dijminahî: düşmanlık.
dijminî: düşmanlık.
dijraber: karşıt, çatışık, direnişçi.
dijraberî: direniş, direnişçilik, karşıtlık.
dijrabûn: ayaklanma, isyan.
dijûn: küfür, sövgü.
dijwar: güç, zahmetli, sert.
dijwar bûn: güçleşmek, sertleşmek.
dijwarî: zorluk.
dijwarî kişandin: güçlük çekmek.
dik: sahne, seki.
dîk: horoz.
dîklok: arpacık (silah için).
dil: gönül, kalp, yürek.
dîl: esir, tutsak, köle.
dîlan: dans, düğün.
dîlan girtin: dans etmek.
dilasan: müsterih.
dilawêr: cesur yürekli.
dilbawer: imanlı, mümin.
dilbaz: cilveli.
dilçepel: kötü kalpli.
dildan: gönül vermek, eğilim göstermek.
dildar: aşık, gönül vermiş.
dilêş: acıklı.
dilevîn: sevdalı.
dilfireh: sabırlı, geniş yürekli, rahat.
dilgeş: neşeli, mutlu, şen.
dilgiran: müşkülpesent, zor beğenen.
dilhebîn: eğilimli.
dilhişk: katı yürekli.
dîlî: kölelik.
dilik: naz.
dilîn: karasevda.
dilkêş: cazip, cazibeli.
dilkêş: cazibeli.
dilketî: aşık.
dilkoçer: hafif meşrep.
dilkul: gönlü yaralı.
dîlmaç: çevirmen.
dilme: rafadan yumurta.
dilnerm: yufka yürekli.
dilnexwaz: canı istemeyen, niyeti olmayan.
dilnizm: alçak gönüllü, mütevazı.
dilodîn: kararsız.
dilop: damla.
dilovan: sevecen, şefkatli, rahim, müşfik.
dilovanî: şefkat.
dilpak: temiz kalpli, hüsnüniyetli.
dilpakî: hüsnüniyet.
dilpîs: kötü kalpli.
dilq: kılık kıyafet.
dilrast: sadık, muhlis.
dilrawestin: kalp krizi.
dilreş: karamsar, kötümser, vehimli.
dilronî: temiz kalpli.
dilsar: isteksiz.
dilsaz: gönül yapıcı.
dilsivik: alçak gönüllü.
dilsoz: sözüne bağlı, güvenilir, sadık, vefalı.
dilşa: sevinçli, neşeli.
dilşikestî: kalbi kırık, buruk, kırgın.
dilşikestin: kırılmak
dilşkên: kırıcı.
dilteng bûn: canı sıkılmak.
diltengî: can sıkıntısı.
diltepîn: çarpıntı.
diltirsî: korkaklık, çekingenlik.
dilxav: ihmalkar.
dilxereng: gönül ateşi, gönül aşkı.
dilxwaz: arzulu, istekli.
dilxwazî: iyi niyetli.
dilxweş: memnun.
dilxweş kirin: gönül almak.
dilxweşî: memnuniyet.
dimatî: yerleşik, yerli.
dîmen: 1.görünüm, manzara. 2.boyut.
dîmeşore: makyaj malzemesi.
dims: pekmez.
din: öteki, diğer, gayrı, öbür.
dinok: çok küçük parçacık, zerre, miskal.
dinya: dünya.
dinyadîtî: görgülü.
dinyadîtin: görgü.
dinyanedîtî: görgüsüz.
dîq: gizliden bakma dikizleme.
diqdiqandin: gıdıklamak.
diqdiqîn: gıdıklanmak.
diraf: para, nakit, akçe.
dirafê gemarî: kara para.
dirafî: parasal.
diran: diş.
dirandin: yırtmak, parçalamak.
diranfîl: fildişi.
diranî: dişçilik.
diransaz: dişçi.
dirb: geçit, yol.
dirc: deniz kabuğu.
dirêj: uzun.
dirêj bûn: uzamak, temdit.
dirêjahî: uzunluk.
dirêjkî: uzunlamasına.
dirêşk: biz.
dirh: nişan, damga.
dirî: dikenli çalı, yırtık.
dirîn: yırtılmak.
dirinc: gulyabani.
dirinde: yırtıcı hayvan.
dirîreşk: böğürtlen.
dirix: esirgeme.
dirix kirin: esirgemek.
dirkandin: çıtlatmak.
dirm: bulaşıcı.
dîrok: tarih.
dîrokî: tarihi.
dîrokvan: tarihçi.
dirûn: dikiş, ekin biçme.
diruşm kirin: etiketlemek.
diruşme: etiket, slogan.
dirûtin: dikmek.
dirûv: çehre, vaziyet, hal, görünüm, eşkal.
dirûvandin: benzetmek.
dirûvîn: benzemek.
dirxandin kirin: esirgemek.
dîsa: yine, gene.
dîsgotin: nakarat.
dist: kazan.
distûr: düstur, düzgü, kaide, kural, norm, ilke, prensip.
diş: baldız.
dîtbar: görsel.
dîtbarî: görsellik.
dîtin: görmek, bulmak, görüş.
dîtir: başkası, öteki.
divê: elzem, gerek, icap, lazım, mecbur, zorunlu.
divêtbar: yükümlü, mecbur.
divêtî: ihtiyaç.
divêtin: gerekmek, elzem olmak, zorunluluk, ihtiyaç, mecburiyet, zaruret.
diviya be: icab ederdi ki.
dîw: bot. pazı
dîwan: 1.divan, zirve. 2.divan, sedir.
Dîwana berz: Yüce Divan.
dîwana pîrmendan: senato.
dîwane: divane.
dîwanxane: divanhane.
dîwar: duvar.
diyafram: diyafram.
diyalog: diyalog.
diyar: 1.açık, belli, bariz, belirli. 2.ülke, memleket. 3.görünür.
diyar bûn: görünme, belirme.
diyar kirin: açıklamak, belirtmek, belirlemek.
Diyarbekir: Diyarbakır.
diyardar: belirleyici.
diyarde: fenomen.
diyarî: armağan, hediye.
diyarî dan: armağan vermek.
diyarî kirin: armağan etmek, ithaf etmek.
diyax: dayanma, tahammül.
diyax kirin: tahammül etmek, dayanmak.
diyet: elzem, gerek, icap, lazım, mecbur, zorunlu.
diz: hırsız.
dîz: kale.
dizî: hırsızlık.
dîzik: çömlek, güveç.
dizîn: çalmak, aşırmak.
dobre: açık sözlü.
doç: kuyruk.
doçend: doçent.
doçka: roket.
dogma: dogma, inak.
dogmatîzm: dogmatizm.
Dojeh: Cehennem.
dol: 1.döl. 2.vadi.
dolan: dehliz, koridor.
dolav: çıkrık, dolap.
doliv: idare.
dolivger: idareci.
dolivgerî: idarecilik.
dom: süre, devam, idame.
dom kirin: sürmek.
domandin: sürdürmek.
domdar: devamlı, süreğen, sürekli, müzmin.
domdar bûn: müzminleşmek.
domk: sürek.
don: 1.içyağı. 2.sürünecek yağ.
doq: hödük.
doqik: topuz, cop.
dor: çevre, sıra, dolay.
dor hatin: sırası gelmek.
dor lê girtin: çevrelemek, sarmak.
dor lê hatin girtin: çevrelenmek, sarılmak.
doraxa: tahsildar.
dorbajar: banliyö.
dorgirtî: kuşatılmış, sarılmış, mahsur.
dorhêl: dolay.
dorinc: duman kalıntısı, kurum.
dormador: etraflı, kapsamlı.
dorparêzî: çevrecilik.
dorpêçayî: abluka altında mahsur.
dorpêçî: muhasara, abluka.
dorpêçî kirin: ablukaya almak, muhasaraya almak. muhasara etmek.
dorpî: törpü.
dorpî kirin: törpülemek.
dost: dost, yar.
dostane: dostça.
dostanî: dostluk.
dostik: metres.
doş bûn: dolanım, dönmek.
doşanî: sağmal.
doşav: pekmez.
doşavî: şerbet, şurup.
doşek: döşek.
doşik: seki.
dot: kız.
dotin: sağmak.
dotir: ertesi.
dotira rojê: ertesi gün.
dotira salê: ertesi yıl.
dotmam: amca kızı.
dox: sap.
doxîn: uçkur.
doxînsist: zampara.
doz: 1.dava, iddia. 2.ülkü, mefkure. 3.tez.
doz lê kirin: dava açmak.
dozdar: davacı, iddiacı.
dozger: savcı.
dozgerî: savcılık.
dozlêkirî: davalı.
dozname: dava dilekçesi, iddianame.
dram: dram.
dranên tefşik: kesici ön dişler.
drefş: 1.sancak, flama. 2.simge, sembol, rumuz. 3.önlük, iş önlüğü.
du: iki.
dû: duman.
dû kirin: tütmek.
du ta kirin: ikiye katlamak.
dualîparêzî: ikicilik.
dubare kirin: ikilemek.
dubendî: ikilik, nifak.
Dublîn: Dublin (İrlanda’nın başkenti).
dûbrang: avcı kuş.
ducan: iki ruhlu, iki canlı, gebe.
ducar: tekrar, tekerrür, yinelenme.
ducar kirin: ikilemek, tekrarlamak.
dûçar: maruz, maruz kalan.
dûçar bûn: maruz kalmak.
duçerxe: bisiklet.
dudeng: iki ünlü.
dûdik: düdük.
dudil: kararsız, ikircikli, mütereddit.
dudilî: kararsızlık, ikirciklilik, tereddüt.
dudo: iki.
dûello: düello.
dugihan: iki ruhlu, iki canlı, gebe.
duguh: yaba.
duh: dün.
duhêl: deri ip.
dûkan: dükkan.
dûkel: buhar.
dûkêş: baca.
dûmahî: devam, ard, arka.
dumen: dümen.
dûmir: körelme, dumur.
dûmirîn: dumura uğramak, körelmek.
dund: posa.
dûpişk: akrep.
dûr: uzak.
dûr ketin: uzaklaşmak.
dûr û dirêj: uzun uzadıya, enine boyuna.
dûrahî: uzaklık.
dûrbîn: uzak görüşlü, dürbün.
durd: çökelti, tortu.
durexî: iki taraflılık.
durr: inci.
durû: iki yüzlü, riyakâr.
durust: dürüst, kusursuz.
durûtî: iki yüzlülük, riya.
dûrxistin: uzaklaştırmak.
dûş: hiza, seviye, düzey.
dûşa aborî: geçim düzeyi.
duşaxe: difteri.
duşem: pazartesi.
duşîze: bakire.
dûv: kuyruk.
dûv re: sonra.
dûv sitêrk: kuyruklu yıldız.
dûveroj: gelecek, ati, istikbal.
duwem: ikinci, ikincil, tali.
duxaskan: loğusa.
duxaskanî: loğusalık.
dûyîn: sıvama.
dûz: düz.
duzîne: düzine.
e: 1.Kürt alfabesinin altıncı harfi. 2.evet.
ê: 1.Kürt alfabesinin yedinci harfi. 2.yeter.
eba: aba.
ebandin: sokuşturmak, sığdırmaya çalışmak.
ebeboz: ayak takımından kimse, bıçkın.
ebenûs: abanoz.
ecêb: garip, tuhaf.
ecêb dîtin: garipsemek.
ecêbî: acayiplik.
ecel: ecel.
ecem: acem.
ecemî: acemi.
ecemitî: acemilik.
ecer: acar, taze.
ecibandin: beğenmek.
ecîn: çiğköfte.
ecûr: acur.
edeb: edep, adab.
êdî: artık, gayrı.
edîtor: editör.
efendî: efendi.
eflatûn: menekşe rengi.
Efrîka: Afrika.
efsane: efsane.
efsanewî: efsanevi.
efsûn: afsun, büyü, sihir, tılsım.
efsûn kirin: büyülemek.
efsûnbaz: büyücü.
efsûndar: büyülü.
efsûnker: büyüleyici.
egîd: yiğit.
egîdî: yiğitlik.
ehliyet: ehliyet.
ehliyetname: ehliyet belgesi.
Ehremên: şeytan.
ehven: ehven.
ejdeha: ejderha.
ejnû: dirsek.
êkin: ekin.
ekonomiye piyaseya: serbest serbest piyasa ekonomisi.
ekran: ekran.
eksprês: ekspres.
êl: aşiret, kabile, taife.
elaf: tahıl tüccarı.
elal: her şeyin en ufağı.
elb: hububat ölçeği, kile.
elektronîk: elektronik.
eletewş: hiçbir yararı olmayan iş veya davranış.
Elewî: Alevi.
elfabet: alfabe.
eliqandin: birbirine dolamak.
elok: hindi.
em: biz.
êm: yem.
êm kirin: yemlemek.
eman: aman.
embar: ambar.
embaz: örnek, misal.
emûdî: dikey.
enayî: enayi.
enayîtî: enayilik.
encam: sonuç, netice, akıbet.
encax: ancak.
encumen: komisyon, encümen.
endam: 1.üye. 2.organ.
endamiya rûmetî: fahri üyelik.
endaze: geometri.
endazyar: mühendis, geometri bilgini.
enerjî: enerji.
enflasyon: enflasyon.
engiz: tahrik.
engizandin: tahrik etmek.
enî: alın, cephe.
enir: küsme, kızgınlık.
enirîn: küsmek, kızmak.
enirînandin: küstürmek.
enîşk: dirsek.
enstitû: enstitü.
enstitûya hevotinê: eğitim enstitüsü.
Entab: Antep.
erbane: tef.
erd: arazi, arz, kara, toprak parçası, yer.
erdhejîn: deprem.
erdnasî: jeoloji.
Erê: evet.
Ereb: Arap.
Erebî: Arapça.
Erebîstan: Arabistan.
Erebistana Seûdî: Suudi Arabistan.
erêkirin: olumlamak. tasvip etmek.
erênî: olumlu, olumluluk, müspet.
erêyandin: olumlamak. tasvip etmek.
êris: Hıristiyan liderleri için kullanılan bir ünvan.
êrîş: hücum.
êrîş kirin: hücum etmek, saldırmak.
êrîşkar: saldırgan, mütecaviz.
erjeng: vahim, dehşetli.
erjing: erguvan.
erk: erk, görev, ödev, vazife.
erkdin: görevlendirmek.
Ermen: Ermeni.
Ermenkî: Ermenice.
erşanî: eşinme.
erşêt: mirasta kadının payı.
êrxat: ırgat.
erxewan: şarap rengi.
erzan: ucuz.
erzanî: ucuzluk.
erzaq: erzak.
Erzingan: Erzincan.
Erzirom: Erzurum.
esans: esans.
eskene: keski.
esmer: esmer.
esrar: esrar.
esrarkêş: esrarkeş.
esreq: tavan.
estetîk: estetik.
êş: ağrı, ıstırap, sızı.
êşa can: can ağrısı.
êşa zirav: verem.
êşandin: ağrıtmak, acıtmak, incitmek.
êşbir: acı dindirici.
êşdar: acı verici, müessif.
êşîn: ağrımak, acımak, incinmek.
eşîr: aşiret, oymak.
eşkêl: çap.
eşkere: açık, aleni, aşikar, bariz.
eşkere bûn: açığa çıkma.
êşnasî: teşhis.
êşnasîn: teşhis etmek.
eşûre: aşure.
etar: gezgin satıcı.
etlahî: tatil.
ev: bu.
ev carê: bu kez.
evandin: sevmek.
êvar: akşam.
êvarkî: akşamleyin.
evçend: bu kadar.
evdal: yoksul, gezgin.
eve: işte.
evîn: aşk, sevgi.
evîndar: aşık, bağımlı, tutkun.
evraz: rampa.
evzel: makbul.
ew: o, şu.
ewan: bozguncu.
ewanî: bozgunculuk.
eware: avare.
ewiqandin: geciktirmek, oyalamak, rötar yaptırmak.
ewiqîn: oyalanmak, gecikme yapmak.
ewle: emniyet, güven, güvence, itimat, garanti.
ewle bûn: güvenmek.
ewledar: emniyetli, güvenilir, garantili, güvenceli.
ewlehî: emniyet, güven, güvence, itimat, garanti.
ewlehî dan: garanti vermek, güvence vermek.
ewlehî kirin: güvenmek.
ewlehiya civakî: sosyal güvenlik.
ewlehiya gişkî: kamu güvenliği.
ewlemend: yediemin.
ewlename: itimatname vermek.
ewr: bulut.
ewrahî: bulutlu.
ewran: parçalı bulutlu.
ewrî bûn: bulutlanmak.
Ewrûpa: Avrupa.
Ewrûpî: Avrupalı.
Ewustralya: Avustralya.
Ewustralyayî: Avustralyalı.
êxistin: düşürmek.
exlamûr: ıhlamur.
exlewik: tava.
eyan: ayan.
eyar: post.
eylo: kartal, heybetli.
eywan: ayvan, büyük geniş oda.
ez: ben.
ez bigorî: kurban olayım.
ez biwî bawer nakim: ona güvenmiyorum.
ezbenî: efendim.
ezbet: kabile, sülale, boy.
ezimandin: ağırlamak, karşılamak.
êzing: odun.
êzingvan: oduncu.
ezîtî: bencillik.
ezman: arş, gök.
f: Kürt alfabesinin sekizinci harfi.
fafik: kekeme, tutuk.
fal: 1.fal. 2.tek tırnaklı hayvanların cinsel arzularının kabarması.
falavêj: falcı.
falbêj: falcı.
falinc: felç.
falincî: felçli.
fanêle: kazak.
fanos: fanus, fener.
fantazî: fantazi.
Faris: Fars.
Farisî: Farsça.
fason: kesim, kumaş.
fasûlî: fasulye.
faş: yüz kızartıcı bir şeyden utanç duyma.
faşîst: faşist.
faşîzm: faşizm.
fatfatik: 1.kumru. 2.bir kertenkele türü.
fatik: bir kertenkele türü.
fatreşk: dalak.
fatûl: yük ipini sıkmak için kullanılan değnek.
fê: sara.
fêd: suyun çekilmesinden sonra oluşan kumlu arazi.
feda: feda.
feda kirin: feda etmek.
fedakar: fedakâr, özverili.
fedakarî: fedakarlık, özveri.
fêdar: saralı.
federal: federal.
fedî: utanç.
fedîkar: utangaç.
fêhma: anlayışlı, çabuk, kavrayan.
fêhmkirin: anlamak, kavramak.
fêkî: meyve, yemiş.
fekirin: bakmak.
fêl: 1.niyet. 2.hile.
fêlbaz: hilekar.
fêlbazî: hilekarlık.
felek: felek.
feleqe: falaka.
feliqandin: kavun karpuz vs.yi parçalara bölme fiili.
feliqîn: bölünmek.
felişandin: dağıtmak, feshetmek.
felişîn: dağılmak, fesh olunmak.
felît: dinamik, genç.
felq: kavun, karpuz salatalık vs.nin her bir parçası, eşyanın bir parçası.
felsefe: felsefe.
felsefî: felsefi
felte: kahpe.
fêm: anlak.
fêmbar: anlaşılır.
fen: fen.
fena: 1.gibi, aynısı. 2.fena, kötü.
fend: hile, tuzak
fênek: kurnaz, hilecî, üç kağıtçı, dalavereci.
fênekî: kurnazlık.
fenî: fenni.
feq: tuzak, kapan.
feq danîn: tuzak kurmak.
feqî: din öğrenimi gören öğrenci.
fer: tek, biricik.
fêr: ders, öğretim.
fêr bûn: öğrenmek.
feraset: algı, algılamak, anlak, idrak, kavrama yeteneği, zekâ.
feraş: 1.değirmen taşı. 2.fuarcı.
feraşî: fuarcılık.
Ferat: Fırat.
fêrbûnî: öğrenim, tahsil.
ferd: birey, fert.
ferdî: bireysel.
ferdparêz: bireyci.
ferdparêzî: bireycilik.
fêre: ibret.
fêre girtin: ibret almak.
ferenc: keçe.
ferfûr: porselen, seramik, çini.
fêrgeh: dershane.
fêrgeh: okul, sınıf.
ferheng: lügat, sözlük.
ferhengok: küçük sözlük, cep sözlüğü.
ferîbot: feribot.
fericîn: seyretmek.
fêris: zeki, çalışkan.
fêrisîn: kavrayış.
fêrist: fihrist.
ferîşte: melek, peri.
ferman: buyruk, emir.
ferman kirin: buyurmak, emretmek
fermanbar: buyruğa uyan.
fermanber: buyrulan.
fermandar: buyuran, komutan, amir.
fermanderya: amiral.
fêrmend: öğretici, öğretmen.
fêrmendê: bayan öğretmen.
fermî: resmi.
fermo: buyurun.
fermûar: fermuar.
fersend: fırsat.
ferş: büyük yassı taş.
ferûc: piliç.
ferx: erkek piliç.
ferxe: geveze kadın.
ferxes: tam kısırlaştırılmamış hayvan.
ferxik: yavru.
feryad: feryat.
ferz: farz.
ferzende: âlim, bilgin.
ferzîn: vezir (satrançta).
fetilîn: dolanmak.
fetilînandin: dolamak.
fetiq: fıtık.
fetisandin: boğmak.
fetisîn: boğulmak.
fetisok: boğucu, bunaltıcı.
fetrûm: aşı.
fetrûm kirin: aşılamak.
fewikandin: bir işi veya şeyi elden kaçırmak.
fewikîn: bir işin veya şeyin elden kaçması.
feyîzdar: verimli.
feylezof: filozof.
fêz: gurur, mağrur.
fihêl bûn: temize çıkmak, aklanma, hakkını helal etmek.
fik: burkulma.
fîk: 1.ıslık. 2.bir cins bezelye.
fik bûn: burkulmak.
fîkandin: ıslık çalmak.
fikirîn: düşünmek.
fîl: fil.
fîlal: sandalet.
filan: filan.
filaster: plaster.
filç: basık burunlu.
fileh: fellah, gayrimüslim, reaya.
fîlik: tiftik.
filînta: filinta.
filîte: müstehcen.
filitîn: kurtulmak, kurtuluş.
filîz: filiz.
fîlm: film.
filûqe: filika.
fîncan: fincan.
find: mum.
finfinok: düzmece.
finik: yavru katır.
fînik: köpek yavrusu.
Fînland: Finlandiya.
Fînlandî: Finlandiyalı.
fir: uçuş, uçmak.
firandin: uçurmak.
firaq: kap, kap kacak.
firaqşok: bulaşık makinası.
firar: firar.
firavîn: öğle yemeği.
firawan: kapsamlı, şümullü.
firçe: fırça.
firdik: kırıntı.
firdikandin: ufalamak.
fîre dan: fire vermek.
fireh: geniş, bol.
fireh bûn: genişlemek, bollaşmak.
firehî: bolluk, genişlik.
firengî: alafranga.
firêz: ayrık otu.
firfat: yırtık-pırtık elbise.
firfirok: fırıldak.
firgeh: uçuş yeri.
firîn: uçmak.
firinde: uçak.
firingî: domates.
firisîn: bir yere zorla tıkılmak, bastırılarak bir yere sokulmak.
firîw: dolandırıcılık.
firîw kirin: dolandırmak.
firîwandin: dolandırmak.
firk: 1.kramp, kasınç.2. seyrek.
firkandin: çitilemek, ovmak.
fîrket: firkete.
fîrma: firma.
firne: fırın.
firnik: burun delikleri.
firo: anız.
firok: uçucu.
firoşkar: satıcı.
firotin: satış, satmak.
firotingeh: dükkân, mağaza.
firş: sabır.
firşteng: sabırsız.
firûze: firuze.
firûzeyî: firuze rengi.
fis: sessiz yellenme.
fisdeq: fıstık.
fisdeqa erdê: yer fıstığı.
fisdeqa qajê: çam fıstığı.
fisdeqên Dêlûkê/Ruhayê: Antep/Urfa fıstığı.
fîsel: sık sık sıvışan, kaytaran kimse.
fiske: fiske.
fîsqat: dalda kuruyan üzüm salkımı.
fîstan: entari, fistan.
fîstik: fiske.
fistikandin: burkmak.
fistoqî: başıboş gezen kimse, salak.
fiş: boş, anlamsız.
fişal: mübalağa, abartma, abartmalı.
fişal kirin: abartmak, mübalağa etmek.
fişar: saçma laf.
fişar kirin: saçmalamak.
fişarde: saçma laf.
fîşeng: fişek.
fişîn: fışırdamak.
fişîn kirin: sümkürmek.
fît: 1.kışkırtma. 2.eşit kalma.
fît bûn: ödeşmek.
fît kirin: kışkırtmak.
fitar: iftar.
fitar kirin: oruç açmak.
fitîl: fitil.
fitilok: kavis, viraj.
fitiq: fıtık.
fitlonek: sapak.
fitrak: kemend.
fitrik: şişe mantarı.
fîxan: figan, feryat.
fiyoz: elektrik sigortası.
fîz: çalım.
fîz avêtin: çalım atmak.
fîza: çalımlı, kibirli.
fîzar: sızlanma.
fîzar kirin: sızlanmak.
fobî: fobi.
fodil: zarif.
fok: fok.
fol: yasemin.
fon: fon.
fors: sükse.
fort: palavra.
fosfor: fosfor.
fosil: fosil.
fote: ferace.
foto: fotoğraf.
fotokêş: fotoğrafçı.
fotokopî: fotokopi.
Frans: Fransa.
Fransî: Fransız.
Franskî: Fransızca.
frên: fren.
frêna hawarê: imdat freni.
frengî: alafranka.
fuhûş: fuhuş.
fûr: taşkın.
fûrandin: taşırmak.
fûrîn: su, süt gibi şeylerin taşması fiili.
g: Kürt alfabesinin dokuzuncu harfi.
ga: öküz.
ga dan: ineği boğaya çekmek.
gaboxe: Afrika öküzü.
gac: yumak.
gadane: burçak.
gadêr: çift öküzlerini otlatan kimse.
gadoş: topraktan yapılan iri bir çanak.
gagolekî çûn: emeklemek.
gakovî: bufalo.
gal: ses, seda.
gala: gala.
galerî: galeri.
galgal: çene çalma, laflama, dedikodu.
galim: birinin üzerine yürüme, dalaşma.
galte: mizah.
galtevan: mizahçı.
galtin: mizah yapmak fiili.
galûk: mahmuz.
galûk kirin: mahmuzlamak.
galûm: topuz.
gam: döğen.
gamêş: erkek manda.
gamil: omuz başları.
gamisk: misk sığırı.
gandêr: fahişe, kahpe, iffetsiz.
gandêrî: fuhuş, fahişelik.
ganek: isterik dişi.
gangil: kıvırcık.
gangilok: gelincik, kıvırcık (saç).
ganigan: müshil.
gar: gar.
garaj: garaj.
garan: sığır sürüsü.
garis: darı.
garisê misrî: mısır.
garîte: mertek.
garte: kızak.
gasik: maşa.
gasin: köy meydanı.
gasingeh: büyük meydan.
gav : 1.adım. 2.kadem. 3.an.
gavan: sığırtmaç.
gavber: rakip.
gavdan: adımlamak.
gavek: bir adım, bir an.
gavek berê: bir an evvel.
gavin: mesafe, atış mesafesi.
gawestî: yerleşik.
gawir: gâvur, kafir.
gawirî: gavurluk.
gawuk: tahta biti, tahta kurusu.
Gaxend: Noel.
gayîn: cinsi münasebette bulunmak, çiftleşmek.
gayz: kerpeten.
gaz: 1.arşın (68 cm). 2.gaz 3.tepenin üst noktası.
gazbir: manifaturacılıkta makasçı.
gazdan: gazlamak.
gazî: çağrı, celp.
gazî kirin: çağırmak.
gazîname: çağrı kağıdı.
gazinc: sitem, yakınma, sızlanma, serzeniş.
gazinc kirin: yakınmak, serzenişte bulunmak.
gazincdoyi: serzenişte bulunan, yakınan.
gazind: sitem, yakınma, sızlanma, serzeniş.
gazîno: gazino.
gazîvan: tellal.
gebirge: büyük davul.
geç: alçı, tebeşir.
gêç: ibre.
geçkarî: alçı ile çalışma.
geda: yoksul, sefil, dilenci kız çocuk.
gedandin: yiyecek dilendirmek.
gede: erkek çocuk.
gedûg: gedik
gef: tehdit.
gefandin: tehdit etmek
gefîn: tehdit edilmek.
gefok: tehditkar.
gefxwarin: tehdit etmek
geh: 1.bazen, zaman. 2.bağlantı, boğum, eklem, mafsal.
gehînek: bağlantı.
gehîştî: 1.olgun. 2.kavuşan, ulaşan.
gehîştin: 1.kavuşmak, ulaşmak. 2.olgunlaşmak, kemale ermak.
gehîştinî: olgunluk.
gêj: sersem.
gêj bûn: sersemlemek, başı dönmek.
gêjde: sersem, yarı deli.
gêjlok: 1.kar lapası. 2.başparmak otu, kurtpençesi.
gêjnok: maydanoz.
gel: halk, cumhur.
gelac: münakaşacı.
gelacî: münakaşa
gelacî kirin: münakaşa etmek.
gelale: model, numune, müsvedde, taslak.
Gelarêzan: Akrep Burcu.
Gelawêj: 1. 21.Ağustos 20 Eylül’e tekabül eden ay, Ağustos ayı. 2.Venüs.
gêlaz: kiraz.
gele: küme, zümre.
gêle: karınca.
gêle girtin: karıncalanmak.
gelek: bir hayli, çok, epey(ce).
gelemperî: genel, kamusal.
gelemperî bûn: genelleşmek.
gelemperî kirin: genellemek.
gelemşe: arbede, ihtilaf, izdiham, karışıklık.
gelemşemişandin: karıştırmak.
gelemşemişîn: karışma.
gelêrî: halka dair, anonim.
gelêş: humuslu toprak.
gelhe: nüfus.
gelhename: nüfus kütüğü.
gelî: 1.ey! 2.boğaz, vadi. 3.çoğul ünlemi.
gelî hevalan: ey arkadaşlar.
gelifandin: toz haline getirmek.
gelo: acaba.
gelparêz: halkçı.
gelparêzî: halkçılık.
gelşe: problem, sorun mesele, fikir ayrılığı.
gelû: dairenin merkezi.
gelviçîn: 1.gücenmek. 2.ayak altında veya bir şeyle ezilmek.
gem: gem.
gem kirin: gem vurmak.
gemar: kir, pasak.
gemar kirin: kirletmek.
gemarî : kirli.
gemarî bûn: kirlenmek.
gembol: erkek köpek.
gemirîn: kan, pislik vs. ye bulanmak.
gemş: güreşmek.
gemşandin: güreştirmek.
gemşîn: güreşmek.
gemşo: güreşçi.
gen: gen.
genandin: kokutmak.
gencîne: define, hazine.
gendel: hantal.
general: general.
gengaz: olanak.
gengeşî: tartışma, münazara.
gengeşî kirin: tartışmak.
genî: kokmuş.
genî bûn: kokmak.
genijîn: kokuşmak, çürümek.
genim: buğday.
genimî: buğday tenli.
genjandin: kokutmak, çürütmek.
gep: 1.avurt, yanak. 2.lokma.
geprûg: kursak.
ger: 1.eğer, şayet. 2.gezi, gezinti, turizm, tur, seyahat, dolanım, deveran.
gêr kirin: devirmek.
geran: dolaşmak.
gêran: baliğ.
gerandin: 1.gezdirmek. 2.dolaştırmak.
gêranî: buluğ.
gerav: girdap.
gerçî: gerçi.
gerdêle: at arabası.
gerden: gerdan.
gerdenî: gerdanlık.
gerdî: dolaşılmış.
gerdiş: araç.
gerdûn: evren, kainat.
gerdûne: araba.
gerdûnî: evrensel.
gerdûnî bûn: evrenselleşmek.
gere: gerek, gerekli, lazım, elzem.
gêre: harman dövme işi, harmanlama.
gêre kirin: harman dövmek.
gerek: gerek, gerekli, lazım, elzem.
gerek e: gereklidir.
geremol: kalabalık.
gêrevêre: hengame, fuzuli şeyler, öteberi.
gerew: rehine.
gergef: gergef.
gerger: taşlık.
gerîh: yeşil badem, çağla.
gêrik: karınca.
gerîn: gezmek, dolaşmak.
gerînandin: yönetmek.
gerînek: anafor.
gerînende: yönetim.
gerînendêr: yönetici.
gerîngeh: daire (ev), yönetim dairesi.
gerisandin: çiğnetmek, ezmek.
gerisîn: çiğnenmek, ezilmek.
geriyan: dolaşmak.
germ: sıcak.
germ bûn: kızmak, ısınmak.
germ kirin: ısıtmak.
germahî: sıcaklık.
germav: kaplıca, ılıca.
germdar: hararetli.
germî: ısı, sıcaklık, hararet.
germiçang: eksen.
germijandin: ılıtmak.
germijank: ısıtıcı.
germijîn: ılışmak.
germijok: sıcaktan dolayı deride sivilce çıkması. ısırgan, isilik.
germik: kaplıca.
germixîn: yemeğin sıcaktan bozulması.
germiyan: kışlak.
germjmêr: termometre.
gernas: gezmiş, görmüş, kahraman, yiğit.
gernasî: yiğitlik.
gerok: turist, gezgin.
gers: ılgın otu.
gerûşe: gazap, afet.
gerwêrk: gezegen.
gêsû: belik, saç örgüsü.
geş: gür, parlak.
geş bûn: serpilme, gelişme.
geş bûyî: gelişmiş.
geş kirin: şenlendirme, gürleştirme (ateş vb. için).
geşt: 1.gezi, seyahat, tur. 2.sadaka.
gever: sayfa kenarı.
gevizîn: debelenmek, ağınmak.
gevz: eşinme, debelenme, ağınmak.
gevzol: karmakarışık saç.
gewad: pezevenk, kavat.
gewc: budala, ahmak.
gewer bûn: gebermek.
gewez: kızıl.
geweze: geveze, zevzek.
gewher: 1.cevher, ziynet, eleman, element. 2.çakır.
gewixandin: boğazlamak, çullanıp boğmak.
gewmende: aylak, çalgıcı, köçek.
gewr: gri, kır.
gewr bûn: ağarmak.
gewre: büyük, iri, muazzam, kocaman.
gewrî: gırtlak.
gez: 1.ısırık, ısırma. 2.süpürge otu, ılgın otu.
gez kirin: ısırmak.
gezandin: ısırmak.
gêzer: havuç.
gezgezok: ısırgan otu.
gezik: süpürge otu, ılgın otu.
gêzik: süpürge.
gêzikvan: süpürgeci, çöpçü.
gêzirandin: oyalamak.
gêzirîn: oyalanmak.
gezne: egzama.
gezo: kudret helvası,
geztin: ısırmak.
gibîse: artık yıl.
gidî: gidi.
gidîno: gidiler.
gidîş: sap yığını.
gidîyano: gidiler.
gihan: 1.kavuşmak, yetişmek. 2.can, ruh.
gihan hev: birbirine kavuşmak.
gihandar: canlı.
gihandarparêzî: cancılık.
gihanek: 1.aşama, merhale, safha. 2.bağlaç.
gihansûz: korkunç.
gihar: sığ, suyun sığ yeri.
gihaştî: yetkin, kamil.
gihaştin: yetişmek, ulaşmak, tekamül etmek, vuslat.
gihêj: atım.
gîhev: ikramiye.
gij: 1.şiddetli. 2.dağınık. 3.hayvanların çiftleşmeye teşvik etme ünlemi.
gijgêje: hava hortumu.
gijgijîn: horozlanmak.
gijik: taranmamış, dağınık sak.
gijîn: hayvanların çiftleşmesini sağlama fiili.
gijnîj: kişniş otu.
gîl: çamur.
gilahe: ganimet.
gilare: çene altında sarkan gerdan.
gilaxe: palaz.
gilaxe bûn: palazlanmak.
gilêne: gözde saydam tabaka.
gilgil: akdarı.
gilî: şikâyet.
gilî kirin: şikayet etmek.
gilik: klitoris.
gilîker: şikayetçi.
gilîserîn: gliserin.
gilîvan: şikayetçi.
gilm: budak.
gilmik: 1.budak. 2.tümör.
gilok: çile, yumak.
gilokîn: yuvar.
gilokîna sor: alyuvarlar.
gilokîna spî: ak yuvarlar.
gilor: meşe kozalağı.
gilp: lappadak, ani.
gilyaz: kiraz.
gincî: hayvanlarda kuyruğa yapışıp topak hale gelen pislikler.
gincir: yırtık, pırtık kumaş.
gindirandin: yuvarlanmak.
gindirîn : yuvarlanmak.
gindor: 1.yuvarlak. 2.loğ. 3.kavun.
ginî: beze.
ginû: sandal ağacı.
gir: tümsek, tepe.
gîr: kabız.
giram: hürmet, saygı, ihtiram, iltifat.
giram girtin: iltifat etmek, itibar etmek, saygı göstermek.
giram negirtin: saygısızlık etmek.
giramgir: saygılı, değerli.
giramî: itibar, saygı.
giramnegir: saygısız.
giran: ağır.
giran bihîstin: ağır işitmek.
giran bûn: ağırlaşmak.
giranî: ağırlık.
girar: pilav.
girav: ada.
girave: yarımada.
girdav: su alaborası.
girê: 1.düğüm, bağ, bent, ilmik. 2.yumru.
girêba: tümör.
girêcan: ruhsal sıkıntı, kompleks.
girêçik: eklem.
girêdan: düğümlemek, bağlamak.
girêdank: ilinti.
girêdar: bağlayıcı.
girêdayî: bağımlı, bağlı.
girêft: girift.
giregir: kodaman, önemli kişi.
girêhişk: kör düğüm.
girgîn: hiddet, kırgınlık.
girgirok: çocuk arabası.
girî: ağlama
giriftar: karışık.
girik: 1.höyük, tümsek, tepe. 2.hamur yumağı.
girîn: ağlamak.
giring: önemli, mühim, ehemmiyetli.
giring girtin: önemsemek.
giringahî: önem.
giringî: önem.
girmik: yumruk.
girnaz: pürüz.
girnazî: pürüzlülük.
girnoz: kepekli, kaba öğütülmüş.
giro: uyuz, nefret.
gîro bûn: tehir olmak.
gîro kirin: tehir etmek.
girole: yük arabası.
girover: küre, toparlak, yuvarlak.
girs: iri, kocaman.
girs bûn: irileşmek.
girse: kitle.
girsehêz: koskoca, güçlü kuvvetli.
girsî: irilik.
girş: direk.
girte: tutanak, zabıt.
girte girtin: zabıt tutmak.
girtek: alındı, makbuz.
girtenivîs: zabıt katibi.
girtî: 1.kapalı. 2.tutuklu, mahpus, yakalanan.
girtin: 1.kapama. 2.yakalamak, alıkoymak.
girtin dest: ele almak
girtin naveroka xwe: içermek, kapsamak.
girtin serxwe: üstlenmek.
girtina heyvê: ay tutulması.
girtina hîvê: ay tutulması
girtina nêveroka xwe: içermek, kapsamak.
girtinxwe: kanıksamak.
girtiyar: alıcı, almaç.
girtole: iriyarı adam.
girûz: pürüz
girûzî: pürüzlü.
gîsin: saban demiri.
gîsk: keçi yavrusu, çepiş.
gişk : hepsi, toplu, toptan.
gît: bela, badire, musibet, varta.
gitî: dünya.
givar: cana yakın, munis.
givêr: hazım, özümleme.
givêrîn: hazmetmek, özümlenmek.
givîj: akdiken.
givir: yabani kedi.
givîşk: kasıntı.
givîşk bûn: kasılmak.
givrik: gürbüz, gevrek.
giya: ot, bitki, nebat.
giyabenîşt: kedi ayağı otu.
giyahurç: avize ağacı.
giyajûn: şifalı ot.
giyan: ruh, tin.
giyandar: canlı, ruhlu.
giyanî: ruhsal.
giyanzanî: ruhbilim.
giyaşermîn: mimoza.
giyaxwer: otçul.
giyayi: bitkisel.
gîzan: ustura, jilet.
gîzme: çizme.
gizvanok: bukle.
gog: top.
goga lingan: ayaktopu.
goga masê: masa tenisi.
gogerîn: mayıs böceği.
gogîerd: yer küre.
gol: 1.gol. 2.göl.
golavêtin: gol atmak.
gole: öncü hayvan.
golik: buzağı.
golim: kasık.
gom: köm (ilkel ev).
gomak: golf oyunu.
gon: renk.
gonarû: beniz.
gonc: kütük, kurumuş ağaç ya da iri bitki kökü.
goncal: çukur.
gonce: gonca.
gonî: boya, renk.
gonî kirin: boyamak, renklendirmek.
gonîker: boyacı.
gonîn: boyanmak
gonîxane: boyahane.
gopal: asa, baston.
gor: 1.göre, nispet. 2.mezar, türbe, kabir.
gor kirin: defnetmek.
goran: mera.
goranî: göreceli, izafi, nispeten.
gore: çorap.
gorewilk: vaşak.
gorî: kurban, kurban olmak.
gorî kirin: kurban etmek, mezara koymak, gömmek.
gorîbim: kurban olayım! mezara gireyim.
gorîçe: mezar taşı.
gorîl: goril.
gorim: kadının kocasının kız kardeşi, görümce.
goristan: mezarlık.
gorivan: mezarcı.
gormiz: hardal.
goşe: köşe, açı.
goşebend: köşebent.
goşepîv: açı ölçer, iletki.
goşkar: ayakkabıcı, köşker.
goşt: et.
goştê dewaran: sığır eti.
goştê hûrkirî: kıyma.
goştfiroş: kasap.
goştxwer: etobur.
gotar: söylev, hitabet, nutuk.
gotarbêj: hatip, spiker.
gotarvan: hatip, spiker.
gotegot: rivayet, söylenti, şayia.
gotin: 1.söz, güfte, laf. 2.kelime. 3.söylemek.
gotinên pêşiyan: atasözü.
gotinî: söylenmiş.
gotyar: anlatıcı.
gov: ağıl.
govan: tanık, şahit.
govanê çavkî: görgü tanığı.
govanî: tanıklık.
govend: halay, dans.
govendgêr: halaycı.
govendkêş: halay çeken.
goya: güya, sözüm ona.
goyîn: nöbet, nöbet beklemek.
goyîndar: nöbetçi.
gram: gram.
Grek: Yunan.
Grekî: 1.Yunanistanlı, Grek. 2.Yunanca.
Grekîstan: Yunanistan.
gû: bok.
gûç: dik açı.
gûçik: kulak memesi.
gûfik: püskül.
guh: kulak
guh lê kirin: dinlemek, kulak vermek.
guh nedan: kulak vermemek, savsaklamak.
guh vît kirin: kulak dikmek (hayvanlar için).
guhan: meme.
guhar: küpe.
guhartin: değiştirmek, dönüştürmek, tebdil.
guhaztin: nakletmek, transfer etmek, nakil.
guhdar: dinleyici.
guhêrbar: değişken.
guhêrbarandin: değiştirmek.
guhêrbarî: değişkenlik.
guherçîle: güherçile.
guherîn: 1.değişim. 2.değişmek.
guhesin: cüruf.
guhêzbar: değişken, seyyar.
guhik: kulakçık.
guhnedar: fütursuz, kayıtsız.
guhnedarî: kayıtsızlık, fütursuzluk.
guhûr: çöp, artık, süprüntü.
gul: gül.
gul qedîfe: kadife çiçeği.
gulac: 1.tomurcuk. 2.güllaç.
Gulan: Mayıs ayı.
gulat: yumru.
gulav: gülsuyu.
gulberojk: ayçiçeği.
gulçan: yumrulu bitkilerin yumrularını çıkarmak için kullanılan ucu demirli alet.
gulçîn: gül deren, gül eken.
guldank: saksı, vazo.
guldeste: antoloji.
gule: mermi, kurşun.
gulfîdan: gül fidanı
gulgîn: gül renkli, gül yüzlü.
gulhingivîn: hanımeli.
gulî: dal, örük.
gulik: püskül.
gûlik: çiriş otu.
gulkelem: karnabahar.
gulnesrîn: yabanî gül.
gulp: yudum.
gulperî: deniz kızı.
gulşen: gül bahçesi, güllük.
gulte: kayıkçı küreği.
guman: 1.şüphe. 2.ihtimal, olasılık, tahmin.
guman bar: sanık, şüpheli.
guman kirin: sanmak, zannetmek, tahmin etmek.
gûmez: kubbe, kubbeli bina.
gûmik: parmak uçları, parmak uçlarının yumuşak kısmı.
gumîn: uğultu, uğuldamak, zonklamak.
gumlat: öbek.
gumre: kalabalık.
gumreş: evhamlı, kuruntulu.
gumreşî: evham, kuruntu.
gun: testis.
gunc: yeraltı su borusu.
guncan: fels. kapsam.
guncandin: kapsamak.
gund: köy.
gundî: köylü.
guneh: 1.suç, günah, cürüm. 2.zavallı, yazık.
gunehkar: suçlu, günahkar.
gungulî: sık, gür.
gupik: kapı tokmağı.
gur: 1.gür. 2.kurt.
gurandin: derisini yüzmek.
gurçik: böbrek.
gurep: kabakulak.
gurêx: kurtboğan köpek.
gurêz: sakınma, içtinap.
gurêzandin: sakındırmak.
gurêzîn: sakınmak.
gurî: 1.flama. 2.uyuz.
gurîn: gürlemek.
guriz: kedi kulağı.
gurmij: hücum, saldırı.
gurmijandin: hücum ettirmek, saldırtmak.
gurmîn: 1.gümbürtü, gümbürdemek. 2.hücum etmek, saldırmak.
gurz: gürz
gûsêtrik: ateşböceği.
gûstêr: göktaşı.
gustîl: yüzük.
gustîla nîşanê: nişan yüzüğü.
guş: kendir bitkisi, elyaf.
gûşî: salkım.
guvaguva: yavaş yavaş, peyderpey
guvaştek: sıkacak.
guvaştin: sıkmak.
guvik: fırıldak.
guvîn: vınlamak.
guwerte: güverte.
gûz: ceviz.
guzaf: boş laf.
gûzek: ayak topuğunun üstündeki ceviz biçimindeki kemikler.
guzergah: güzergah, geçilecek yol.
guzik: kozalak.
guzvan: yüksük.
h: Kürtçe alfabesinin onuncu harfi.
ha: 1.seslenirken seslenilen isim ya da zamirin başına getirilen ünlem(ha elî, ha dayê gibi). 2.ne var anlamında ünlem.
hacet: avadanlık, cihaz, hacet, alet.
hacî: hacı.
hacîreşk: kırlangıç.
haf: huzur, nezd.
haham: haham.
hal: hal, durum, vaziyet.
hal ev e ku: oysa(ki).
halan: nara, birbirine cesaret vererek bağırma.
halê destpêkê: başlangıçtaki hali.
halet: alet, saban.
halter: halter.
haltervan: halterci.
hanîn: getirmek.
har: kuduz, azılı, azgın.
har bûn: kudurmak, azmak.
har kirin: kudurtmak, azdırmak.
harem: harem.
harsim: koruk.
haş: barışık, sakin, suskun.
haşhaş: haşhaş, afyon.
haşî: barışıklık, suskunluk.
haşîtî: barışıklık, suskunluk.
haşîtîparêz: barışçı.
hatin: gelmek.
hatin axaftin: konuşulmak, görüşülmek.
hatin bingeh kirin: alçaltılmak.
hatin bîr kirin: unutulmak.
hatin dan: ödenmek.
hatin derewîn: yalancı.
hatin efsûn kirin: büyülenmek.
hatin fal: dalap olmak.
hatin gazî kirin: çağrılmak.
hatin girtin: kapanmak, yakalamak, almak.
hatin holê: vuku bulmak, oluşmak, meydana gelmek.
hatin mahr kirin: nikahlanmak.
hatin pêçan: sarılmak.
hatin pêk: oluşturulmak.
hatin pesnandin: övülmek, takdir edilmek.
hatin pêş: ileri gelmek.
hatin peyiv: konuşulmak.
hatin pişaftîn: asimile olmak.
hatin qat bûn: katlanmak.
hatin tawanbar kirin: suçlanmak.
hatin xapînandin: 1.aldatılmak. 2.kandırılmak. 3.yanıltılmak.
hatina gotinê: söz gelişi.
hatinpê: meydana gelmek oluşmak.
havêyn: maya.
havî: sürüsünden ayrılıp başka sürüye katılan hayvan.
havil: çıkar, istifade.
havil bûn: çıkar sağlamak.
havîn: yaz.
havîngeh: yazlık, sayfiye.
havînî: yazlık, sayfiye.
havlêk: süpürge.
hawan: havan.
hawar: imdat, medet.
hawe: 1.uygun, elverişli, müsait. 2.metot, yöntem, usûl, suret.
hawêr: çevre.
hawêrdor: etraf yöre, mücavir.
hawêrnasî: çevrebilim.
hawîd: hörgüç.
hawir: çevre.
hawran: pelerin.
hay: haber, bilgi.
hay jê hebûn: bilgi sahibi olmak, haberdar olmak.
haydar: 1.haberdar, bilgili. 2.Kürtçe bir erkek ismi.
haydar bûn: haberdar olmak, bilgi sahibi olmak.
haydar kirin: haber vermek, bilgilendirmek.
haydê: haydi!
hayhay: hayhay!
haylime: gürültü patırtı.
hazeq: esnaf, usta.
he: efendim? ne dedin?
hê: daha, henüz.
hê jî: daha da.
heb: tane, hap, tablet.
heban: tulum.
hebe: varol!
hebosan: anason.
hebûn: var olmak, mevcut olmak.
hebxwer: hapçı.
hec: hac.
hecam: yakı.
hecel: irat, gelir.
hechecik: kırlangıç.
hêcin: çift hörgüçlü deve.
hecinandin: yoğurmak.
hecinîn: yoğrulmak.
heciqandin: ezme, ezmek.
heciqîn: ezilmek.
hecivandin: uyuşturmak.
hecivîn: uyuşmak.
heciz: haciz.
heciz kirin: haczetmek.
hêç: denetimden çıkmış olan, azgın.
heçî: her kim ki.
hed: had.
hedar: sabır.
hêdî: yavaş.
hedid: tehdit.
hedidandin: tehdit etmek.
hedidîn: tehdit edilmek.
hedifandin: bir şeyin üzerini örtmek.
hedimandin: yıkmak, bozmak.
hedimîn: yıkılmak, bozulmak.
hedinandin: teskin etmek, sakinleştirmek.
hedînîn: dinginleşmek, teskin olmak, sakinleşmek.
hedûr: dişlik, avunma işi
hedûra xwe anîn: avunmak.
hedûrandin: avutmak, teskin etmek.
hedûrî: avuntu.
hefan: hayvan tırnaklarının taşlara değmesinden dolayı aşınması.
hefidîn: bir şeyin üzerinin örtülmesi.
hefik: yutak.
hefrîd: dev, zebella.
hefsar: yular.
hefsûdan: çörek otu.
heft: yedi.
hefte: hafta.
heftê: yetmiş.
heftem: yedinci.
heftêyem: yetmişinci.
hefteyî: haftalık.
heftreng: tayf, gökkuşağı.
heger: eğer.
hêj: daha, henüz.
hêja: değerli, makbul.
hêja kirin: değerlendirmek, kıymetlendirmek.
hejale: pejmürde.
hêjan: değmek.
hejandin: sallamak, sarsmak.
hejar: fakir, sefil, yoksul.
hejarî: fakirlik, sefalet, yoksulluk.
hejik: kuru dal, çırpı.
hejîn: sarsılmak sarsıntı, sallanmak, sallantı.
hejîna mejiyê: beyin sarsıntısı.
hêjîr: incir.
hejm: imrenme.
hejmandin: imrendirmek.
hejmar: sayı, rakam, nüsha.
hejmarên hîmî: asal sayılar.
hejmartina gelhê: nüfus sayımı.
hejmdar: sayman, hesap uzmanı.
hejmekar: imrenen kişi.
hêjmekarbûn: imrenme,imrenmek.
hejmîn: imrenmek.
hejmker: sayaç.
hejmkî: sayısal.
hejmtî: sayılı.
hejmtin: saymak, sayım, hesap etmek.
hêk: yumurta.
hêkanî: oval, yumurta şekli.
Hekarî: Hakkari.
hêkdank: yumurtalık.
heke: eğer, şayet.
hêkel: ant. yumurtalık.
hêkerûn: omlet.
hêkî: örgü.
hêl: 1.civar, çevre, yön, taraf, cihet, yan. 2. güç, kuvvet, takat.
hel(h)atîn: kabarma, kabarmak, kükremek, taşmak.
hela: hele.
helab: dolunay.
helal: helâl.
hêlan: bırakmak.
helandin: 1.eritmek. 2.sindirmek.
hêlanek: salıncak, hamak.
helanîn: götürüp bir yere gizlemek, kaldırmak.
helatin: doğmak, olgunlaşmak (güneş, ay, yıldız için).
helaw: helva.
helbest: şiir.
helbestî: şiirsel.
helbet: elbet(te).
helbijartin: 1.seçim. 2.seçmek.
helbijêr: seçmen.
helbirîn: yükselterek kaldırmak.
hêlbirîn: yarışmada yenmek.
helciniqîn: irkilmek.
hêle: silahsız keklik avı.
Helebçe: Halepçe.
helfirandin: ürkütüp uçurtmak.
helfirîn: ürkerek uçmak.
helgerandin: yukarı doğru çevirmek.
helgergirtin: bir şeyi kaldırıp taşımak.
helgerîn: yukarı doğru yönelmek.
helî: yarım, yarım kan, öz olmayan.
hêlî: ayna.
helîkopter: helikopter.
helîl: peksimet, pestil.
hêlim: nefes, soluk.
hêlîn: yuva.
helisandin: ezmek.
helîse: ezme.
helisîn: ezilmek.
helişandin: yıkmak, bozmak, sökmek, tahrip etmek.
helişîn: yıkılmak, tahrip olmak, bozulmak.
heliyan: erimek.
helkîn: nefes nefese solumak.
helkişandin: 1.çekip çıkarmak, sökmek. 2.tırmandırmak.
helkişiyan: 1.sökülmek. 2.tırmanmak.
helm: buğu, islim.
helm girtin: buğulanmak.
helmêjk: sifon.
helmeşandin: tırmandırmak.
helmeşîn: tırmanmak.
helmijîn: içine çekmek, teneffüs etmek.
helmîn: süblimleşmek, cismin katı durumdan sıvı duruma geçmeden gaz durumuna dönüşmesi fiili.
helpekandin: sektirmek.
helpekîn: sekmek.
helseng: analiz, tahlil.
helsengandin: analiz etmek.
Helsînkî: Helsinki (Finlandiya’nın başkenti).
helwest: tutum, tavır.
helweşandin: yıkmak.
helweşîn: yıkılmak.
hema: hemen
hemam: hamam.
hêman: unsur, eleman, öğe, faktör, etmen.
hemayîl: hamayil, kılıç taşımaya yarayan bir tür kayış.
hember: karşı.
hemd: irade.
hemêz: kucak, bağır.
hemêz kirin: kucaklamak.
hêmin: ağırbaşlı, soğukkanlı, vakur.
hemû: 1.tüm, bütün. 2.kamu, umum, amme.
hênan: getirmek.
henas: nefes.
henasvedan: nefes almak.
henav: iç organlar.
henavî: dahiliye.
henc: tire.
hence: kopma noktası.
hêncet: bahane.
hencirandin: deri, bez vs. yırtmak, parça parça etmek.
hencirîn: parça parça olmak.
hendese: geometri.
henek: şaka, latife.
henek kirin: şaka yapmak.
henekê destan: el şakası.
henekkarî: muziplik.
henekker: şakacı, muzip.
heng: 1.bal arısı. 2.alay.
hengam: çağ, zaman, devir.
hengame: hengame, kargaşa, velvele, gürültü.
hengav: an.
hengkuj: nilüfer.
hengur: alaca karanlık.
hênijîn: kestirmek, uyuklamak.
hênik: serin.
hênik bûn: serinlemek.
hênik kirin: serinletmek.
hênikahî: serinlik.
heqaret: hakaret.
heqaret kirin: hakaret etmek.
heqîb: heybe.
her: her.
her bijî: çok yaşa! bravo!
her çawa: her nasılsa.
her çend: her ne kadar.
her çi: her ne.
her çi be: ne ise.
her çi qas: her ne kadar.
her çi sedemê: nedense.
her çiqas: her ne kadar.
her dem: her zaman.
her diçe: gittikçe.
her hal: her halde.
her ji çi be: her nedense.
her kes: herkes.
her kî: her kim.
her kîjan: herhangi.
her roj: her gün.
her tişt: her şey.
her wekî: nitekim.
hêrama bûkê: gelinlik.
heran: çöl.
hêran: öğütmek.
heras: gece bekçisi.
herbilandin: dolamak.
herbilîn: birbirine dolanmak, birbirine karışmak (ip vs.).
hercar: her defa.
hercayî: hercai.
hercûmerc: hercümerç.
herdu: ikisi.
here: git.
hêre: selâmlık.
here li ser yomê çê: uğurun açık olsun.
herêm: bölge, mıntıka.
herêmî: bölgesel, lokal, yerel.
hereşe: tehlike.
hereşe derbaz kirin: tehlike atlatmak.
hergav: her an.
hergele: hergele.
hêrgiz: hiç bir zaman, asla, katiyen.
herheyî: süreklilik.
herî: 1.en, 2.çamur.
herî cûda: bambaşka.
herî diçe: gittikçe.
herî rind: en güzel, en güzeli, en iyisi.
hêridandin: gücendirmek, darıltmak.
hêridîn: gücenmek, darılmak.
hêrifandin: un ufak hale getirmek, darmadağın.
hêrifîn: un ufak hale gelmek, darmadağın olmak.
hêrik: taşlık, kuş midesi.
herikandin: akıtmak
herikîn: akmak.
herimandin: berbat etmek, haram etmek.
herimîn: berbat olmak, haram olmak.
herişandin: ezmek.
herişîn: ezilmek.
herk: 1.akıntı. 2.ark. 3.cereyan, akım.
herka kehrebê: elektrik akımı.
herkîn: akış, akmak, cereyan etmek.
hêrs: hiddet, hırs, hınç.
hêrs kirin: sinirlendirmek.
hêrsbûn: kızmak.
hêrsok: çabuk kızan kişilere denir.
hertim: her zaman, ilelebet, sürekli olarak.
herûm: itaatsiz ve söz dinlemeyen hayvan.
herweha: böylece, böylelikle, nitekim.
herwekî: din ve benzeri.
heryek: beher, her biri.
herze: herze, saçma.
hes: his, sezgi.
hesan: bileği taşı.
hêsan: kolay, basit.
hêsan kirin: basitleştirmek, kolaylaştırmak.
hesandin: hissettirmek, haberdar etmek.
hêsanî: kolaylık.
hêsantir: daha kolay.
Heseke: Hasiçe (Suriye’de bir Kürt kenti).
hesibandin: addetmek.
hesîde: pekmez ve undan yapılan bir Kürt yemeği.
hesin: demir.
hêsin: madde, öz.
hesincaw: demir aletler.
hesinker: demirci.
hesîr: hasır.
hêsîr: esir.
hesiyan: farkına varmak, hissetmek, haberdar olmak.
hesk: kepçe.
hesp: at.
hespûn: sünger.
hest: duygu, sezi, ilham.
heste: çakmak.
hestem: çakmaktaşı.
hestenik: ince duyulu.
hestî: kemik.
hestîf: hamuru tandırdan yada sacın üzerinden almak ya da çevirmek için kullanılan demir, ateş küreği.
hêstir: 1.katır. 2.gözyaşı.
hêstir kirin: gözü yaşarmak.
hestîyê hinarikê: elmacık kemiği.
hesû: vatka.
hesûd: kıskanç.
hesûdandin: kıskandırmak.
hesûdî: kıskançlık, çekememezlik.
hesûdîn: kıskanmak.
heş: akıl, us.
heş berdan: sapıtmak.
heşandî: haşlama, haşlanmış.
heşandin: 1.dolgu, dolgu yapmak. 2.haşlamak.
heşbir: akıl erdiren.
heşdar: akıllı.
heşerî: haşarı.
hêşî: rüzgarın çukura doldurduğu kar.
hêşinayî: yeşillik.
hêşinayî bûn: yeşermek.
heşir: Kıyamet günü, Hesap günü.
heşmend: akıllı, makul.
heşpak: sadık.
heşparêz: akılcı.
heşparêzî: akılcılık.
heşsivik: saf.
heşt: sekiz.
heştê: seksen.
heştem: sekizinci.
heştêyem: sekseninci.
hêştir: deve.
hêştirme: devekuşu.
heştpê: ahtapot.
heşyar: 1.uyanık. 2.akıllı. 3.bilinçli.
heşyar kirin: uyarmak.
heşyarker: uyarıcı.
het: abla.
het: abla
hêt: but.
heta: 1.değin, kadar, sürece. 2.hatta.
heta hetayê: ilelebet.
heta sibê: yarına kadar.
hetar: taş ocağında çalışan işçi, taş işçisi, taşçı.
heter: ısrar.
heter kirin: ısrar etmek.
hetik: skandal, rezalet.
hetikandin: rezil etmek.
hetikîn: rezil olmak.
hêtûn: kireç ocağı, volkan.
hev: 1.birbirine. 2.beraber. 3.birleştirici, bir araya getirici kelime.
hev berdan: boşanmak.
hev birîn: kesişmek.
hev dehifandin: itişmek.
hev gewixandin: boğuşmak.
hev hatin: uzlaşmak, barışmak.
hev hejmartin: sayışmak.
hev lebitandin: didişmek.
hev sal: yaşıt, akran.
hev şibîn: benzeşmek.
hev ve zeliqîn: kaynaşmak, birbirine yapışmak.
hev wate: anlamdaş.
hevaheng: ahenk içinde, uyumlu.
heval: eş, yandaşı, arkadaş, refakatçi.
hevalbend: bağlaşık, müttefik.
hevalbendî: bağlaşıklık, ittifak.
hevalê jînê: hayat arkadaşı.
hevalî: arkadaşlık.
hevalok: plasenta.
hevanî: komplo.
hevanîn: uydurmak, yakıştırmak.
hevbajar: hemşehri.
hevbend: bitişik.
hevbend kirin: bitiştirmek.
hevbeş: ortak.
hevbêşe: meslektaş.
hevbeşî: ortaklık.
hevbiha: eş değer.
hevcar: karasaban.
hevcins: hemcins
hevcot: eşdeğer.
hevcot kirin: eşdeğer kılmak, eşleştirmek.
hevcûre: aynı türden, türdeş.
hevçax: çağdaş.
hevdem: muasır, çağdaş.
hevdeng: kafiye, uyak, eş sesli, homonim.
hevdil: kalpleri bir olan.
hevdîtin: görüşmek, buluşmak.
hevedudanî: birleşik.
hevenav: cins isim.
hevêrk: daire, çember.
hevêrka berahî: enlem.
hevêrka Ekwadorê: Ekvator dairesi.
hevêrka hevrast: paralel.
hevgir: birbirine bağlı, birbirine destek veren.
hêvî: umut, ümit.
hêvî dan: ümitlendirmek.
hêvîdar: umutlu.
hêvîdar kirin: umut etmek.
hevij: eğitim, terbiye.
hevîr: hamur.
hevirandin: koyun, keçi kırkmak.
hevîrtirş: hamur mayası.
hêvişandin: kayırmak.
hêvişîn: kayırılmak.
hevkar: iş arkadaşı, meslektaş.
hevkarî: işbirliği, meslektaşlık.
hevling: bacanak.
hevnav: adaş.
hevnebor: birbiriyle geçinemeyen, uzlaşamayan.
hevnişîn: birlikte oturmak.
hevnişt: yurttaş.
hevnivîs: dosya.
hevok: cümle, tümce.
hevor: geyik veya karaca tekesi.
hevotin: eğitim, eğitmek, terbiye, terbiye etmek.
hevpar: müşterek, hisse sahibi.
hevparî: ortaklık.
hevpeyvîn: söyleşi, röportaj, mülâkat.
hevpin: sırdaş.
hevpişk: anonim.
hevpişt: ardıl, küçük kardeşin büyüğüne göre durumu.
hevqas: bu kadar.
hevra: birlikte, beraber.
hevrast: paralel.
hevray: oydaş.
hevraz: yamaç, yokuş, bayır.
hevrê: yoldaş.
hevrebor: geçimli, uyumlu.
hevreng: aynı renkten olan.
hevrêsîn: örmek.
hevring: koyun kırkma makası.
hevrist: ardıç.
hevrîşim: ipek, ibrişim.
hevrûşî: karışma, müdahale.
hevsal: yaşıt, akran.
hevsar: yular.
hevsaz: uyumlu.
hevsî: komşu.
hevşehrî: hemşeri.
hevşêwe: benzer.
hevşî: ağıl.
hevşibîn: benzeşmek.
hevşibînî: benzeşim.
hevşîre: aynı sütü emmiş, kız kardeş, hemşire.
hevta: emsal.
hevteşe: îzomorf.
hevûdu ramûsan: öpüşmek
hevwate: eş anlamlı.
hevwelatî: vatandaşlık.
hevyek: özdeş.
hew: artık, son, hepsi, bu kadar.
hewa: hava.
hewandin: barındırmak.
hewar: imdat, alarm.
hewarî: 1.havari. 2.imdada koşmak.
hewce: muhtaç, lüzum, lazım.
hewcedar: muhtaç.
hewcedar bûn: muhtaç olmak.
hewceyî: ihtiyaç.
hewdel: un çorbası.
hewê: hava.
hewêc: baklagiller.
hewedar: iltimaslı.
hewêdar: havadar.
hewedarî: iltimas.
hewêr: çevre, yöre.
hewêrde: çalı kuşu.
hêwerkar: cüretkâr, cüretli.
hewêrnasî: çevrebilim.
hewêrparêzî: çevrecilik, yörecilik.
hewes: heves.
hewês: el ayası.
hewes kirin: heveslenmek, yeltenmek.
hewesdar: amatör, hevesli.
hewêvan: havacı.
hewêvanî: havacılık.
hewî: kuma
hewîn: niyaz.
hêwirandin: barındırmak.
hêwirgeh: 1.barınak. 2.iniş pisti.
hêwirîn: 1.barınmak, 2.birikmek, 3.cesaretlenmek, 4.konmak.
hewisandin: alıştırmak.
hewisîn: alışmak.
hewl: çaba, gayret.
hewl dan: çaba göstermek, gayret göstermek.
hewldana taybetî: özel çaba.
hewldar: gayretli, müteşebbis.
Hewlêr: Erbil.
hewn: akıl.
hewngîr: aklı eren, aklı basan.
hewq: sebze bahçesi.
hewr: kavak, sünger.
hewreban: iç merdiven.
hewş: avlu.
hewşeng: stadyum, arena.
hewz: havuz.
heya: dek, kadar.
heyam: çağ, devir.
heyas: ayak parmaklarının ucu.
heyase: bele takılan süslü kemer.
heyber: varlık, nesne.
heye: var.
heyet: heyet.
heyf: 1.öç, intikam. 2.yazık.
heyf gerandin: kan gütmek.
heyf hilanîn: intikam almak.
heyfe: yazıktır.
heyidî: sıradan, alelade.
heyîn: 1.varlık, mevcudiyet. 2.servet.
heyîrandin: şaşırtmak.
heyîrî man: hayran kalmak, şaşırmak.
heyîrîn: şaşmak.
heylê: heylo! heyhat!
heyok: nesne.
heyran: sevgi ünlemi.
heyranman: hayran kalmak.
heyte: inzibat.
heyv: ay.
heyveron: mehtap.
heyvik: hilal.
heyvok: hilal.
heywan: hayvan.
heywax: eyvah.
hez: haz, sevgi.
hêz: güç, kuvvet, kudret.
hez jê kirin: haz duymak, sevmek.
hêza bergîrî: beygir gücü.
hêza kar: işgücü.
hêza mejîyê: beyin gücü.
hêza veşartî: gizli güç.
hezar: bin.
hêzar: çarşaf.
hezar û yek şev: bin bir gece.
hezarem: bininci.
hezaz: göçük, heyelan.
hêzên bejî: kara kuvvetleri.
hêzên çekdar: silahlı kuvvetler.
hêzên deryayî: deniz kuvvetleri.
hêzên ewlekarî: güvenlik güçleri.
hêzên haşîtiyê: barış güçleri.
hêzên hewayî: hava kuvvetleri.
hêzên hilberînê: üretim güçleri.
hêzeran: bambu.
hêzezend: bilek gücü.
Hezîran: Haziran ayı.
hezret: hazret.
hezrîng: dağlama demiri.
hibir: mürekkep.
hicv: hiciv.
hîç: hiç, katiyen.
hîç kes: hiç kimse.
hîç nebe: hiç değilse.
hiçhar: kırmızı (toz)biber.
hîçî: hiçlik, yokluk.
hîdrojen: hidrojen.
hîkmet: hikmet.
hilal: kürdan.
hilanîn: kaldırmak, saklamak.
hilatin: kalkış, kalkmak.
hilav: temiz, soylu, asil maya.
hilavêtîn: atlamak.
hilawistî: asılı.
hilawistin: asmak.
hilawistok: askı.
hilber: semere, ürün.
hilberîn: üremek, üretim, üretmek, istihsal.
hilberîner: üretici.
hilçinîn: 1.makaraya ya da masuraya sarmak. 2.toplamak.
hildan dest: ele almak.
hîlet: takat, dayanma gücü.
hilkêşok: asansör.
hilkişandin: kökten çekip çıkarmak, yukarı çıkarmak.
hilkişîn: yukarı çıkmak.
hilmaştî: derli-toplu.
hilmaştin: katlayıp bağlamak, derli toplu olmak (saç için)
hîlor: zakkum ağacı.
hilperandin: ürpertmek.
hilperîn: ürpermek.
hilperişîn: aksırmak.
hilû: pürüzsüz, saydam.
hilûreşk: kara erik.
him: hem.
hîm: asıl, temel, kaide, esas.
hîm avêtin: temel atmak.
hîm danîn: temel atmak.
himber: eşdeğer.
himberî: eşdeğerlik.
himbil: hımbıl, uyuşuk.
hîmî: asal, asli.
hin: bazı.
hîn: öğrenim, bilgi, test.
hîn bûn: öğrenmek.
hîn kirin: öğretmek.
hinar: nar.
hinare: mesaj.
hinarik: yanak.
hinartî: elçi, gönderilen.
hinartin: göndermek.
hînbûnî: öğrenim.
hinc: hınç.
hincirî: yıpranmış, lime lime olmuş.
hincirîn: yıpranmak, lime lime olmak.
Hind: 1.Hindistan. 2.yan, nezd.
hindam: istikamet, doğrultu.
hindav: yön, istikamet.
Hindî: Hindistanlı, Hintli.
hindik: az.
hindik ma: az kaldı.
hindike: azınlık.
hindikek: azıcık.
hindilk: seksek oyunu.
hindok: bisküvi.
hine: kına.
hinek: biraz, cüzi, birtakım.
hinekî din: biraz daha.
hingafî: saplantı.
hingaftin: saplamak, nişanı tutturmak.
hingê: o zaman.
hingiv: bal.
hingivandin: ballandırmak.
hingivîn: ballı.
hingor: günbatımımdan yatıya kadar olan zaman.
hingulîsk: yüzük.
hinkarî: egzersiz.
hinkûf: denk.
hîpî: hippi.
hîpodrom: hipodrom.
hirç: ayı.
hirî: yün.
hîrîn: kişneme.
hirmî: armut.
hîro: hatmi çiçeği.
hîs: duygu, duyu.
hîs girtin: duygulanmak.
hîs kirin: hissetmek.
hîsa durust: sağduyu.
hîsî: duygusal.
hîsk: hıçkırık.
hîskîn: hıçkırmak.
hîsnizmî: aşağılık duygusu.
hîstenik: ince duygulu.
hîsterî: isteri.
histu: boyun.
histubend: boyun bağı.
hiş: akıl, us.
hîş: renkli toprak.
hişk: katı, kuru, sert.
hişk bûn: katılaşmak, kurumak, sertleşmek.
hişk kirin: kurutmak, katılaştırmak.
hişkawiz: erken hasat.
hişkî: sertlik.
hiştin: bırakmak, alıkoymak.
hişyar: 1.uyanık. 2.akıllı. 3.bilinçli.
hît: 1.tav. 2.tiftik keçisi.
hîv: ay.
hiyerarşî: hiyerarşi.
hîz: yağ tulumu.
hizr: düşünce, sanı.
hizrîn: düşünmek, dalmak.
hofsayt: ofsayt.
hogeç: koç sürüsü.
hogir: dindar.
hoker: grm. zarf.
hol: ortalık, meydan.
holan: akis, yankı, yankılamak.
holî: golf sopası.
holik: kulübe, baraka.
Hollanda: Hollanda.
Hollandî: Hollandalı.
honî: kereste.
hoqe: hokka.
hoqebaz: hokkabaz.
hoqebazî: hokkabazlık.
horg: divan, meclis.
horî: huri.
hosî: öğüt, vasiyet.
hosî kirin: öğüt vermek.
hosîname: vasiyetname.
hostad: üstat, usta.
hostadî: ustalık.
hostes: hostes.
hov: vahşi, ilkel, medeniyetsiz, yoz.
hovarde: hovarda.
hovardeyî: hovardalık.
hoveber: ilkel, iptidai.
hovîti: vahşet.
hoy: koşul, şart.
hoyandin: şartlandırmak.
hoyên camîdi: nesnel
hoyîdar: koşullu.
hoyidar kirin: koşullandırmak.
hoyname: şartname.
hoz: toplu yaşama, komün yaşamı.
hozan: kendini bilen, Allah’ı bilen, bilge, ozan.
hûçik: bilekten dirseğe kadar uzanan kol muhafazalığı, yen.
hukûmat: hükümet.
hulhuli: kararsız, dönek.
hulkumîn: sendelemek, tökezlemek.
hûn: siz.
hûn bixêr hatin: hoş geldiniz.
hûnandin: örülmek.
hundur: içi, içeri.
hundurîn: dahil, dahili.
huner: sanat, hüner, marifet.
hunermend: sanatçı.
hunerxane: sanat evi.
hûnîn: örmek.
hûr: 1.işkembe. 2.ufak.
hûr bûn: ufalmak.
hûr kirin: ufaltmak, kıymak, doğramak, bozmak (para için).
hûr mûr: ufak tefek.
hûr û kûr: inceden inceye.
hûrandin: tetkik etmek.
hûrbîn: mikroskop.
hûrdem: dakika.
hurehur: kahkaha.
hûrgulî: ayrıntı.
hûrik: minik, ufaklık.
hurim: cinsel iktidarı olmayan kimse, köse.
hûring: kuştüyünden divit.
hustûxar: boynu bükük.
hût: balina.
i: Kürt alfabesinin on birinci harfi.
î: Kürt alfabesinin on ikinci harfi.
îbadet: ibadet.
îbadet kirin: ibadet etmek.
îcar: bu kez.
îd: bayram.
îdeal: ideal.
îdealîzm: idealizm.
îdman: idman.
îflas: iflâs.
îflas kirin: iflas etmek.
îlam: İran’da bir Kürt kenti.
ilehî: ille, illa.
Îlon: Eylül ayı.
îmalat: imalat.
îmalatxane: imalathane.
îmam: imam.
îmaret: imaret.
îmaretxane: imarethane.
În: Cuma günü.
inap: hünnap.
incan: içinde yemek pişirilen çömlek.
incas: erik kurusu.
încas: kara erik.
Încil: İncil. (Hz.İsa’ya inen kutsal kitap)
Îngilîz: İngiliz.
Îngîlîztan: İngiltere.
însaf: insaf.
iqên: ıkınmak.
Îran: İran.
Îranî: İranlı.
İraq: Irak.
İraqî: Iraklı.
îrem: cennet.
Îrland: İrlanda.
Îrlanda Bakur: Kuzey İrlanda.
Îrlandî: İrlandalı.
îro(j): bugün.
îroyîn: bugünlük.
irqên: geğirme.
irsî: irsi.
Îsa: İsa. (Allah’ın bir peygamberi)
îsk: hıçkırık.
iskarta: ıskarta.
îskenderûn: İskenderun.
îskonto: indirim.
Îslam: İslâm.
Îslamiyet: İslamiyet.
Îsland: İzlanda.
Îslandî: İzlandalı.
îsot: biber.
îsota reş: karabiber.
îspirto: ispirto.
îsqat: ıskat. ölüler için verilen bir sadaka türü.
Îsraîl: İsrail.
ist: -ci, -cı vb. mensubiyet (aitlik) eki.
istan: yer, bir şeyin çok bulunduğunu belirten yer eki(gulistan).
istêre: yatak rafı.
îstgeh: istasyon.
îstgeha benzînê: benzin istasyonu.
istifa: istifa.
istifa kirin: istifa etmek.
îstimlak: istimlâk.
îstimlak kirin: istimlâk etmek.
îstinaden: istinaden.
îstîrîdye: istiridye.
îstismar kirin: istismar etmek.
îşaret: im, işaret.
îşk: sıkma, yükün düşmemesi için üzerine ip atıp, ipi bir çubukla bükerek sıkma.
îşkence: sıkma, eziyet, işkence.
îşporte: işporta.
îşportevan: işportacı.
îtaet: itaat.
Îtalyan: İtalya, İtalyalı.
îxanet: ihanet.
îyot: iyot.
îzgeh: radyoevi.
îzolasyon: izolasyon.
îzole: izole.
j: Kürt alfabesinin on ücüncü harfi.
jahr: ağı, zehir.
jahrkirin: ağılamak.
jaj: peynire lezzet katan bir ot.
jajî: bir tür cacık, lezzetli otlarla yoğurt peynir bulamacı.
jajîrûn: bir yemek çeşidi.
jakaw: vahşi ve yırtıcı hayvan.
jalûzî: jaluzi.
jambon: jambon.
jan: ağrı, sancı, sızı.
jan dan: ağrımak, acımak, sızlamak, sancımak.
jandar: ağrılı, sancılı.
jangirtin: sancılanmak.
janîn: sancımak.
jano: sakat.
jant: jant.
Japonî: Japonca, Japonyalı.
Japoniya: Japonya.
jar: zavallı, yoksul.
jarîn: sızlanmak.
jartiyer: jartiyer.
jê: ondan.
jê bûn: kesilmek, kopmak.
jê pêve: ondan itibaren, ondan başka.
jê re: ona.
jê re helanîn: onun için saklamak.
jê xweş bûn: hoşnut.
jêbexş: bağışık, muaf.
jêbexşî: bağışıklık, muafiyet.
jêbir: silgi.
jêbirin: 1.silmek. 2.kumarda yenmek.
jêbirîn: kesinti.
jêderanîn: intiba, izlenim.
jêderk: kaynak, mahreç, menşe.
jêgerîn: vazgeçmek.
jêgir: alıntı.
jêhatî: yetenekli, becerikli.
jêhatinî: yetenek.
jehr: ağı, zehir.
jêk: birbirinden, birbirinin aynı, benzer.
jêkirin: kesmek, koparmak.
jelatin: jelatin.
jêlî: aşağıdan, alttan.
jêma: artık, kalıntı, kalıt.
jêmayî: kalıtım, artık.
jenan: kaynakçı.
jeng: pas.
jeng girtin: paslanmak.
jengarî: paslı.
jengdiran: pesek, diş kiri, diş pası.
jenîn: 1.halaçlamak, taramak, dokumak. 2.ışık titreşmesi, şimşek çakması. 3.kalbin çarpması, nabzın atması, zonklama, sızı çakması. 4.kaynak etmek, kaynaştırmak 5.(müzik aletleri için) çalmak.
jêpar: payda.
jêpirsin: sorgu, sorgulamak.
jêqerîn: el çekmek, karışmamak.
jêr: aşağı.
jêrin: alt, alt taraf.
jêstandin: tahsilat.
jêza: köken, mahreç.
ji: den, dan.
jî: dahi, de, da.
ji alî: tarafından.
ji ber: dolayı.
ji ber ko: ötürü, yüzünden,...den dolayı.
ji ber ku: ötürü, yüzünden,...den dolayı.
ji ber vê yekê: bu yüzden, mamafih.
ji ber xwe: kendiliğinden.
ji ber xwe de axaftin: sayıklamak.
ji ber xwe gotin: uydurmak.
ji berê de: öteden beri.
ji bilî: den başka, gayri, maada.
ji bilî vê: bundan başka.
ji bin: altından.
ji bingehîn: esastan, temelden.
ji binî ve: kökünden, toptan.
ji bo: için.
ji bo vê: bunun için, bundan dolayı.
ji bûyinê der: gayri kabul.
ji cem: yanından.
ji çav ketin: gözden düşmek.
ji derveyî vacê: mantık dışı.
ji dest hatin: elinden gelmek.
ji dest hev revandin: kapışmak.
ji dil: gönülden, cidden.
ji dil û can: canı gönülden.
ji dûr ve: uzaktan.
ji giramê ketin: itibardan düşmek.
ji hêla: tarafından.
ji hev: birbirinden.
ji hev cihê bûn: ayrışmak.
ji hev deranîn: ayırma, ayırt etme, tefrik etmek.
ji hev derxistin: sınıflama, tasnif etmek.
ji hev xatir xwastin: vedalaşmak.
ji hev xeyidîn: bozuşmak, karşılıklı küsmek.
ji holê rakirin: ortadan kaldırmak.
ji hundir: içerden.
ji jor: yukarıdan.
ji mêj ve: eskiden beri.
ji memik birîn: memeden kesmek.
ji niha pê ve: şimdiden sonra.
ji nişka ve: aniden, ansızın.
ji nû ve: yeniden.
ji rê derxistin: yoldan çıkarmak.
ji rewacê rakirin: yürürlükten kaldırmak.
ji rêzê: sıradan.
ji rêzikê der: kural dışı.
ji serî ve: baştan.
ji te re: sana.
ji text daxistin: tahttan indirmek.
ji vir: burdan, buradan.
ji vira: buradan.
ji wê derê: oralı, oradan.
ji xwe: haliyle, zaten.
ji xwe çûn: fenalık geçirmek, kendinden geçmek.
ji xwe re kirin mebest: amaçlamak, amaç edinmek.
ji xwe ve çûn: esrimek, sızmak.
ji Xweda: Allah’tan.
jiber: ezber, ezbere.
jiber kirin: ezberlemek.
jid: sürat.
jih: hayvan bağırsaklarından yapılan ip.
jîjo: kirpi.
jikarketî: emekli.
jikarketin: emekliye ayrılmak, takatten düşmek.
jikarketinî: emeklilik.
jîkele: körpe.
jiku: nereden, nereli.
jimar: sayı, rakam, nüsha.
jîmnastîk: jimnastik.
jin: kadın, zevce.
jîn: yaşam, yaşantı, hayat.
jin û mêr: karıkoca.
jinap: amca karısı.
jinbav: üvey anne.
jinbira: kardeş karısı, yenge.
jîndar: canlı.
jîndarî: canlılık.
jînde: esen, sağlıklı, zinde, enerjik, canlı.
jînenîgarî: biyografi.
jîngiringî: hayati önemde.
jinmam: amca karısı.
jintî: elti.
jinxal: dayı karısı.
jîr: zeki, becerikli, mahir, çalışkan.
jîrane: beceriklice, zekice.
jireh: kökten.
jîrek: zeki, becerikli, mahir, çalışkan.
jîvan: 1.randevu. 2.kadınlarda aybaşı hali.
jiyan: yaşayış.
jiyandin: yaşatmak.
jiyanî: yaşamsal.
jor: yukarı.
jovan: pişman.
jubîle: jübile.
jûdo: judo.
jûji: kirpi.
jûn: sağlık.
jûr: oda.
jûra mêvanan: misafir odası.
jurî: jüri.
k: Kürt alfabesinin on dördüncü harfi.
ka: 1.hani. 2.hele. 3.saman.
kab: aşık kemiği.
kabok: dizkapağı.
kabotaj: kabotaj.
kabox: su tutan verimli arazi.
kad: küre.
kade: çörek.
kadîn: samanlık.
kafeterya: kafeterya.
kafyar: mersin balığı.
kahîn: kahin.
kaho: marul.
kahr: oğlak.
kahûr: kama.
kaj: yılan kefenî.
kajûle: kakule.
kak: ağabey.
kakil: iç (ceviz, fındık v.s.)
kakût: iskelet.
kal: 1.ham, kelek. 2.ihtiyar.
kal bûn: ihtiyarlamak, kocamak.
kalan: kın.
kalanî: enli büyük bıçak, kasap bıçağı.
kalepîr: 1.çok yaşlı adam. 2.kelepir.
kaler: meta.
Kalgaxend: Noel Baba.
kalî: ihtiyarlık.
kalik: ata, dedenin babası.
kalîn: melemek.
kalorî: kalori.
kalorîfer: kalorifer.
kam: 1.mut, mutluluk. 2.nem, rutubet.
kamaş: erken kesilip kurutulan tütün.
kamav: su birikintisi.
kambax: çok kötü, berbat.
kamdar: nemli.
kamir: saz.
kamirî: sazlık.
kamran: bahtiyar, mesut, mutlu.
kamranî: mutluluk, asayiş, refah.
kan: kaynak, maden ocağı.
Kanada: Kanada.
Kanadaî: Kanadalı.
kanc: küstah, edepsiz.
kancî: küstahlık.
kandew: gebe kalmayıp süt vermeye devam eden inek, manda.
kanê: hani.
kanî: kaynak, çeşme, memba, pınar
kanûn: 1.Aralık ayı. 2.ateş ocağı.
kaos: karabasan, milozim, kaos.
kapan: sarp dağ yolu.
kapik: kepek.
kapol: çok ufak saman.
kaporta: kaporta.
kapox: ot toplama işçisi.
kapsûl: kapsül
kar: 1.iş, maslahat, hizmet, mesai. 2.kâr, kazanç.
karak: demir madeni.
karanîn: kullanmak.
karbend: meslek, kariyer.
karbendî: mesleki.
karberdan: iş bırakımı, grev.
karbidest: yetkili.
karbidestî: yetki.
karbîrator: karbüratör.
karbon: karbon.
karbûran: yakıt.
karciv: firma.
karçîn: armut.
kardank: döl yatağı.
kardêr: işveren.
kardest: elişi.
kare: kare.
karê hundir: içişleri.
karê min heye: işim var.
karesat: felaket, musibet.
karêz: yeraltı kanalı.
karferman: iş buyuran.
kargeh: işyeri.
karger: yönetici, idareci.
kargerandin: yönetmek.
kargerî: yönetim.
karguzar: iş beceren, işgüzar, becerikli.
karguzarî: beceriklilik.
karîgeh: evren, kainat.
karik: 1.gedik. 2.oğlak.
karîkator: karikatür.
karin: iktidar, muktedir olmak, yapabilmek, edebilmek.
karîte: mertek.
karker: işçi.
karkerî: işçilik.
karmend: idareci, yönetici, memur.
karok: mantar.
karole: karyola.
karparî: iş bölümü.
karsaz: işletmeci.
karsazî: işletme.
kart: 1.yirmi beş kuruş, 2.kavt
kartî: bayat.
kartol: patates.
karton: karton, mukavva.
kartvîzît: kartvizit.
karûbar: iş güç, hazırlık.
karûbarê gelemperî: genel hizmetler.
karûbarê gişkî: kamu hizmeti.
karûbarên derve: dışişleri.
karûbarên hundirîn: içişleri.
karwan: kervan.
karwansera: kervansaray.
kase: kâse.
kaskêt: kasket.
kaş: rampa, yamaç, yokuş.
kaşan: tapan.
kaşe: kayak.
kaşî: fayans.
kaşik: kayak yeri.
kaşxane: konak, köşk, villa.
kat: 1.vakit, zaman 2.hububatın ilk filizleri.
katalox: katalog.
katdan: filizlenmek.
katjmêr: saat.
Katolîk: Katolik.
kator: ibik.
katora dîk: horoz ibiği.
kav: fındık türü şeylerin hasat mevsimi.
kavil: harabe, yıkık, yıkıntı.
kavir: iki yaşında koyun.
kawik: yarım akıllı.
kax: ekili arazideki yabani otlar.
kaxez: kağıt.
kaxîl: çemen otu.
kayîn: geviş getirme.
kê: kim.
kebanî: ev işinde sorumlu ve yönetici kadın.
kebar: fecir, şafak öncesi zaman.
keç: kız evlat.
kêç: pire.
keç met: hala kızı.
keçanî: kızlık.
keçap: amca kızı.
keçel: kel
keçelok: akbaba.
keçhili: üvey kız evlat.
keçitî: kızlık.
keçmam: amca kızı.
keçmarî: üvey kız.
keçmet: hala kızı.
keçxal: dayı kızı.
keçxaltî: teyze kızı.
ked: emek.
keda bermayî: artık emek.
keda dest: el emeği.
kedanî: kümes hayvanları.
keder: keder.
kedew: hayvan nezlesi.
kedî: ehli, evcil.
kedik: oğlak ve kuzu derisinden yapılan tulum.
kedûn: küçük su testisi.
kedyar: emektar.
kef: köpük.
kêf: keyif, zevk.
kef dan: köpürmek.
kêf jê girtin: zevk almak.
kêf kirin: keyfetmek.
kefa dest: avuç içi.
kefandin: köpürtmek.
kefaret: kefaret.
kefen: kefen.
kefgîr: kevgir.
kefî: erkek başörtüsü.
kefîn: köpürmek.
kefiyan: köpürmek.
kêfkarî: keyfi.
kefşîl: salya.
kêfşing: yengeç.
keftar: sırtlan.
keftûleft: dalaşma, kendisiyle boğuşma.
kehêl: küheylan.
kehreb: elektrik.
kehrebar: mıknatıs, manyetik, elektrikli.
kej: kumral, sarışın.
kejave: sedye.
kejok: siyatik.
kek: abi.
kel: kaynama.
kêl: dikili taş.
kela: kale.
kêlan: toprağı sürmek.
kelandin: kaynatmak.
kêlangeh: sürüme ayrılmış toprak.
kelaş: kadavra.
kelax: hayvan leşi.
kêlbik: bir kertenkele türü.
kelef: büyük iplik yumağı.
kelejin: erkek ruhlu, başa oynayan kadın.
kelek: sal.
kêlek: yan, yanı başı.
kelem: 1.lahana. 2.meşe, meşe ormanı. 3.budak.
kelemêr: güçlü karakterli adam.
kelepor: halk ürünleri, kelepir.
kelerim: karnabahar.
keleş: korsan.
keleşê hewayê: hava korsanı.
kelh: kale.
kelhoşk: dağ geçidi.
kelî: tuzsuz.
kêlî: 1.ikincil, tali. 2.ötürü. 3.kaba dikiş, teyel.
kelij: kaynaşma.
kelijandin: kaynaştırmak.
kelijî: kaynaşmış.
kelijîn: kaynaşmak.
kêlik: mezar taşı.
kelîn: kaynamak, coşmak.
kelistin: dikizlemek, gizli gözetmek.
kelk: yarar, fayda, istifade.
kelk jê girtin: yararlanmak.
kelkot: eski püskü, eğri büğrü, yamuk.
kelmêş: sivrisinek, üvez.
kelogirî: ağlamaklı.
kelpezî: bukalemun.
kelpik: böğür, kepek.
keltox: çok yaşlı kimse, moruk.
kelû: dönence.
kelûmel: teçhizat.
kelx: moruk.
kelxane: dökümhane.
kelxîn: moruklaşmak.
kem: normalden küçük kulaklı, kulaksız hayvan veya insan.
kêm: eksik, az, noksan.
kêm bûn: azalmak, kıtlaşmak, eksilmek.
kêm dîtin: az görmek, azımsamak, hakir görmek.
kêm û zêde: aşağı yukarı.
kêmagahî: bilgi eksikliği.
kêmahî: eksiklik.
keman: keman.
kemançe: kemençe.
kêmanî: azaltmak, kısmak.
kemanjen: kemancı.
kêmasî: eksiklik, kusur, özür.
kember: kemer.
kêmber: 1.ensiz. 2.az ürünlü.
kêmdîtin: 1.hakir görmek, hor görmek. 2.az görmek. 3.ara sıra görmek.
kemend: kement.
kêmheş: geri zekalı.
kemili: olgunlaşmış kamil.
kemîn: pusu, tuzak.
kemîn avêtin: pusuya yatmak.
kemîn danîn: pusu kurmak.
kemitandin: kaynaştırmak.
kemitîn: kaynaşmak.
kêmkirin: azaltmak, kısmak.
kêmlebat: alil.
kemole: varil.
kêmtirîn: asgari, minimum.
kêmxwînî: anemi, zafiyet.
kêmzêde: ortalama, yaklaşık, takriben.
ken: gülme.
kenandin: güldürmek.
kenar: kenar.
kend: koyak.
kendal: yamaç, yar.
kendav: haliç, körfez.
kendavik: koy.
kengê: ne zaman.
kenhar: güldürücü.
kenik: kepek (saç).
kenîn: gülmek.
kenişte: Yahudi tapınağı, havra, sinegog.
kenloşkî kirin: kırıştırmak.
kenok: güleç.
kenze: fanila, kazak.
kep: kep.
kepaze: kepaze.
kepazetî: kepazelik.
kepel: höyük.
kepenek: çoban kepeneği.
kepeng: kepenk.
kepez: fundalık.
kepir: kulübe.
kepîr: dişlerde biriken kireç, tartar.
ker: 1.eşek. 2.sağır.
kêr: 1.bıçak. 2.yarar, fayda.
kêr jê dîtin: yararlanmak.
kêr kirin: bıçaklamak.
keramet: keramet.
kêran: damlara atılan kiriş.
kerane: balyoz.
kêranîn: yararlanmak.
kerate: çekecek.
keravî: pelikan.
kerax: sebze işçisi.
keraxî: 1.sebze işçiliği, sebzecilik. 2.söğüş salata.
kerb: keder, üzüntü.
kerbandin: kederlendirmek.
kerbîn: kederlenmek.
kêrdar: yararlı.
kêrdarî: yararlılık.
kerdî: sebze bahçesi ve bostan evlekleri.
kerdik: çeltik evleği.
kerefz: kereviz.
kerehû: samyeli.
kerem (bi)ke: buyurun.
kerem kirin: buyurmak.
kerenzer: sarışın.
kerexne: maşa.
kerg: tezgah.
kergez: akbaba.
kêrguh: tavşan.
kerh: çıkar, menfaat.
kêrhatî: elverişli, kullanışlı, yararlı.
kêrhatinî: elverişlilik.
kerî: sürü.
kerî: sağırlık.
kerik: 1.olmamış incir, kayısı, badem, çağla. 2.kulak kepçesi, solungaç. 3.kurşun geçirmeyen çelik yelek.
kêrik: çakı.
kerika guh: kulak yolu.
kerixandin: bıktırmak, usandırmak.
kerixîn: kanıksamak, bıkmak, usanmak, nefret etmek.
kerkedan: gergedan.
kerkere: hergele, iriyarı.
Kerkûk: Kerkük.
kermêş: sivrisinek.
kerpeze: bukalemun.
kerpîç: kerpiç.
kêrtik: eğe.
kêrtik kirin: eğelemek, kertik atmak.
kerxane: genel ev, kerhane.
kerxerê: keçiyolu.
kes: kişi, şahıs, kimse.
kesahî: kişilik.
kesandin: şahıslandırmak.
kesane: kişisel, şahsi.
kesas: mutsuz.
kesat: kesat.
kesaxtin: budamak.
kêse: kestirme.
kesê darazî: tüzel kişi, hükmi şahıs.
kesê yekemîn: birinci şahıs.
keser: hüzün, üzüntü.
keser girtin: hüzünlenmek.
kesidandin: salamura yapmak.
kesidîn: salamura olmak.
kêsim: biçim, şekil.
kêsimandin: biçimlendirmek, şekillendirmek.
kêsimîn: biçimlenmek.
kesîtiya darazî: tüzel kişilik.
kesixîn: budanmak.
kesk: yeşil.
kesk bûn: yeşillenmek.
keskesor: gök kuşağı.
kesp: küspe.
kesper: mavi gözlü.
kespik: maskot, nazar boncuğu.
keş: karavana atış.
kêş: 1.cazibe, çeken, çekici, taşıyan. 2.tartı
kêşan: tartmak.
kêşandî: tartılı.
keşe: keşiş, papaz, rahip.
kêşe: 1.denge, dara. 2.problem.
kêşe û vekêş: gel-git, medcezir.
keşeyan: ruhban.
kêşik: yay kirişi.
keşk: diz kapağı.
keşkana: keşke.
keşke: keşke.
keşklok: kete, çökelek, kurutulmuş ekmek.
keşkul: keşkül, tezek parçası.
keştî: gemi, vapur.
keştîbar: yük gemisi.
keştîgeh: liman, rıhtım.
keştivan: gemici.
keştivanî: gemicilik.
keştiya balafiran: uçak gemisi.
keştiya rêwiyan: yolcu gemisi.
kêşwer: cazibeli.
ketezer: sarı çiçekli yonca.
ketî: düşmüş, düşük, mağdur.
ketin: düşmek.
ketin avê: suya düşmek, yüzmek.
ketin cilan: yatağa düşmek.
ketin ciyawaziyê: ihtilafa düşmek.
ketin çelemê: lades tutuşmak.
ketin hundir: içeri girmek
ketin miçilgê: bahse girmek, iddiaya girmek.
ketin navberê: araya girmek.
ketin nivînê: yatağa düşmek.
ketin paxavê: paniğe kapılmak.
ketin pêşbazîyê: yarışmaya girmek.
ketin silûke: inzivaya çekilmek.
ketin şaşiyê: hataya düşmek.
ketin şaşkirin: şaşırmak.
ketin teşqelê: telaşa düşmek/telaşlanmak.
ketin xelwetê: inzivaya çekilmek.
ketincilan: yatağa düşmek.
ketinmiçilgê: iddiaya girmek.
ketinpêşbirkê: yarışmaya girmek.
ketintengasiyê: sıkıntıya düşmek.
ketxweda: kahya.
kevalber: taş tablet.
kevan: yay.
kevane: 1.kavis. 2.ayraç. 3.köprü kemeri.
kevanî: ev kadını.
kevçî: kaşık.
kever: kırçıl.
kevî: kenar, kıyı, sahil, yan, baharda doruklarda kalan kar.
kevil: koyun derisi.
kevir: taş.
kevir kirin: taşlamak.
kevîşen: kumsal, plaj.
kêvjal: yengeç.
kevjalê derya: ıstakoz.
kevloşk: kırışık.
kevn: eski.
kevn bûn: eskimek.
kevn kirin: eskitmek.
kevnar: antik.
kevnare: antika.
kevnarefroş: antikacı.
kevnarik: ikinci el eşya.
kevne: köhne, eski.
kevnefroş: eskici.
kevneparêz: tutucu, muhafazakar.
kevneşop: gelenek.
kevneşopî: geleneksel.
kevnik: ıskarta.
kevok: güvercin.
kevot: akça ağaç.
kêvroşk: tavşan.
kevz: yosun.
kew: keklik.
kewandin: pansuman, pansuman yapmak.
kewara mêşan: arı kovanı.
kewaşe: çöküntü.
Kewçêr: Ekim ayı.
kewdank: kılıf, muhafazalık.
kewderî: yabani horoz.
kewişîn: bina gibi şeylerin çökmesi.
kewtîn: havlamak.
key: kral.
keya: muhtar.
keyandin: (yayık) yaymak.
keyanî: muhtarlık.
keybanû: kraliçe.
keyitî: krallık, monarşi.
keyparêz: monarşist.
keys: fırsat.
kezaxtin: budamak.
kezeb: ciğer.
kezebreş: karaciğer.
kezî: kakül.
kêzik: böcek.
kêzîn: büz.
kezwan: menengiç.
kî: kim.
kifêrî: ılgın ağacı.
kifik: küf.
Kifrî: Irak’ta bir Kürt kenti.
kifş: belli, açıkta.
kîjan: hangi, hangisi.
kil: 1.sarkaç, yayık, salıncak vb. şeylerin her bir salınımı, salınım. 2.sürme.
kîl: kil.
kilam: türkü.
kilaw: başörtüsü.
kilb: iri duvar çivisi.
kilçan: el feneri
kilêb: çapa.
kilîkilî: ağaç kakan.
kilîlk: kilit, anahtar.
kiling: kuşkonmaz.
kilît: kilit, anahtar.
kilît kirin: kilitlemek.
kilîtdank: anahtarlık.
kilîtkirî: kilitli.
kilk: sütün başlığı.
kîlogram: kilo(gram).
kîlometr: kilometre.
kilor: çörek.
kilosk: çanak, çömlek.
kîlowat: kilovat.
kilox: kafatası, kelle.
kils: kireç.
kilyar: acur.
kimê: tapa, şişe kapağı.
kîmye: kimya.
kîmyewî: kimyasal.
kin: kısa.
kîn: kin, garaz.
kin bûn: kısalmak.
kîn girêdan: kin bağlamak.
kin kirin: kısaltmak.
kinare: ud.
kînaye: kinaye.
kinc: çamaşır.
kincik: paçavra.
kind: zillet.
kîndar: kindar.
kindik: cici.
kindir: kendir, kendir halat.
kine-mine: derme-çatma, kör-topal, yarım-yamalak.
king: but.
kinif: kenevir.
kinik: kısa, bodur.
kinîn: kinin
kinoşe: süpürge.
kinûşk: pembe.
kîp: sıkı, sımsıkı.
kîp bûn: sıkıca kapanmak.
kîp kirin: sıkıca kapatmak.
kîper: ince bağırsak,
kir: kısa kulaklı hayvan.
kîr: penis.
kir û frotin: alım satım.
kiramî: bir kılıç çeşidi.
kirar: fiil, fail.
kiras: gömlek.
kirdar: yaptırım uygulayan.
kirdarî: yaptırım.
kirde: özne (grm.).
kirê: kira.
kiremît: kiremit.
kirêt: çirkin.
kirh: çirkin.
kirin: koymak, "jê" önekiyle (jêkirin) 1.fiil, eylem, yapmak, etmek. 2.kesmek, koparmak, "lê" önekiyle (lêkirin) üstüne dökmek, döktürmek.
kirîn: satın almak, müşteri.
kirin der: kovmak.
kirin ser: ulamak.
kiriyar: abonmen, müşteri, alıcı.
kirkaş: paldır küldür.
kirkaşbirin: paldır küldür götürmek.
kirkirik: kıkırdak.
kirkirok: yemek borusu.
kirman: kale, hisar.
Kirmansah: Kermanşah.
kirosk: ahlat.
kirotî: raşitizm.
kirp: vurgu.
kirpandin: vurgulamak.
kirtîn: kütürdemek.
kirtûpan: üstünkörü, baştan savma.
kirûr: yarım milyon.
kiryar: abone, alıcı.
kiryar bûn: abone olmak.
kiryarî: abonman.
kîsik: kese.
kîso: tosbağa, kaplumbağa.
kisûr: 1.attariye. 2.kumaş, küsür.
kiş: kışkırtma, teşvik.
kiş kirin: kışkırtmak.
kişandin: 1.çekmek, çekiliş. 2.tartmak. 3.içine çekmek.
kişik: satranç.
kişiyan ber: yanaşmak.
kişmiş: kuş üzümü.
kîşwer: ülke, memleket.
kitan: keten.
kîte: hece.
kîteandin: hecelemek.
kitik: kedi.
kîtkît: ayrıntı, teferruat.
Kîwan: Satürn.
kixs: soğan arpacığı.
kiz: meyus, kısık, sönük.
kizin: burçak.
kizîr: yardımcı, hakem.
kizirîn: tütsülenmek, tüyleri yanmak.
Ko: 1.Ülker yıldızı. 2.ki.
koc: asma kilit.
koç: göç, hicret.
koç kirin: göçmek.
koçber: göçmen.
koçberî: göçmenlik.
koçek: köçek.
koçer: göçebe.
koçik: selamlık, kabul odası.
kod: 1.ağaçtan kap. 2.tekne. 3.saz ve benzeri müzik aletlerinin şişkin kısmı. 4. ud.
koderî: mera veya otlak kirası.
koga: büyük mağaza.
kok: 1.kök 2.akort. 3.süs. 4.süslü, akortlu.
kok kirin: akort etmek, süslemek, bezemek, donatmak.
koka zer: Hint safranı.
kokandin: akort etmek, süslemek, bezemek, donatmak.
kokim: çok yaşlı.
kokîn: süslenmek.
kokos: nargile.
kol: küt, boynuzsuz, keçi.
kolan: 1.sokak. 2.kazmak, eşelemek, hafriyat.
kolan kirin: enselemek.
kolik: nişangah, çardak.
kolit: gece kondu.
kolîtik: tezeklerden yapılan yığın.
kolnyar: arkeolog.
kolnyarnasî: arkeoloji.
kolonî: koloni.
kom: cumhur, grup, topluluk, küme.
kom bûn: toplanma, temerküz.
kom kirin: biriktirmek, yığmak, tahsil etmek, toplamak, toparlamak.
komar: cumhuriyet.
komarvan: cumhuriyetçi.
kombers: bilgisayar.
komcivîn: genel kurul, kongre.
komcivîna karûbarên tevayî: genel hizmetler.
komcivîna tevayî: genel kurul.
komdarî: toplu.
komel: 1.dernek, cemiyet. 2.toplum.
komik: grup, topluluk.
komîtî: komite.
komîtiya kargeriyê: yönetim kurulu.
komîtiya kargerxane: yönetim yeri.
komîtiya şêwrê: danışma kurulu.
komkeştî: filo.
kompere: toplu para, meblağ.
kon: çadır.
kon vegirtin: çadır kurmak.
konî: koni.
konik: örümcek ağı.
konsîl: konsey.
konsul: konsolos.
konsulxane: konsolosluk.
kop: eli sakat.
kopare: deve hörgücü.
kopel: doruk.
Kopenhag: Kopenhag (Danimarka’nın başkenti).
kopî: kopya.
kopî kirin: kopya etmek.
kopî kişandin: kopya çekmek.
kor: kör.
korbawerî: kör inanç.
kordûnde: çocuğu olmayan.
koremişk: köstebek.
korîzan: geri zekalı.
kort: çukur.
kortal: uçurum.
kose: köse.
kosele: kösele.
kosp: engel.
kostek: köstek.
koş: 1.böğür. 2.etek, eteklik.
koşan: çekişme, çaba, uğraş.
koşebend: köşebent, köşeli parantez.
koşîn: çekişmek.
koşk: köşk, saray.
kot: 1.kemiklerin yuvarlak ucu. 2.küt. 3.kesici aletlerin körelmesi.
kotek: dayak, patak.
kotek kirin: dayak atmak, pataklamak.
kotekî: zorla.
koter: kolye.
kotî: cüzam.
kotîbûyî: cüzamlı.
kotin: kemirmek.
kotinker: kemirgen.
kotûkêş: badire.
kov: içbükey, kambur, obruk, konkav.
koval: sarmal, helezonik.
kovan: özlem.
kovar: dergi, mecmua.
kovî: yabani.
kovik: huni.
kox: kümes.
koy: dağ.
koye: köy sancak.
koyistan: dağlık.
kozere: iri saman.
kozik: metris, mevzi, pusu.
kozikdanîn: pusu kurmak.
kozir: köz.
kozmetîk: kozmetik.
ku: 1.ise, eğer, ki. 2.nere, neresi, nerde, nerede.
kubar: kibar.
kubarî: kibarlık.
kûbî: kübik.
kuç: taş.
kuçe: sokak.
kûçik: it, köpek.
kûd: felçli, kötürüm, sakat.
kudandin: sürdürmek, sürdürüp gitmek, sürüncemede bırakmak.
kuder: nere, neresi.
kudik: ayı, domuz yavrusu.
kudîn: sürmek, sürüp gitmek, sürüncemede kalmak.
kufik: küf.
kufikî: küflü.
kufikî bûn: küflenmek.
kufîn: homurdanmak.
kujar: cinayet, katliam.
kujardar: öldürücü.
kujtar: katil, cani.
kujyar: öldürücü.
kûkla: kukla.
kukurd: kükürt.
kul: yara.
kûlan: bellemek, kazmak, sürmek (toprak).
kulav: keçe.
kulbe: çapa, nacak.
kulbe kirin: çapalamak.
kule: cibinlik.
kulek: 1.aksak, topal. 2.baca.
kulemar: çaylak.
kuleng: ağaç bidon.
kulî: çekirge.
kulîçe: pasta.
kulîçefiroş: pastacı.
kulîçexane: pasta(ha)ne.
kulik: 1.kukuleta, 2.bulaşıcı hayvan hastalığı.
kulîlk: kır çiçeği, çiçek.
kulîmek: oyluk kemiği.
kulîn: 1.aksamak. 2.silo, yatak dolabı.
kulindir: dolmalık kabak.
kûlîs: kulis.
kulkulîn: güçlük içinde sürüklenip gitmek.
kulm: yumruk, avuç.
kulmek: bir avuç.
kulxan: külhan.
kum: külâh takke, kep.
kumbet: kubbe, kümbet.
kumêt: kırmızı (at rengi).
kumişandin: çökertmek (bina, sistem vb.).
kumişîn: çökmek.
kumzirx: miğfer.
kun: delik
kûn: makat, kıç.
kun bûn: delinmek.
kunc: iç, köşe, açı, zaviye.
kuncebend: köşebent.
kuncenivîs: köşe yazarı.
kuncenivîsar: köşe yazısı.
kuncik: iç, köşe, açı, zaviye.
kund: baykuş.
kundir: kabak.
kundirê avî: su kabağı.
kundirê girîtî: dolmalık kabak.
kundirê zer: bal kabağı.
kûnek: ibne.
kunk: künk.
kunker: delici, delgi.
kunkirin: delmek.
kûp: çöküntü.
kûpandin: çökertmek.
kûpik: kupa.
kûpîn: çöküş (metal kaplar için).
kur: evlat (erkek için).
kûr: 1.derin. 2.para kuru
kûr bûn: derinleşmek.
kûr kirin: derinleştirmek.
kûrayî: derinlik.
kurbeşk: porsuk.
Kurd: Kürt.
Kurdî: Kürtçe.
Kurdistan: Kürdistan.
Kurdistanî: Kürdistanlı.
kûre: demirci ocağı.
kûrevan: ocakçı.
kurhelî: üvey ev at.
kurik: erkek çocuk.
kûrik: körük.
kurîşk: büzgü.
kurk: 1.kuluçka. 2.kürk.
kurm: kurt.
kurmam: amca oğlu.
Kurmanc: Kürtlerin üç boyundan biri.
Kurmancî: kurmancların lehçesi.
kurmet: hala oğlu.
kurmî: kurtlu.
kurmî bûn: kurtlanmak.
kursî: kürsü, iskemle, sandalye, tabure.
kurt: 1.kısa. 2.kızışmış.
kûrt: çukur.
kurt bûn: 1.kısalmak. 2.kızışmak (kuşlar için).
kurtahî: kısalık.
kûrtal: büyük çukur, krater.
kurtan: eşek palanı.
kurtbîn: dar görüşlü, miyop.
kurtebir: özet.
kurtebir kirin: özetlemek.
kurtêl: ekmek artıkları.
kurtî: kısalık.
kûrtik: küçük çukur.
kurtkirin: kısaltmak, tıraş etmek.
kûrtmanik: golf.
kurtûpist: dedikodu.
kurxal: dayıoğlu
kûsî: kaplumbağa.
kut kirin: didiklemek (kuşlar için).
kutahî: bitim, sonuç.
kutahî bûn: bitmek, tükenmek.
kûtal: ticari eşya.
kutan: hırpalamak.
kutek: 1.payanda, istinat direği. 2.dayak.
kûtî: köpek.
kûtîavî: köpek balığı.
kutilk: içli köfte.
kutkutok: ağaç kakan.
kuwar: ambar.
Kuweyt: Kuveyt.
Kuweytî: Kuveytli.
kuxik: öksürük.
kuxîn: öksürmek.
kûz: testi.
kûze: sansar.
kuzel: roka otu.
L: Kürt alfabesinin on beşinci harfi.
labût: zıpkın.
lac: erkek çocuk.
lacîwerd: 1.bir çeşit kumaş 2.bir renk.
laçik: kurdele.
laf: laf.
lafaw: şiddetli sağanak.
lafazan: laf bilen, lafazan.
laîsîzm: laiklik.
lajwerd: maden, metal.
lajwerdî: madeni, metalürji.
lak: el büyüklüğünde yassı taş, disk.
lake: lake.
lal: dilsiz, lal.
lale: lâle.
lalengî: mandalina.
lalî: geniş, yayvan tabak.
lalote: kekeme.
lam: çene.
lambe: lamba.
lame: yanak.
landik: beşik.
laperandin: (fiil için) çekmek.
laperîn: (fiil için) çekilmek.
lapûşk: pençe.
laq: zayıf et.
laqûn: popo.
lareş: kangren.
lasar: dik kafalı, inatçı.
lasayî: taklit.
lask: sap.
lastîk: lastik.
laş: cüsse, gövde, vücut, bünye.
laşgir: iri vücutlu.
laşgiran: hantal.
lat: 1.parça, tarh, parsel. 2.masif kaya.
Latin: Latin.
Latinî: Latince.
laûbalî: laubali.
lav: lav.
lava: dua, yalvarış, yakarış.
lava kirin: yalvarmak.
lavahî: yalvarma.
lavaker: dua eden, yalvaran.
lavlavk: sarmaşık bitkisi.
lavlavok: çok yakaran kimse.
law: oğul, körpe, velet.
lawan: konfor.
lawandin: figan etmek.
lawaz: cılız, sıska.
lawij: 1.ağıt. 2.(müz.) ilahi.
lawik: oğlan.
lawir: vahşi hayvan.
lay: taraf, yön.
lazût: mısır.
lê: 1.kadına hitap. 2.ya. 3.fakat, bununla beraber, ancak.
lê borîn: mazur görmek.
lê çûn: benzemek, çekmek.
lê ew: ya o.
lê fîkandin: ıslıklamak.
lê nêz bûn: yaklaşım.
lê reşandin: serpelemek.
lê sor kirin: kızıştırmak.
lê sorkirin: kızıştırmak.
lê teng kirin: daraltmak, kıstırmak.
lê vegerandin: iade etmek.
lê weran: uydurmak.
lê zêde kirin: artırmak.
lêanîn: uydurma, uydurmak, yakıştırmak.
lêbar kirin: isnat etmek, yüklemek.
lêbarker: isnat eden, yükleyen.
lêbarkirî: müsnet, yüklenen.
lebat: hareket, organ, uzuv.
lebatî: ettirgen.
lêbelê: fakat, bununla beraber, ancak.
lebikandin: çıkmaza sokmak, içinden çıkılmaz hale sokmak.
lebikîn: çıkmaza sokulmak, aksamak.
lebitîn: depreşmek, didinmek, kımıldamak.
leblebî: leblebi.
lêbok: dalkavuk, yaltakçı.
lêbokî kirin: yaltaklanmak.
lêborîn: affetmek, mazur görmek, kusuruna bakmamak.
lêborîn xwestin: özür dilemek.
lec: tartışma, münakaşa.
lêç: doğru yoldan ayrılma, sapma.
lêçan: sapık.
lêdan: vurmak.
lef: kesir.
lefandin: dolamak, sarmak.
lefên dehane: ondalık kesir.
lefîn: sarılmak, dolanılmak.
legan: leğen.
lêgerîn: araştırmak, irdelemek.
legleg: leylek.
lêhatin: yaramak, yakışmak.
lehêm: lehim.
leheng: yiğit, kahraman.
lehengî: kahramanlık.
lehî: sel, taşkın.
lehik: ek, eklenti.
lehikandin: iki şeyi birbirine yaklaştırmak eklemek, ulamak.
lehikîn: eklenmek, ulanmak.
lehmacûn: lahmacun.
lek: naylon.
lekan: kar ayakkabısı.
lekaş: topuksuz ve arkası olmayan ayakkabı.
leke: leke.
leke kirin: lekelemek.
lekedar: lekeleyici.
lêker: fiil, eylem, yüklem.
lêketin: değmek, isabet etmek.
lekitandin: otlatmak.
lekitîn: otlamak.
lêkolîn: araştırmak, incelemek.
lêlav: yağmurla karışık kar.
lele: 1.boyun prangası. 2.lala, sadrazam, vezir.
lem: tevek.
lemlate: yığın.
lencîn: hantalca yürümek.
lend: aslan ini.
lênêr: 1.bakan. 2.bakan, nazır.
lênêrîn: bakım.
lênêrîna dinyê: dünya görüşü.
leng: aksak.
lenger: uçan daire.
lenger berdan: demirlemek.
lengergeh: iskele.
lengerî: bir çeşit tepsi.
lênihêr: 1.bakan. 2.bakan, nazır.
lênûsk: defter.
lênûska nîşeyan: not defteri.
leopar: leopar.
lep: pençe.
lêp: hile, entrika.
lepe: lapa.
lepik: eldiven.
lepira: ansızın.
leq: kıpırtı, oynak.
leqîn: kıpırdamak, kımıldamak.
lêrabûn: kalkışmak.
lêrasthatinî: 1.karşılaşma. 2.tesadüfi, gelişigüzel.
lerizandin: titretmek.
lerizîn: ürpermek, titremek.
lerz: sarsıntı, titreme.
lerza tayê: sıtma nöbeti.
lerzeta: malarya, sıtma.
lerzok: sarsak, titrek.
leş: leş, kadavra.
leşker: asker.
leşkergeh: ordugah, kışla.
leşkerî: askerlik.
leşkerxane: orduevi.
letan: uslu uslu durmak.
letandin: uslu durmasını sağlamak.
letok: uslu, asude.
lêtûj kirin: kızıştırmak.
lêv: dudak.
leva: pay.
leva kirin: paylaştırmak.
lêve lêv: tıklım tıklım.
lêveger: iade.
leven: şeker kamışı.
Levkosia: Lefkoşe (Kıbrıs’ın başkenti).
lewante: lavanta.
lewaş: müşfik.
lewate: homoseksüel.
lewçe: boş boğaz, geveze, ukala.
lewe: bataklık.
lewen: kamış, saz.
lewend: serbest, başına buyruk.
lewhe: levha.
lewitî: lekeli, kirli, berbat.
lewitîn: berbat olmak, kirlenmek.
lewleb: çıkrık, kuyu çıkrığı.
lewma: bu yüzden.
lewma ko: gerçi, zira.
lewra: o yüzden, bundan dolayı.
lewrek: levrek.
lews: sarkık dudaklı.
lexem: lağım.
lêxistin: vurmak.
leylan: serap.
leylank: zambak.
leyz: oyun.
lez: acele, çabuk.
lez kirin: acele etmek, hızlanmak.
lezahî: ivme.
lezandin: acele etmek.
lezgîn: aceleci.
lêzim: akraba, hısım.
lêzimatî: akrabalık.
lezîn: sürat almak.
lezk: acil.
lezok: aceleci.
lêzokî: kapris.
lezûbez: apar topar.
li: 1.-de, -da içinde. 2.isme a, e, ı, i halini verir.
li ber dil dan: teselli etmek.
li cîh: yerine.
li cîh de: anında, yerinde.
li darxistin: düzenlemek.
li dijî derketin: karşı çıkmak.
li dorê: etrafında.
li gor azînê: usulüne göre.
li gora dorê: sırasına göre.
li hemberî: karşılık olarak, mukabilinde.
li hev nihêr: birbirine bakmak.
li hevanîn: barıştırmak.
li hevhatin: barışmak, bağdaşmak, uyuşmak.
li hevkirin: anlaşmak.
li hevnêzîk bûn: yakınlaşmak.
li hevxistî: karışmış, karıştırılmış.
li hevxistin: 1.karmak, karıştırmak, katmak. 2.vuruşmak, müsademe.
li jor: yukarıda.
li kêmasîye nenihêrin: kusura bakmayınız!
li kû: nerede.
li min bibore: beni bağışla
li pêş: iler(i)de, önde.
li pêş me: önümüzde.
li pey: peşi sıra, müteakiben.
li pey bezîn: peşinde koşmak.
li pey çûn: izlemek.
li pey gerîn: peşinde dolaşmak.
li peyhev: arka arkaya.
li rêzê: sırada.
li ser: dair, üzerine, üzerinde.
li ser hev: üst üste.
li ser hev kom bûn: yığışmak.
li ser ramîn: üzerinde düşünmek.
li serkar: iş başında.
li vir: burda.
li vira: burada.
li xwe anin: itiraf etmek.
li xwe danenîn: tenezzül etmemek.
li xwe danin: tenezzül etmek.
li xwe kirin: giyinmek.
lib: tane.
libade: pardösü.
libat: organ.
libê: efendim, buyurun.
libinî: altta, dipte.
Libnan: Lübnan.
Libnanî: Lübnanlı.
Libya: Libya.
Libyayî: Libyalı.
lîf: lif, kese.
lifandin: 1.burmak. 2.kıvırmak.
lîfik: lif, kese.
lîfikvan: keseci.
ligel: ile, nezdinde.
lihêf: yorgan.
lihêfe: sarık.
lihêffiroş: yorgancı.
lîl: alerji sivilceleri.
lîlan: zılgıt.
lîlik: gözbebeği.
lîloz: lâle.
lîme: lime.
lîme lîme: lime lime.
lîme lîme bûn: lime lime olmak.
lîmon: limon.
lîmonete: limonata.
lînç: linç.
ling: ayak.
lingmelik: düztaban.
liq: askeri birlik, şube, bölük, seksiyon.
liqayî bûn: karşılaşmak.
lîre: lira.
lîret: liret.
lîs: tünek.
lîsans: lisans.
lîsansa bilind: yüksek lisans.
Lîsbon: Lizbon (Portekiz’in başkenti).
lîse: lise.
lîsîn: tünemek.
lîsp: örgü kenarı.
lîste: liste.
lîstik: oyun.
lîstik xirok: oyun bozan.
lîstikvan: oyuncu.
lîstok: oyuncak, oynak.
litav: bataklık.
lîtir: litre.
liv: devinim, kıpırtı.
livîn: devînmek, kıpırdamak, kımıldamak, seğirmek.
livok: oynak, gevşek.
lîwa: tugay.
lîwan: gem.
lixab: gem.
lixab kirin: gem vurmak.
lixêz: yapışkan.
liyan: kayak.
lîz: oyun.
lo: erkeğe hitap.
lod: yığın.
lod bûn: yığılmak, saman ve ot için.
lodkirî: yığılı.
log: tırıs.
lok: erkek deve, tırıs.
lome: serzeniş.
lome kirin: serzenişte bulunma.
lomekar: serzenişte bulunan.
London: Londra (İngiltere’nin başkenti).
lop: lop.
lopik: içli köfte.
loq: silindir.
loqîn: kırıtmak.
loqum: lokum.
lorî: ninni.
lorîn: ninni söylemek.
lostik: bataklık, vıcık.
lotik: hayvanların çifte atarak kaçmaları.
lotim: ikramiye.
lotke: kayık.
lotkevan: kayıkçı.
lowî: fasulye.
lowîyên ter: taze fasulye.
Lubnan: Lübnan.
Lubnanî: Lübnanlı.
Luksembûrg: Lüksembourg.
lûl: aşı (ağaçlar için).
lûla pîl: kol kemiği.
lûla zenda stûr: dirsek kemiği.
lûlaq: baldır.
lûle: boru, namlu.
lûleper: su zambağı.
lûlk: saç lülesi.
lûr: alerji sivilceleri.
lûsik: pinek.
lûtke: dağın tepesi, zirve.
m: Kürt alfabesinin on altıncı harfi.
ma: soru takısı.
Macar: Macar.
Macarî: Macarca.
Macarîstan: Macaristan.
macûn: macun.
macûna diranan: diş macunu.
maç: buse, öpücük.
maç kirin: öpmek.
Maçîn: Hindi Çini.
made: mide.
madek: dişi manda.
madem: madem.
maden: maden.
mader: ana, anne.
maderşahî: anaerkil.
Madrîd: Madrid (İspanya’nın başkenti).
maf: hak.
maf kirin: hakketmek.
maf xwarin: hak yemek.
mafdar: haklı.
mafê penaberiyê: sığınma hakkı.
mafên mirovan: insan hakları.
mafên nivîskariyê: telif hakları.
mafir: madem.
mafir ko: madem ki.
mahr: nikah.
maht: oyun sırası, set.
mahû: dişi domuz, huysuz kadın.
mahzere: üzüm sıkma cenderesi.
mak: anaç.
maker: dişi eşek.
makêş: büyük süzgeç.
makew: dişi keklik.
makîne: makine.
Mako: Maku, İran’da bir Kürt kenti.
makûk: mekik.
mal: 1.mal, meta. 2.mesken.
mal dar: mal sahibi, zengin.
mal darî: mal sahipliği, zenginlik.
mal xwê: aile reisi.
mala bavanî: çeyiz.
mala bavê: baba evi.
malava: 1.bravo! 2.yahu!
malaxme: tınaz.
malbat: aile, familya.
malbûyîn: mal oluş.
male: mala.
malekêş: sıvacı.
malêz: bulamaç.
malgişkî kirin: kamulaştırmak.
malik: 1.tenya. 2.tek ev, evcik, göze. 3.biy. hücre 4.beyit, mısra, şiirde kıta.
malîn: süpürmek.
maliştin: süpürmek.
malname: fatura.
malnîş: emekli.
Malta: Malta.
Maltayî: Maltalı.
malû: tapan, kesek kırma makinesi.
malxo: aile reisi.
mam: amca.
maman: ebe.
mambiz: geyik.
mamhostad: öğretmen, profesör, amca.
mamhostade : bayan öğretmen.
mamik: bilmece.
mamosta: öğretmen, profesör.
mamostade: bayan öğretmen.
mamzade: amcalık.
man: kalmak, durmak, kalış.
mand: gelecek, istikbal.
mandarîn: mandalina.
mande: kalan, yorgun, yerleşik.
mandî: kalan, yorgun, yerleşik.
mandin: yorulmak, yerleşmek.
mane: mana.
manek: soylu at.
manêle: manivela.
manend: benzer, misal, emsal.
manendî: gibi, benzer, kabil.
manga: inek.
manker: dişi eşek.
mar: yılan.
mareşal: mareşal.
marez: sergi.
marezandin: sergilemek.
marezvan: sergici.
margîse: bukalemun.
margîsk: engerek.
marî: nikahlı.
marîjok: sürüngen.
marîpişt: omurga.
marîs: ateist, dinsiz.
marlûlk: solucan.
marmarok: kertenkele.
marmasî: yılan balığı.
marmêlke: kertenkele.
maroje: kuşkonmaz.
marpêç: helezon.
marpêçî: helezonik.
marqe: marka.
Mars: Mars.
marûf: maruf.
mase: masa.
masî: balık.
masî girtin: balık tutmak.
masîgir: balıkçı.
masîmûsa: dilbalığı.
masîpank: sazan balığı.
masîsitêrk: denizyıldızı.
masîşûr: kılıçbalığı.
masîwûrk: sardalye.
masiyê torîk: torik balığı.
mast: yoğurt.
mast firoş: yoğurtçu.
mastêrik: huni.
masûl: fitil.
masule: bobin, makara.
masûlke: adale, kas.
maş: börülce.
maş andin: aşındırmak, yıpranmak.
maşe: maşa.
maşel: balık tuzağı.
maşelan: meltem rüzgarı.
maşêne: bezelye çorbası.
maşêngeh: kuzine.
maşere: yılancık.
maşik: yeşil mercimek.
maşîn: aşınmak, eskimek, yıpranmak.
maşot: tırtıl.
mat: mat. satrançta şahın esir alınması, mat olmak.
mat man: şaşa kalmak, afallamak.
matem: matem.
max: tavana atılan direkler arasındaki her bölüm.
maxolan: melankolik.
maxolanî: melankoli.
mayî: artan, bakiye.
mazî: mazı.
mazmazk: lumbago.
mazûvan: ev sahibi (misafirlik durumunda.)
me: biz.
mê: dişi, dişil.
mebest: amaç, gaye, maksat, niyet, kasıt.
mebest kirin: amaçlamak, kast etmek.
mebred: pirinç tarlası.
mecaz: mecaz.
mecazî: mecazî.
mecerfe: kar küreği.
med: menzil.
medrebaz: madrabaz.
mefer: olanak, imkan.
mefreq: bronz.
meger: meğer.
meger ku: meğer ki.
meh: ay.
Mehabad: Mahabad (Doğu Kürdistan’ın merkez şehrî).
mehandin: aşındırmak.
mehanî: aylık.
mehaniya endaman: üye aidatı.
mehder: şefaat.
mehder kirin: şefaat etmek.
mehdervan: şefaatçi.
mehdik: beşik.
mehes: kaşağı.
mehî: aylık.
mehîn: 1.kısrak. 2.aşınma(metaller için).
mehîr: ayran çorbası.
mehiyan: aşınma(metaller için).
Mêhran: İran’da bir Kürt kenti.
mêj: geçmiş.
mêjandin: emdirmek.
mejî: beyin, ilik.
mejî kok: beyincik.
mejî şuştin: beyin yıkamak.
mejîyê piştê: omurilik.
mêjo: tarih.
mêjok: emici, sömürücü.
mekat: koyun için otlak vergisi.
mekok: mekik.
Meksîka: Meksika.
Meksîkaî: Meksikalı.
mêl: eğilim, temayül.
melaq: cilveli.
melaqî: cilve, yağcılık.
melavî: gayret, azim.
melavî kirin: azmetmek.
melbend: 1.menteşe. 2.nahiye.
mele: hoca, imam, molla.
mêlede: Nevroz’da yakılan meşale.
melevanî: yüzme.
melevanî kirin: yüzmek.
melhem: merhem.
Melîd: Malatya.
melik: mala.
meliqandin: meyveleri suni yoldan olgunlaştırmak.
meliqîn: meyvelerin dalda çürümesi.
melis andin: sindirmek.
melisîn: sinmek.
melivandin: azmettirmek.
melkeb: büyük yuvarlak sepet.
melkemot: Azrail.
melkes: süpürge.
melşe: üvez.
melû: ekin demetleri.
melûl: meyus, üzgün, melül.
memik: meme.
memik dan: meme vermek.
men: ölçülerde birim.
men giranî: ağırlık birimi.
mendebûr: mendebur.
Mendêl: Irak’ta bir Kürt kenti.
mengene: mengene.
menqel: mangal.
menzel: oda.
menzil: erim.
meqerne: makarna.
meqes: makas.
meqeş: delikli pilav pişirme kepçesi.
mer: bel küreği.
mêr: 1.erkek 2.cesur.
mer kirin: bellemek.
mêr kirin: evlenmek (kadın için).
mera: mera.
meran: yasemin.
mêranî: erkeklik, koca.
merc: şart, koşul.
merc name: şartname.
mercan: mercan.
mercanok: ateş çiçeği.
merd: mert.
merdan: tahta tokmak.
merdane: merdane, silindir.
merdî: mertlik.
Mêrdîn: Mardin.
merdizme: kaos, karabasan.
mêrêavî: balık adam.
mered: evlerdeki geniş pencere.
mereg: ot ve saman deposu.
mereqe: soğan çorbası.
Mereş: Maraş.
merez: hastalık, dert, bela, dayanılması güç durum.
merezdarî: hastalıklı.
merezî: hastalıklı.
merfet: olanak, imkan.
merg: can.
mêrg: çayır, çimen.
mêrî: yiğitlik.
mêrik: adamcağız.
meriv: adam.
Merîwan: İran’da bir Kürt kenti.
merix andin: çökertmek.
merixîn: çökmek (hayvanlar için).
merkane: bidon, kavanoz.
mêrkuj: katil.
mermî: mermi.
merş: çul.
mertal: kalkan.
merx: ardıç.
mêrxas: bahadır, yiğit.
merz: selden korumak için tarla etrafına kazılan ark.
merzekew: fesleğen.
meselok: fıkra.
Mesîh: 1.İsa Peygamber. 2.sıvazlamak, okşamak, masaj.
mesihandin: kuru temizlik yapmak.
Mesîhî: Hıristiyan
mesihîn: kuru temizleme.
Mesîhparêz: Hıristiyan.
Mesîhparêzî: Hıristiyanlık.
mesîl: kurumuş dere.
mest: mest, esrik.
mest bûn: mest olmak, mayışmak.
mestan: mest olmuş kişi.
mestekî: reçine.
meş: yürüyüş.
mêş: sinek, arı.
mêşa hingiv: balarısı.
mêşan: arı kovanı.
meşandin: yürütmek.
meşîn: yürümek.
mêşin: koyungiller.
meşînî: ela.
meşk: yayık.
meşkale: küçük deri çanta.
mêşlok: böcek, böcekgiller.
meşlûl: ceviz, badem içinden yapılan sucuk.
mêşvanî: arıcılık.
mêşxwer: sinekçil.
met: hala.
metal hiştin: hayrette bırakmak.
metal man: hayret etmek, acayip kalmak.
meteor: meteor.
meteorolojî: meteoroloji.
meterîs: mevzi, korunak.
methelok: vecize.
metik: evlenmemiş hala.
mêtin: emmek.
metran: 1.metropolit, piskopos. 2.zıpkın.
mêvan: konuk, misafir.
mêvan dar: mihmandar.
mêvan darî: mihmandarlık.
mêvan perwer: konuksever, misafirperver.
mêvan perwerî: konukseverlik.
mêvanxane: konukevi, misafirhane.
mevred: eğe.
mevred kirin: eğelemek.
mevzuat: mevzuat.
mêw: asma, bağ kütüğü.
mewc: dalga.
mêwî: meyve, yemiş.
mêwî froş: manav.
mewîj: kuru üzüm.
mewranî: hamile kadınların yiyecek arzusu.
mexel: hayvanların dinlenmesi.
mexer: nispeten yüksek düz arazi.
mêxik: karanfil.
mexmûr: mahmur.
mey: şarap, içki
meya: dişi katır.
meyandin: mayalamak.
meydan: meydan, alan.
meyîn: mayalanmak.
meyizandin: baktırmak, seyrettirmek.
meyizîn: bakmak, seyretmek.
meymûn: maymun.
meyrok: tırtıl.
meyt: cenaze, ölü.
meyter: seyis.
meyxwer: şarapçı, içkici.
mezad: açık artırma, mezat, ihale.
mezaxtin: harcamak, sarf etmek.
meze: meze.
mêze kirin: bakmak.
mêzên: denge, terazi.
mezer: mezar.
mêzer: türban.
mezin: büyük.
mezin bûn: büyümek.
mezin kirin: büyütmek.
mezinahî: büyüklük
mezintirîn: azamet.
mezixîn: telef olmak.
mezixtin: telef etmek.
mezran: kurma, vücuda getirme, yaratma.
mezrandî: kurulu.
mezrandîn: kurmak, tesis etmek.
mezre: mezra.
mezrek: kurum, kuruluş, tesis.
mezrîb: yağmur oluğu.
mezrîn damezrîn: kurulmak.
mezringeh: kurum, kuruluş, tesis.
mezüre: mezura.
mî: koyun.
miayene: muayene.
miayene kirin : muayene etmek.
miayene xane: muayenehane.
mîbzer: tohum ekme makinesi.
micwer: lacivert.
miçêj: gıpta, iştah.
miçewr: dini yerlerin hizmetkarı.
miçilge: bahis, iddia.
miçiqandin: suyunu kurutmak, suyunu çekmek.
miço: küçük erkek çocuk.
midas: ayakkabı.
mîdye: midye.
mifriz: kadın tellalı.
mift: beleş, bedava.
mift xwer: beleşçi, bedavacı.
mifte: kilit.
miftî: müftü.
miftîtî: müftülük.
mih: koyun.
mîheng: ayar, mihenk.
mîheng bûn: ayarlanmak.
mîheng dan: ayarlamak.
mihês: kaşağı.
mîhrab: mihrap.
mîhrîban: bağışlayan, şefkatli, esirgeyen, konuksever.
mîhrîcan: 1.sonbahar. 2.Kürtlerin Mazda dininden kalma Nevroz’dan sonra gelen iki büyük bayramından biri. Bir adı da "Îdî/a Kurd"dür. Yedinci güneş ayının 16. gününe rastlar. Ayın 21. gününe kadar, altı gün devam eder.
mîhrîgan: 1.sonbahar. 2.Kürtlerin Mazda dininden kalma Nevroz’dan sonra gelen iki büyük bayramından biri. Bir adı da "Îdî/a Kurd"dür. Yedinci güneş ayının 16. gününe rastlar. Ayın 21. gününe kadar, altı gün devam eder.
mîhrîvan: bağışlayan, şefkatli, esirgeyen, konuksever.
mîhrîvanî: sevgi, dostluk, şefkat.
mij: sis.
mij bûn: sislenmek.
mijane: mil (makine aksamı).
mijang: kirpik.
mijar: konu, mevzu.
mijara çêlê: söz konusu.
mijara qalê: bahis konusu.
mijara qalkirinê: mevz(u)bahis.
mijok: asalak.
mijûl: meşgul.
mijûl bûn: meşgul olmak.
mijûl în: meşgul olmak.
mijûl kirin: meşgul etmek.
mijûlahî: meşgale.
mijûlgeh: büro.
mijûlî: meşguliyet.
mikar: ağaç oyma keskisi.
mikur: bilinen, tanınan, maruf.
mikur hatin: itiraf etmek.
mil: kol, omuz.
mîl: mil (ölçü birimi).
mîlince: kum.
milkirin: omuzlamak.
mîlyar: milyar.
mîlyarder: milyarder.
mîlyon: milyon.
mîmar: mimar.
mîmarî: mimarlık.
min: ben, benim.
mîna: gibi, benzer.
mîna hev: benzer.
mînak: örnek, misal.
mînakî: örneğin, meselâ.
mînandin: benzemek, benzetmek.
mînber: mimber.
mincele: çil, leke, benek.
mindal: çocuk.
mînder: minder.
minêkar: arzulu, istekli.
minet: minnet.
minet dar: minnettar.
minho: rivayet.
mînîbus: minibüs.
minminîk: kelebek.
mîntan: gömlek.
mînûs: eksi.
minyatûr: minyatür.
mîqa: mika.
miqate: 1.mukayyet. 2.bahane.
miqate bûn: mukayyet olmak.
miqilk: kulplu tava.
mîqrob: mikrop.
mîr: 1.bey. 2.emir, prens.
mîralayî: albay
Mîran: 23 Eylül-22 Ekim Terazi Burcu.
mirar: murdar, kesilmeden ölen hayvan yenmesi veya dokunması necis olan hayvan.
mirarî: inci boncuk.
mîrat: kalıt, miras.
mîrat xwer: miras yiyen.
miravke: sütleğen.
mirbaxî: çulluk.
mircan: mercan.
mirç: şapırdatma.
mirç andin: şapırdatmak.
mirç în: şapırdamak.
mirdiyaq: mertek.
mirêba: ekin yarıcısı.
Mîregan: 3 Ekim gül festivali.
mirêk: ayna.
miremir: mırıltı.
mîrêmîran: beylerbeyi.
mirês: gösteriş, görkem, haşmet.
mirî: ölü.
mîrî: resmi, demirbaş.
mirin: ölüm, ölmek, vefat.
mirisî: görkemsiz, gösterişsiz.
mirisîn: bir şeyin, kişinin görkeminin bozulması.
mirîşk: tavuk.
mirîşo: ölü yıkayıcısı.
mîrkut: tahta tokmak.
mîrlîwa: tuğgeneral.
mirmirîn: mırıldanmak.
mirok: ölümlü, fani.
mirov: insan, adam, akraba.
mirovahî: insanlık.
mirovane: insanca.
mirovatî: insanlık.
mirovê dewletê: devlet adamı.
mirovê jînê: hayat adamı.
mirovê olê: din adamı.
mirovhez: insancıl.
mirovhezî: insancıllık.
mirovnas: antropolog.
mirovnasî: antropoloji.
mirovxwer: yamyam.
mirûç: figür.
mirûz: asık yüz.
mirûz kirin: surat asmak.
mis: bakır.
misab: kerata, ayakkabı çekeceği.
misas: övendire.
misêwa: devamlı, sürekli, mütemadiyen.
misger: bakırcı.
misgerî: bakırcılık.
misîn: ibrik.
Misir: Mısır.
Misirî: Mısırlı.
miskan: maden suyu kaynağı.
mîskîn: miskin.
misoger: kaçınılmaz, muhakkak.
mist: avuç, avuç içi ve miktarı.
mist dan: 1.sıvazlamak, okşamak, masaj. 2.ufalamak.
mîstanik: mantar, bir deri hastalığı.
mişag: ücretli.
mişar: bıçkı, hızar, büyük testere.
mişe: 1.ücret. 2.bol.
mişefil: uçurum.
mişepere: faiz.
mişext: sürgün.
mişextî: sürgünlük.
mişexur: parazit, sömürücü.
mişeya kêmtirîn: asgari ücret.
mişeya têketinê: giriş ücreti.
mişk: fare, sıçan.
mişkane: rehin.
mişkatê hemel: 21Mart-20Nisan koç burcu.
mişmiş: kayısı, zerdali.
mişraq: mihrak, odak.
mişt: ağzına kadar dolu.
mişt kirin: ağzına kadar doldurmak.
miştax: aynı hizada olan şey.
miştaxan: kuru üzüm elde etme mevsimi.
mişte: muşta.
miştelî: fidanlık.
miştin: süpürmek.
mişûr: zahmet.
mişûr xwarin: zahmet çekmek.
mitêl: döşek.
mîtro: metre.
mîvan: konuk, misafir.
Mîweganan: 21Temmuz-20Ağustos Aslan Burcu.
mix: çivi.
mix kirin: çivilemek.
mixabin: yazık, maalesef.
mixenit: fesatçı, fırsatçı.
mixmaz: mahmuz.
mixrik: çatışık, düşman kişi, muarız, rakip.
mixrikî: çatışkı, ihtilaf, tezat.
Miyandûwab: İran’da bir Kürt kenti.
miyaw kirin: miyavlamak.
miz: 1.ücret 2.bol. 3.mayhoş.
mîz: çiş, idrar, sidik.
mîz dank: idrar torbası.
mîz kêş: idrar yolu.
mîz kirin: işemek.
mîz tin: işemek
mîzandin: işetmek.
mizd: hayvan ürünleri için alınan vergi.
mizgeft: cami, mescit, tapınak.
mizgîn: müjde, muştu.
mizgîn dan: müjdelemek.
mizûr: gümrükçü, gümrük memuru.
moçe: dişi katır.
modine: çap (silah namlusu için).
mohr: damga, mühür.
mohr kirin: damgalamak, mühürlemek.
mole: sıva.
mole kirin: sıvamak.
mon: asık suratlı.
mor: mor.
mor bûn: morarmak.
moran: sis, koyu duman.
morî: boncuk.
Moskova: Moskova (Rusya’nın başkenti).
mostik: biberon.
moşen: makine.
moşena dûkêlê : buhar makinesi.
moşena hesaban: hesap makinesi.
moşena nivîsê: yazı makinesi.
moşene: döğen.
moşengêr: makinist.
motik: fol.
movik: eklem, omur.
mox: ilik.
moxil: un eleği.
moz: eşek arısı.
mozik: iki yaşında dana.
mozrîk: ateş veya bacadan çıkan kıvılcımlar.
mû: kıl
mûç: hayvanların kulak dikmesi.
mûçe: ücret.
mûçeya kêmtirîn: asgari ücret.
mûçeya kiryariyê: abonman ücreti.
mûçik: litre, kepçe.
mûçing: cımbız.
mûçirk: tik.
mûd: kin.
mûd girêdan: kin bağlamak.
mûdî: kindar.
mudil: insanı yanlışlığa yönelten kimse.
muflan: yabani koyun.
mûjang: kirpik.
mûle: çamur.
mûm: mum.
mûmar: barsak şeridi, tenya.
mûmî: mumya.
mûmî kirin: mumyalamak.
mûnandin: kıl, saç, kendir vb. bükerek örülmesi.
mûnîs: munis.
mûniştin: örgü örmek.
Murdad: Temmuz -Ağustos ayları.
mûrî: karınca.
murîd: mürit.
mûrîya firok: atlı karınca.
mûsikî: musiki, müzik.
mûsikînas: müzisyen.
mûsikîya gelêrî: halk müziği.
Mûsil: Musul. Irak’ta bir Kürt kenti.
Mûş: Muş.
mûşek: davetsiz misafir.
mûşembe: muşamba.
mûtav: kıl halat.
mûtik: mersin ağacı.
mux: Zerdüşti ruhani lideri
muxbêd: Zerdüşti ruhani lideri
muxtar: 1.muhtar. 2.özerk.
muxtariyet: 1.muhtarlık. 2.özerklik.
muxur: ökse.
n: Kürt alfabesinin on yedinci harfi.
na: 1.hayır. 2.olumsuzluk öneki.
nabe: olmaz.
naçar: fakir, çaresiz.
nadan: hasis, cimri.
nadir: nadir.
nag: dişi deve.
Nahid: Venüs.
nakok: çelişik.
nakok bûn: çelişme.
nakokî: çelişki.
nal: nal.
nalan: iniltili, inlemeli.
nalandin: inletmek.
nalbend: nalbant.
nalbir: nalbur.
nalbirxane: nalburiye.
naldor: genelge, tamim.
nalebar: aykırı.
nalet: lanet.
nalet lê anîn: lanet okumak.
nalet lê kirin: lanetlemek.
nalik: nalın, takunya.
nalîn: inlemek, inilti.
nalkirin: nallamak.
name: mektup.
namerd: namert.
namilke: broşür, risale.
namûs: ırz, iffet, namus.
nan: ekmek.
nane: nane.
nanê xilt: düşük kalitedeki ekmek.
nanfroş: ekmekçi, fırıncı.
nanik: kurabiye, çörek.
nankor: nankör.
nanpêj: ekmekçi, fırıncı.
naparêz: nihilist.
naparêzî: nihilizm.
napesin: günahkar.
naqos: çan.
narîn: narin.
narinc: narenciye, turunçgiller.
narincok: el bombası.
narkotik: narkotik.
nas: aşina, bildik, tanıdık.
nasandin: tanıtmak.
nasîn: tanımak, teşhis etmek.
naskirin: tanımak, teşhis etmek.
nasname: kimlik.
naşî: tecrübesiz genç.
naşor: yün iplik.
naştin: gömmek, defnetmek.
nator: korucu, bağ bostan bekçisi.
nav: 1.ad, isim. 2.nam, san. 3.ara, vasat. 4.iç.
nav ê hevedudanî: bileşik isim.
nav gotin: adını söyleme, zikretmek.
nav lê hildan: ad koymak, lakap takmak.
nav lê kirin: ad koymak.
nav û deng: anlı şanlı.
nav xêrê de bî: hoş bulduk.
navandin: adlandırmak.
navbend: ara, aralık, fasıl, mesafe.
navbendî: aracılık, tavassut.
navber: ara, aralık, fasıl, mesafe.
navber dayîn: ara vermek.
navberî: aracılık, tavassut.
navbir: ara bölme.
navçe: bölge, eyalet, ilçe, kaza, merkez.
navçeng: koltukaltı.
navçeyî: bölgesel.
navdank: künye.
navdar: ünlü, namlı, popüler, meşhur.
navdarî: ün, şöhret.
navdêr: (grm.) isim, ad.
navdest: ayak takımından olan kimse, sıradan.
navê mê: dişil isim.
navê nêr: eril isim.
navend: merkez.
navendî: vasati.
naverok: kapsam, içerik, için dekiler, içkin, mahiyet.
navgîn: araç, vasıta, vesile.
navgînên hilberînê: üretim araçları.
navgînên ragihandinê: iletişim araçları.
navikirî: adlandırılmış.
navîn: 1.ortanca. 2.vasat.
navkêl: koltuk (ant.).
navkêşî: adçekme.
navko: evin ortası.
navlêk: lakap.
navmal: evin içi.
navmalî: ev işlerine yardımcı olan kadın.
navname: nüfus cüzdanı.
navneteweyî: uluslararası.
navnîşan: adres.
navno: kötü şöhretli.
navpişt: bel.
navran: apış arası, giyilerin bacak arası kısmı.
navrast: düzlük, ortalık.
navroj: 1.öğle. 2.öğle yemeği.
navser: orta yaşlı.
navteng: kolan, palan kemeri.
navzed: aday.
navzedî: adaylık.
navzediya xwe danîn: adaylığını koymak.
navzik: göbek.
naxir: sığır sürüsü.
nayê kêşîn: çekilmez.
naz: naz, cilve, eda, işve.
nazdar: cilveli, işveli.
nazenîn: alımlı, cilveli.
nazik: nazik.
nazikane: nazikçe.
nazikî: nezaket.
nazîn: nazlanmak.
ne: 1.değil. 2.ne.
ne li rê: yolunda olmayan.
ne li tu derê: hiçbir yerde.
ne ma: bitti, kalmadı.
ne rewa: uygunsuz.
ne tam: eksik.
ne temam: eksik.
ne têw: geçersiz.
ne wêr ek: korkak.
ne xalî: tekin olmayan.
ne zanistî: bilimsel olmayan.
neban: 1.haşin, alışmamış. 2. yoz, bozuk karakterli, eğitilmemiş.
nebanok: alışkanlık kazanmayan, uyuşmaz.
nebe: sakın.
nebes: yetersiz.
nebez: yılmaz, yenilmez, boyun eğmez.
nebihîstî: duyulmadık, işitilmedik.
nebinavkirî: belgisiz, adlandırılmamış.
nebûn: olmamak.
nebûnyî: olmadık, olmamış, görülmemiş, gayrı kabil.
necar: 1.dülger (alet yapan kimse). 2.marangoz.
necarî: marangozluk.
necirandin: oymak (taş, tahta).
necirandinîn: oyulmak.
necis: pis, murdar.
neçak: kötü.
neçê: kötü, çirkin.
nêçîr: av.
nêçîr kirin: avlanmak.
nêçîrvan: avcı.
nedadmend: adaletsiz, gayrimeşru.
nedar: fakir.
neder: çıkmaz.
nedîtbar: görünmez, soyut.
nediyar: belirsiz, muğlak.
nefel: yonca.
nefer: nefer, er.
nefergel: milis.
neferma: sivil.
nefî: sürgün.
nefî bûn: sürgün olmak.
nefî kirin: sürgün etmek.
nefilandin: atmak, kafadan atmak.
nefir: trampet.
nefs: nefis.
nefsbiçûk: alçak gönüllü.
neft: petrol.
negerandî: geçişsiz.
negirîng: önemsiz, ehemmiyetsiz.
neguhêzbar: yalıtkan.
neguneh: günah olmayan, mubah.
neh: dokuz.
nehêja: değersiz.
nehem: dokuzuncu.
neheng: balina.
nehênî: gizli, sır.
nehik: (İslamiyet’te) Kurban bayramı öncesi kutsal sayılan 9 gün.
nehs: kurnaz, yaramaz, entrikacı.
nehwirîn: mırıldanmak.
nêk: tığ.
nekes: nekes, fırsatçı, kişiliksiz.
nekişandin: çekmemek.
nelê: sayılmayan.
nelicîh: abes, yersiz.
nêm: cerahat, irin, iltihap.
nema: artık, bundan böyle.
nemanend: emsalsiz.
nemaze: bilhassa, özellikle.
nemêr: erkekte cinsel iktidarsızlık.
nemerd: namert.
nêmgirtin: iltihaplanmak.
nemir: ölmez, ölümsüz, ebedi.
nemirî: ölümsüzlük.
nenas: bilinmeyen, meçhul, tanıdık olmayan.
nenîşankirî: belirsiz.
nepak: dürüst olmayan.
nepax: körük.
nepayîdar: sürekli olmayan.
nepen: giz, sır.
nepenî: gizlilik.
nepêt: dayanıksız.
nepêwist: gereksiz.
nepixandî: kabartılmış, şişirilmiş.
nepixandin: şişirmek.
nepixî: şişkin.
nepixîn: şişmek.
Neptun: Neptün.
neqandî: seçilmiş, ayıklanmış.
neqandin: seçmek, ayıklamak.
neqane: seçkin.
neqaş: ressam, desinatör.
neqayîm: dayanıksız.
neqeb: ara, aralık, gedik, geçit.
neqş: resim, desen, motif, nakış, işleme.
neqşandin: nakşetmek.
nêr: erkek, eril.
neran: tespih ağacı.
nerast: doğru olmayan.
nerd: tavla oyunu.
nerde: korkuluk, parmaklık.
nerdigan: merdiven.
nêrek: bitkilerin erkek tohumluk organı.
nerênandin: olumsuzlamak.
nêreng: sihirbaz, büyücü.
nerênî: olumsuz.
nêrevan: gözcü.
nêrgiz: nergis.
nêrî: teke.
nêrîn: bakmak.
nerît: uygulama, pratik, tatbik.
nerît kirin: uygulamak, pratiğe koymak, tatbik etmek.
nerîtandin: uygulamak, pratiğe koymak, tatbik etmek.
nerîtî: uygulamalı, pratiksel, tatbiki.
nerm: yumuşak, ılımlı, mutedil, yumuşak.
nermandin: yumuşatmak.
nermayî: ılıman.
nermbûn: yumuşamak.
nermî: yumuşaklık.
nermijandin: limon, portakal gibi meyveleri elle yumuşatmak.
nermik: yumuşacık.
nermofis: pısırık.
nêrûmê: biseksüel.
nerx: fiyat, değer.
nerxandin: değerlendirmek.
nesrîn: yaban gülü.
nestêle: önemli kişi.
neşmî: titiz.
neşmîtî: titizlik.
net: net, safi.
net bûn: saflaşmak, saf hale gelmek.
nêtar: nötr, tarafsız.
nêtarî: nötrlük.
netêw: geçersiz, hükümsüz, batıl, butlan.
netewe: millet, ulus.
neteweparêzî: ulusçuluk.
neteweperwer: milliyetçi.
neteweperwerî: milliyetçilik.
neteweyî: ulusal, ulusallık.
nevaze: fevkalade, harikulade.
nêverok: kapsam, içerik, mahiyet.
nevî: torun.
nevisî: üvey çocuk.
newa: müz. ton.
newal: dere, vadi.
newêrîn: cesaretsizlik, cesaret edememek.
newêrînek: cesaretsiz.
newq: sağrı.
newriyanî: hamile kadınların yiyecek arzusu.
Newroj: Nevroz, Nevruz.
nexş: nakış.
nexşandin: süslemek, nakışlamak.
nexşe: harita.
nexuya: belirsiz.
nexwe: demek ki, öyleyse.
nexweş: hasta, sayrı, sağlıksız, nahoş.
nexweşî: hastalık.
nexweşiya zirav: tüberküloz.
nexweşnêr: hastabakıcı.
nexweşxane: hastahane.
ney: ney.
neyar: düşman.
neyeksan: muhtelif.
neyî: düşmanlık.
neyînî: menfi, olumsuz, negatif.
neyjen: neyzen.
neynik: ayna.
neynok: tırnak.
neynokên bûkê: enginar, bir tırnak makası.
nêz: yakın.
nêz kirin: yanaştırmak, yaklaştırmak.
nêza: açlık.
nêzahî: yakınlık.
nezan: bilgisiz, cahil.
nezanî: cehalet.
nêzbûn: yaklaşma.
nezd: yan.
nêzî: 1.açlık, 2. yakınlık.
nêzik: yakın.
nêztêdayîn: yaklaşım.
nicimîn: hafiften aksamak.
niçik: uç, çıkıntı.
nifir: beddua.
nifir kirin: beddua etmek.
nifsî: patiska gömlek, gömlek.
nifş: kuşak, nesil.
nift: petrol.
niftik: kibrit.
nig: 1.ayak. 2.tetik.
nîgar: resim.
nigare: portre.
nîgare: desen.
nîgaş: hayal, imge.
nige: kapris.
niha: şimdi.
niha jî: halen.
nihên: gizli, saklı, sapa.
nihêrandin: baktırmak.
nihêrîn: bakış, bakmak.
nihêrvan: bakıcı.
nihêrvanî: bakıcılık.
nijad: ırk, soy.
nijadkujî: soykırım.
nijadparêzî: ırkçılık.
nijandin: istif etmek.
nijde: baskın, gasp.
nijdevan: baskıncı, gaspçı.
nijîn: istif, stok, yığma.
nijtin: savuşmak.
nijvan: istifçi, stokçu.
nik: yan, nezd.
nîk: olta.
nîkbîn: iyimser.
nikil: gaga.
nikil kirin: gagalamak.
nikilandin: gagalamak.
nîkotîn: nikotin.
nimêj: namaz.(Müslümanların bir ibadeti)
nimêj kirin: namaz kılmak.
nimêjgeh: namazgâh, mescit.
nimînandin: temsil etmek.
nimînêr: temsilci.
nimre: numara.
nimûne: misal, örnek, mostra.
nîn: sıfır.
nîne: yok.
nipînû: yepyeni.
niqêm: pırlanta.
niqik: kademe, derece.
niqir: derece, kertik, yiv.
niqira pirole: aşırı derecede.
niqirandin: kertik atmak.
niquçandin: çimdik atmak, dürtmek.
niqut: damla.
niqutandin: damlatmak.
niqutîn: damlamak.
nîr: 1.asır, çağ. 2.boyunduruk.
nîrengî: nirengi.
nîrkutik: kızıl hastalığı.
nirx: eder, değer.
nirxandin: değerlendirmek.
Nîsan: Nisan ayı.
nîsk: mercimek.
nîske: göz merceği.
nîskok: fiz. odak.
nişadir: nışadır.
nişan: belirti, alamet.
nîşan: 1.işaret, nişan, simge. 2.madalya.
nîşan kirin: 1.simgelemek, belirleme, işaret etmek, işaretlemek. 2.evlenme sözleşmesi.
nîşangâh: gez.
nîşangir: nişancı.
nîşangirtin: nişan almak.
nîşanî: simgesel.
nîşank: arma.
nîşankarî: simgecilik.
nîşaste: nişasta.
nişdar: cerrah, neşter.
nişdarî: cerrahlık, ameliyat.
nîşe: not.
nîşe girtin: not tutmak.
nîşe standin: not almak.
nîşebin: dipnot.
nîşgeh: iniş pisti.
nişîn: yerleşmek ikamet etmek.
nişkok: ünlem işareti.
niştecîh: yerli, uyruk, tebaa.
nîştewan: uyruk, tebaa.
niştiman: yurt, vatan.
niştimanevan: yurttaş, vatandaş.
niştimanevanî: yurttaşlık, vatandaşlık.
niştimanparêz: yurtsever.
niştin: 1.oturum, celse, oturma, ikamet. 2.oturmak, ikamet etmek, yerleşmek. 3.iskân, yerleştirmek, yurtlandıemak, iskan etmek.
niştingeh: adres, ikametgah, duruşma salonu.
nîv: yarı, yarım, buçuk.
nîv vekirin: aralamak.
nîvê şevê: gece yarısı.
nîvenîv: yarı yarıya.
nivîn: 1.yatmak. 2.yatak yorgan.
nivîngeh: koğuş.
nivîs: yazı.
nivîsandî: yazılı.
nivîsar: metin, tekst.
nivîsgeh: büro, ofis.
nivîsîn: yazmak.
nivîsk: yazıt, kitabe.
nivîskar: yazar, müellif.
nivîskî: yazılı.
nivîsvan: yazman, katip, sekreter.
nivîşk: tereyağı.
nivîşt: muska.
nîvkad: yarım küre.
nîvro: öğle.
nîvroşinda: öğleden sonra.
nixumandî: örtülü.
nixumandin: örtmek.
nixumîn: örtünmek.
niyandin: sikmek.
niyaz: niyaz.
nizar: cılız.
nizilandin: süzmek, imbikten geçirmek.
nizilîn: süzülmek.
nizilok: imbik.
nizm: alçak.
nizm bûn: alçalmak.
nizmandin: alçaltmak.
no: 1.afacan, yaman. 2.hayır.
nod: doksan.
nodem: doksanıncı.
nogin: üç yaşını doldurmuş dişi sığır.
nohkîn: nohut yahnisi.
nok: nohut, leblebi.
nola: gibi.
nolî: gibi.
noq: batış, batma.
noqandin: daldırmak, gark etmek.
noqav: dalgıç, deniz altı.
noqbûyî: batık, batmış.
noqîn: dalmak, batmak, gark olmak.
norm: norm.
normal: normal.
Norwêç: Norveç.
Norwêçî: Norveçli.
noşî can be: afiyet olsun!
noşîcan: afiyet.
notêr: noter.
notêrî: noterlik.
notirvan: bekçi, korucu.
novik: göbek, göbek bağı
nû: yeni.
nû bûn: yenilenmek.
nû kirin: yenilemek.
nûber: turfanda.
nûçe: haber.
nûçe kirin: modernleştirmek.
nûçe standin: haber almak.
nûçevan: haberci, muhabir.
nûhok: şimdiki zaman hali.
nûjen: modern.
nûn: molekül.
nûnêr: elçi, temsilci.
nûnêrî: temsilcilik.
Nuroj: Nevroz, Nevruz.
nûrojîn: bahar çiçeği.
nûsaf: rapor.
nûsandin: nüshalamak.
nûtî: yenilik.
nûvedan: icat.
nûwaze: harika.
nûwêl: vinç.
nûxrî: ilk çocuk.
o: Kürt alfabesinin on sekizinci harfi.
ober: büyük örtü.
ode: oda.
odeya bazirganiyê: ticaret odası.
odeya nivînê: yatak odası.
of: of!
of kişandin: oflamak.
ol: din.
olam: angarya.
oldar: dindar.
olî: dini.
omed: ümmet.
omid: ümit.
omidî: acur.
onc: kalça.
onî: kereste.
ordî: ordu.
orên: sığır böğürmesi.
orik: tavan.
orispî: orospu.
Oslo: Oslo (Norveç’in başkenti).
Osmanî: Osmanlı.
Osmanîkî: Osmanlıca.
Otawa: Ottowa (Kanada’nın başkenti).
Otrîş: Avusturya.
ox: oh!
oxir: uğur.
oxir be: uğurlar olsun.
p: Kürt alfabesinin on dokuzuncu harfi.
pabend: hareketi kısıtlı.
pace: baca, binadan dışarıya açılan her türlü delik.
pacerê: pencere.
paç: paçavra, çaput.
paçe: paça.
paçvan: paçavracı.
pafte: pafta.
pag: arsa.
pageh: zemin kat.
pager: devriye.
pahn: yassı, geniş.
pahn kirin: 1.yassılaştırmak. 2.genişletmek.
pahnî: 1.yassılık. 2.topuk, ökçe.
pahtî: pişkin, pişmiş.
pahtin: pişirmek.
paj: kısım, bölüm.
pajne: ökçe
pak: 1.pak, saf, temiz. 2.iyi.
pakî: temizlik.
Pakistan: Pakistan.
Pakistanî: Pakistanlı.
paknivîs: okunaklı.
pal: dağ ve tepe eteği, yamaç.
pal dan: yaslanmak.
palafis: hantal.
palamar: palamar.
palan: semer.
palas: çul.
palavk: filtre.
palavk kirin: filtrelemek, süzmek.
paldank: 1.dayanak. 2.koltuk.
pale: ırgat, tarım işçisi.
palem: yere değen uzun etek.
palewan: güreşçi.
palewanî: güreş.
palir: duvarla çevrilmiş arazi.
palisqe: palaska.
palpişt: arkaya konulan destek, dayanak.
palpiştî: dayanışma.
palûte: imece.
pan: beklemek.
pancik: paça.
pancik helçinîn: paçaları sıvamak.
pançilokî: büzük, sünük, sarkık.
pançilokî bûn: sarkmak, büzülmek, sünmek.
panêr: bekçi.
panik: sevici.
panjûr: panjur.
papûr: 1.cadde, şose. 2.gazocağı.
paqij: safî, temiz.
paqij bûn: saflaşmak, temizlenmek.
paqij kirin: silmek, temizlemek.
paqijî: temizlik.
paqijker: silici, temizleyici.
par: 1.geçen yıl. 2.hisse, pay, taksit.
parastî: mahfuz.
parastin: 1.esirgemek, himaye etmek, korumak, muhafaza etmek, savunmak. 2.tapınma, ibadet.
parazît: tufeyli.
parçe: parça.
parçe kirin: parçalamak, paramparça etmek.
parçin: hisse alma.
pardar: hissedar.
pardarî: ortaklık, şirket.
pardarîya hevbeş: kollektif ortaklık.
pardarîya hevpişk: anonim ortaklık.
pardem: parttaym.
parêz: perhiz, diyet.
parêz girtin: perhiz tutmak.
parêzer: avukat.
parêzername: yazılı savunma.
parêzgeh: vilayet.
parêzger: 1.veli, hami, koruyucu, muhafız, savunucu. 2.Vali.
parêzgerî: himaye.
parêzkar: tutucu, muhafazakar, sofu.
parêzkarî: tutuculuk, muhafazakarlık.
parî: lokma.
Parîs: Paris (Fransa’nın başkenti).
parjimar: kesir.
parjinandin: bir cümleyi, gramatik açıdan incelemek.
parkirin: bölmek, taksim etmek.
parlamento: parlamento.
parleşker: kolordu.
parmend: pay sahibi, ortak.
parmend bûn: ortak olmak, katılmak, yararlanmak.
parmendî: ortaklık, katılım.
parone: bir yılını doldurmuş buzağı.
parsek: dilenci.
parsêl: parsel.
parseng: 1.terazinin gözlerini eşit ağırlıklı yapmak için konan taş vs. 2.konuşurken yerli yersiz tekrarlanan söz.
parsû: kaburga.
parşomen: parşömen.
part: yığın.
partî: parti.
partîgir: partili.
partîzan: partizan.
parve: bölü.
parve kirin: bölme, bölüşmek, paylaşmak.
parve kirin: bölmek, bölüşmek, paylaşmak.
parxan: kaburga.
parxêl: kağnı.
parza: 1.koruyucu. 2.aşı (canlılar için).
parzandin: aşılamak.
parzîn: ıhlamur.
parzinandin: süzmek.
parzinîn: süzülmek
parzûn: 1.bez, süzgeç. 2.sırt çantası.
pas: açık, örtüsüz.
pasar: saçak.
pasevan: bekçi, gardiyan.
pasik: açık yer, alan.
paş: arka, geri.
paş: arka.
paş de man: arkada kalmak.
paşa: paşa.
paşbêj: dedikoducu.
paşbêjî: dedikodu.
paşber: artçı
paşçav: göz ardı.
paşdanî: ard ek, sonek.
paşdank: ard ek, sonek.
paşde: gıyaben.
paşde avêtin: ertelemek, tecil.
paşde hiştin: geride bırakmak.
paşdemanî: geri kalmışlık.
paşdoşek: perde arkasındaki kişi, vezir.
paşê: sonra, bilahare.
paşeroj: ati, geçmiş, gürlev.
paşgotinî: dedikodu, gıyabında konuşma.
paşî: art, son, hitam.
paşî hatin: hitam bulmak.
paşil: koyun.
paşing: artçı kuvvet.
paşîv: sahur, gece yenilen yemek.
paşling: çelme.
paşling avêtin: çelmelemek.
paşmîr: vezir.
paşnav: soyadı.
paşpê: ters.
paşpêkî: tersine.
paşpêkî çûn: ters gitmek.
paşpêkî hatin: ters gelmek.
paşpenî: gıyap, gıyabında.
paşrojî: tasarruf.
paşteng: semerin arka kayışı.
paşve: gıyaben.
paşve çûn: gerilemek.
paşverû: gerici, mürteci.
paşverûtî: gericilik, irtica.
paşwer: halef.
patat: patates.
pate: selam.
pate dan: selam vermek.
pate lê kirin: selam vermek.
patik: 1.ense, ard kafa. 2.patik.
patile: pide.
patox: çürük meyve.
patoz: patos.
pavan: oyun arkadaşı.
pawan: gardiyan.
Pawe: İran’da bir Kürt kenti.
pax: fobî.
paxav: panik, telaş.
paye: paye, aşama, mertebe, rütbe.
paye bilind bûn: terfi etmek.
payerî: nöbet.
payîdar: kalıcı, sürekli.
payîmal: ayak altına düşme.
payîn: 1.beklemek. 2.gözetlemek.
payîz: güz, sonbahar.
paytext: başkent.
pazen: pamuklu bez.
pazne: dolunay.
pê: ayak.
pê dan erdê: ayak diremek.
pê dan vexwarin: içirtmek.
pê de: gayrı.
pê hesiyan: sezmek, haberdar olmak.
pê lê kirin: basmak.
pê şa bûn: sevmek.
pê ve kirin: tutturmak.
pêbaz: yaya köprüsü.
pêbûn: değmek.
pêcame: pijama.
pêç: sargı.
pêçan: katlamak, sarmak.
pêçandin: sardırmak, katlatmak.
pêçek: 1.sargı. 2.çocuk kundağı.
pêçî: ayak parmakları.
pêçik: kese kâğıdı.
pêçk: rulo.
pêçke: tekerlek.
pêçoke: helezon, sarmal.
pêçû: ardıl, takipçi.
pêdan: karşılık olarak vermek.
pêdandî: sabit.
pêdandin: sabitleştirmek, tespit etmek.
pêdanî: para yardımı, iane.
pêde pêde: peyderpey, giderek.
pêderk: tanı, teşhis.
pederşahî: ataerkil.
pêdivî: ihtiyaç.
pêgeh: kürsü, makam.
pêger: 1..dolaşılan şey. 2.dolaşılan mıntıka.
pêgera nêçîrvanan: av bölgesi.
pêgirt: kopya, tutanak, zabıt.
pegr: posa, çökelti, tortu.
pegrandin: çökeltmek.
pehîn: tekme.
pehînavêtin: tekmelemek, tepmek.
pêj: pişirim(lik).
pêjan: pişirmek.
pejilandin: yıkmak.
pejilîn: yıkılmak.
pejinandin: budamak.
pejindar: duyarlı.
pêjinker: duyarlı.
pejirandî: kabul edilmiş, benimsenmiş.
pejirandin: 1.kabul. 2.kabul etmek, benimsemek, onay, tasdik etmek.
pejk: sıçrayan sıvı, çamur damlaları.
pejmûrde: pejmürde.
pêjn: duyu, his, duyum, gaipten gelen ses.
pêjna te nayê: senden haber yok.
pêk hatin: olma, oluşma, gerçekleşme.
pekandin: fırlatmak, uçurmak.
pêkanîn: sağlamak.
pêkenî: fıkra, mizah.
pêkenok: gülünç, alay konusu olan şey veya kimse.
pêker: faktör, etken, etmen.
pêketin: tutuşmak.
pêkhatî: oluşmuş.
Pekîn: 1.Pekin (Çin’in başkenti.) 2.fırlamak, sekmek.
pêkolîn: eşelemek.
pel: yaprak.
pêl: 1.dalga. 2.elektrik dalgası, frekans.
pel girtin: yapraklanmak.
pelandin: 1.okşamak. 2.dokunmak.
pêlav: ayakkabı.
pêlawer: çarkçı, çarkçı başı (gemiler için).
pelax: kurumuş otlar.
pelaxtin: hırpalamak.
pelçim: yaprak.
pêldan: dalgalanmak.
pêldar: dalgalı.
pêlek: basamak.
pêlekan: merdiven.
pelendar: cop.
pêlepaş: gerisin geri.
pêlepaş çûn: gerisin geri gitmek.
pelepoş: sünepe.
pelezêsk: zambak.
pêlî: dalgalı.
pelije: kısmet.
pelik: 1.yaprak. 2.evrak, belge, vesika.
pêling: basamak, kademe.
pelîse: kısmet, nasip.
pelîse bûn: nasip olmak.
pêlîstik: kukla, oyuncak.
pelişîn: kurcalamak, karışmak.
pelît: alçak.
pelixandin: ezmek.
pelixîn: ezilmek.
peljen: hassas, titrek.
peljenî: hassasiyet.
pêlşikên: dalgakıran.
pêlû: göz kapağı.
pelûl: pekmezle yapılan lapa.
pêlweş: elektro manyetik dalga yayıcı, manga.
pêma: tereke, ürün, mahsül.
pêman: yoksun kalmak.
pembû: pamuk.
pêmen: yoksun.
penaber: sığınmacı, mülteci.
penabergeh: korunak, sığınak
penaberi: sığınmacılık, mültecilik.
penah: iltica.
penahgeh: mülteci kampı.
penbe: pembe.
pênc: beş.
pênc seh: beş duyu.
pêncber: beşiz.
pêncem: beşinci.
pêncî: elli.
pencik: pençe.
pêncîyem: ellinci.
pênckenar: beşgen.
pêncsed: beş yüz.
Pêncşem: Perşembe.
pend: öğüt, nasihat, salık, tavsiye, vaaz.
pend dan: tavsiye etmek.
peng: durgun, akmayan.
pengav: su birikintisi.
pêngav: atılım, girişim, teşebbüs.
pêngav avêtin: teşebbüs etmek, teşebbüse geçmek.
pengî: durgunluk.
pengir: kor.
pengivî: dingin.
pengivîn: dinmek (su için).
pengizîn: fırlamak, sekmek.
penîr: peynir.
pênivîs: kalem.
pênivîs hibrê: dolma kalem.
pênivîs zirêç: kurşun kalem.
pênivîsdank: kalemlik.
pênivîstraş: kalem tıraş.
pepûk: 1.guguk. 2.(mec.) zavallı.
peqandin: patlatmak.
peqîjok: balon.
peqik: kabarcık.
peqîn: patlamak.
peqyayî: patlak.
per: 1.yaprak. 2.kanat, kanat tüyü, telek.
pêr: iki gün önceki gün.
perakende: perakende.
perakendefiroş: perakendeci.
perandin: kanatlandırmak.
pêrar: iki yıl önceki yıl.
perasî: omurga.
perav: kıyı, sahil.
percan: çit.
Percîs: Jüpiter.
perç: ödem, şiş.
perçe: parça.
perçe kirin: parçalamak.
perçîn: perçin.
perçîn kirin: perçinlemek.
perçiqandin: ezmek.
perçiqîn: ezilmek.
perçivî: ödem yapmış.
perçivîn: ödem yapma fiili.
perda çav: katarakt.
perda sipî: beyazperde.
perdax: 1.parlatma, parlaklık verme. 2.tıraştan sonra tersine yapılan ikinci tıraş.
perde: perde.
pere: para, akçe.
pere hûr kirin: para bozmak.
pere kirin: para etmek.
pereandin: paraya çevirmek.
perende: perende.
perende avêtin: perende atmak.
pereng: köz.
peresêlke: kırlangıç.
peresend: gelişmiş, evrimleşmiş.
peresendî: gelişim, evrim, tekamül.
peresendin: gelişmek evrimleşmek.
perêstin: tapmak.
perêstingeh: tapınak.
pereyê hûr: ufak para.
pereye tirxan kirî: tahsisat, tahsis edilmiş para.
pereyî: parasal.
perg: ayakkabı bağı.
pergal: 1.alet, araç, organ. 2.durum, düzen, nizam, intizam, statü.
pergar: 1.bir inşaatın planı. 2.kroki.
perger: pergel.
pergî: zar.
pêrgîn: karşılama, kabul, kabul töreni, resepsiyon.
pêrgînê hev bûn: karşılaşmak.
perî: peri, gözde.
perik: 1.yaprak. 2.kanat, kanat tüyü, telek.
perîşan: perişan.
perîşan bûn: perişan olmak.
perîşan kirin: perişan etmek.
perîşanî: perişanlık.
perişt: teftiş.
periştin: teftiş etmek.
peritandin: parça parça etmek, lime lime etmek, paralamak.
peritîn: paralanmak.
perjîn: ağaçtan bölme duvar.
perk: fragment, parça.
permalî: kümes hayvanları.
perok: bulaşıcı.
peroki: bulaşıcı bir hastalığa yakalanmak.
peroş: sanat aşkı, sanatta ilham, şevk.
perperok: kelebek.
perpitandin: çırpındırmak, debelendirmek.
perpitîn: çırpınmak, debelenmek.
perpût: 1.bitkin. 2.yıpranmış.
persang: persen.
personel: personel.
pert: yaygın.
pertal: döküntü eşya.
pertav: ışın, şua.
pertûk: kitap.
pertûka destan: el kitabı.
pertûkfiroş: kitapçı.
pertûkok: kitapçık, cep kitabı.
pertûkşînas: kitap uzmanı.
pertûkxane: kitaplık, kütüphane.
perû: 1.ödül, mükafat. 2.avize.
perû kirin: mükafatlandırmak.
perwa: çekinme, duygusu.
perwane: pervane.
perwaz: pervaz.
perwer: seven, koruyan.
perwerde: eğitilmiş, talim görmüş.
perwerde kirin: eğitmek, talim etmek, yetiştirmek.
perwerdekar: eğitimci, mürebbiye, terbiyeci.
perwerdename: talimatname.
perwerdeyî: eğitim, maarif, eğitim ve öğretim sistemi.
Perwîn: Ülker yıldızı.
pes paye: alçak, kişiliksiz.
pesar: yamaç.
pesartin: dayamak.
pesibîn: yıkılmaya yüz tutmak.
pêsîr: göğüs.
pêsîrbend: sutyen.
pesn: övgü, kıvanç, iftihar, takdir.
pesn dan: övmek, takdir etmek.
pesnandin: övmek, takdir etmek.
pesnîn: övünmek, iftihar etmek.
pesnoyî: kendini öven, övgücü.
pest: basınç, baskı, alçak, aşağı.
pestandin: basınç yapmak.
pestek: gömlek, cepken.
pêş: ileri, ön, önce.
pêş merge: fedai.
pêş ve çûn: kalkınmak, ilerlemek.
pêşan: teşhir.
pêşandin: miting, sergilemek, teşhir etmek.
pêşane: öncelik.
pêşangeh: sergi.
pêşanî: öncelik.
pêşanî dan: miting, sergilemek, teşhir etmek.
peşar: siyaset, politika.
peşarî: politik.
peşarvan: politikacı.
pêşbazî: yarış, yarışma, rekabet, müsabaka.
pêşbaziya bedewiyê: güzellik yarışması.
pêşber: ön, huzur, karşı.
pêşber kirin: öne sürmek, huzura getirmek.
pêşberî: önünde, karşısına.
pêşbîn: öngörülü.
pêşbirk: maç, karşılaşma, müsabaka.
pêşcênîk: alın çıkıntısı.
pêşçav: göz önünde.
pêşçav kirin: göz önüne getirmek.
pêşdanî: önek.
pêşdank: önek.
pêşdaraz: ön yargı.
pêşdarî: gösterme.
pêşdaw: entarinin ön kısmı.
pêşder: önder.
pêşdestî: inisiyatif.
pêşdîtin: öngörmek, öngörü.
pêşend: istikbal.
pêşeng: öncü, önder, lider.
pêşewar: selef.
pêşêwir: danışman, müşavir.
pêşgeh: ön taraf.
pêşgir: engel, önlem.
pêşgîr: peşkir, havlu.
pêşgotin: önsöz.
pêşi: evvel.
pêşî: öncül, ata.
pêşî girtin: önüne geçmek, önünü almak.
pêşib: mecaz.
pêşibî: mecazî.
pêşîne: peşin ödenen para, peşinat.
pêşînî: peşin ödenen para, peşinat.
peşk: damla.
pêşkar: gösterici.
pêşker: gramerde işaret.
pêşkêş: sunma, peşkeş, arz.
pêşkêş kirin: sunmak, arz etmek.
peşkilîn: toplantı, düğün vs. nin dağılması.
peşm: yün, yapağı.
pêşmal: sundurma.
pêşmalk: 1.önlük. 2.peştemal.
pêşmalkve birin: kalkındırmak.
peşniyar: teklif, öneri, önerge.
peşniyariya zagonê: yasa önerisi.
peşniyazî: rica, istirham, temenni.
peşniyazî kirin: önermek.
peşniyazîname: önerge.
pêşnûma: proje, şema, tasarı.
pêşnûma kirin: tasarlamak.
pêşok: sabun, deterjan.
pêşokdank: sabunluk.
pêşovik: sabun artığı.
pêşrev: 1.başlangıç, ilk. 2.lider öncü.
pêşrew: müzikte, oyunda giriş.
peştemal: önlük.
pêşûle: tatarcık.
peşûş: kof.
peşve birin: ilerletmek.
peşve çûn: ilerlemek.
peşve çûnî: ilerleyiş.
pêşverû: ilerici.
pêşverûtî: ilericilik.
pêşwazî: protokol.
pêşwazî kirin: karşılama.
pêşxistin: ileri götürmek.
pêt: alaz, alev.
pêtag: kovan, petek.
pêtal: meşale.
petêx: kavun.
pêtik: kıvılcım.
pêtivî: caiz.
petixîn: batmak, iflas etmek.
pêvajo: süreç.
pevçûn: çatışmak, dövüşmek, kavga, kavga etmek.
pevdeng: diftong.
pêve kirin: tutturmak.
pêvedan: sokmak.
pêvek: ek, ilave, ilişik.
pêvekirî: katılmış, eklenmiş, ulanmış, munzam.
pêvenişt: koşuntu, yardakçı, tayfa.
pevxistî: ilikli, kurgulanmış, monte edilmiş.
pevxistin: iliklemek, kurgu, montaj.
pêwend: bağlantılı, ilgili, ilişkili.
pêwendar: mensup.
pêwendî: bağ, bağıntı, ilgi.
pêwendî danîn: ilişki kurmak.
pêwir: 1.Venüs gezegeni. 2.ses kısıklığı hastalığı.
pêwist: gerek, lazım, mecbur, zorunlu.
pêwistî: gereklilik, zorunluluk.
pêximandin: vazgeçirmek.
pêximîn: vazgeçmek.
pêxistin: tutuşturmak.
pexşan: düz yazı, nesir.
pêxwarin: katık.
pêxwas: 1.yalınayak. 2.mec. ayaktakımı, serseri, sefil, lumpen.
pêxweş hatin: hoşuna gitmek.
pey: 1.peş, arka 2.kaparo, depozito.
pey çûn: takip etmek.
pey dan: kaparo vermek.
peya: 1.uşak, adam. 2.yaya.
peyager: yaya yolu, kaldırım.
peyak: 1.piyade. 2.satrançta piyon.
peyandin: 1.girişim, teşebbüs. 2.girişimde bulunmak, teşebbüste bulunmak.
peyarê: yaya yolu, kaldırım.
peyatî: yayan.
peyatî çûn: yaya gitmek.
peyda bûn: bulunmak, temin olmak.
peyda kirin: bulmak, sağlamak, temin etmek.
peyik: 1.ulak, kurye, postacı. 2.uydu.
peyirk: kütük, sicil.
peyivandin: konuşturmak.
peyivîn: konuşmak.
peyker: heykel.
peykertraş: heykeltıraş.
peyketin: 1.izleme, takibat. 2.kovuşturmak.
peyman: antlaşma, kontrat, mukavele, pakt, sözleşme, akit, mutabakat.
peymana daneberiziyê: saldırmazlık anlaşması.
peymana giştî: toplu sözleşme.
peymançêkirin: anlaşmak.
peymandanîn: anlaşmak.
peymandar: mutabık.
peymanname: mukavelename.
peyrev: peşi sıra giden, uyan.
peyt: ispat.
peytandin: ispatlamak, kanıtlamak, saptamak.
peyv: söz, kelime.
peyvavêtin: söz atmak.
peyvdan hev: sözleşmek.
peyvdar: konuşmacı.
peyvname: yazılı sözleşme.
peyvnasî: terminoloji.
peyxam: mesaj, vahiy.
peyxam girtin: mesaj almak.
peyxamber: elçi, peygamber, yalvaç.
peyzaj: peyzaj.
pez: küçük baş hayvan.
pêzan: haberdar, bilgi sahibi vâkıf.
pêze: özdek, madde.
pezê reş: keçigiller.
pêzewar: özdekçi, maddeci, materyalist.
pêzeyî: maddi, özdek.
pezîzank: kursak.
pezkûvî: geyik.
pî: omuz.
pîber: koruyucu.
piç: az miktar, küçük bir miktar.
piçek: birazcık, azıcık.
piçûk: küçük, ufak, mini.
piçûk bûn: küçülmek.
piçûk dîtin: küçük görmek, küçümsemek.
piçûk êxistin: küçük düşürmek.
piçûk kirin: küçültmek.
piçûker: küçültücü.
piçûkir: Grm. küçülten.
pidî: dişeti.
pif: üfürük.
pif kirin: üfürmek, körüklemek.
pifdanik: balon.
pifik: körük.
pifker: üfürükçü.
pihêt: 1.dayanıklı, sağlam. 2.sıkı.
pîj: 1.sivri. 2.tıraş bıçağı.
pîj kirin: sivriltmek.
pijên: püskürteç, fıskiye.
pijiqandin: püskürtmek, sıçratmak.
pijiqîn: 1.çamur, su vs.nin sıçraması fiili. 2.püskürtmek.
pijme: aksırık, aksırmak.
pîkap: pikab.
pîkol: 1.at, eşek, katırın ön ayakları ile tekme atması, 2.şaha kalkma, şahlanış.
pîl: 1.fil. 2.kalay. 3.hayvanlarda ön bacaklar.
pîlaw: pilav.
pîle: derece.
pîle kirin: kalaylamak.
pîlewer: kalaycı.
pilî û pirtî: eski eşya.
piling: 1.kaplan. 2.cemre.
pîltan: iri, kocaman.
pilûç: aksi.
pilûr: sincap.
pilûsk: oluk.
pimpar: semizotu.
pin: kişinin kendine sakladığı sır.
pîn: folluk, kümes.
pinc: çanak.
pînc: 1.piç. 2.ağaçların kökünden çıkan istenmeyen sürgünler.
pincar: pancar.
pindam: suyun akışını önleyen çer-çöp.
pindandin: aforoz etmek.
pinde: aforoz.
pindepîr: örümcek.
pîne: yama.
pîne kirin: yamalamak.
pingandin: sulama için suyu gölleştirmek, biriktirmek.
pingav: su birikintisi.
pingil: kor.
pinî: sinsi, sinsilik.
pînik: folluk, kümes.
pintî: cimri, pinti.
pîp: fıçı.
pir: 1.çok, fazla. 2.köprü.
pîr: eren, evliya, pir, ihtiyar, veli.
pir bûn: fazlalaşmak, çoğalmak.
pir hindik: az çok.
pir kirin: çoğaltmak, çok olmak.
pir mezin: azametli.
pira hilawistî: asma köprü.
pîramîd: piramit.
pirane: çoğul.
piranî: çoğunluk.
pirase: pırasa.
pîraye: süs.
pirbaş: pekâlâ.
pirbêj: geveze, farfara, zevzek.
pirbêjî: gevezelik.
pirç: kıl, tüy.
pirçikî bûn: kıllanmak, tüylenmek.
pîrê fanî: ermiş.
pireh: melez.
pirejimar: çoğul.
pîrejin: kocakarı.
pîrek: evli kadın.
pîrhevî: cin.
pîrhevok: acuze, cadı, umacı.
pîrî: ihtiyarlık.
pirî caran: çoğu zaman.
pîrik: ebe, nine.
pirîm: prim.
pirîsk: uçkun, zerre.
piritî: çokluk.
pirkam: histerik.
pirkîte: çok heceli.
pirmane: çok anlamlı.
pîrmend: bilge, yaşlı, senatör.
pirole: aşırı.
pîrot: çömlekçi.
pîroz: kutsal, kutlu, mukaddes, mübarek.
pîroz kirin: kutlamak.
pîrozandin: kutsamak, takdis.
pîrozbahî: tebrik.
pîrozbahî lê kirin: tebrik etmek.
pîroze: firuze.
pîrozgeh: kutsal yer, tapınak.
pîrozî: kutsallık.
pirpar: semizotu.
pirparêz: plüralist.
pirparêzî: plüralizm
pirpirok: uçurtma.
pirpizêk: çiğdem.
pirs: soru, sual.
pirs kirin: sormak.
pirsandin: sordurmak.
pirsgirêk: sorun, mesele, problem.
pirsîn: sormak.
pirsiyarî: sorgu.
pirsiyariyê: sorguya çekmek.
pirsnîşan: soru işareti.
pirsyarkar: sorguç.
pirşên: enstantane.
pirşeng: kıvılcım.
pirtî: mensucat, tekstil, kumaş.
pirtik: koyun tüyü.
pirtikandin: tüylerini yolmak.
pirtir: 1.daha fazla, 2.artı.
pirtirîn: maksimum.
pirtû: tekstil.
pîrûbend: veciz, vecize.
pîrûpak: tertemiz.
pirûsk: omurga, bel kemiği.
pirxebt: çok işlevli.
pirxîn: horlamak.
pis: oğul.
pîs: pis.
pîs bûn: pislenmek.
pîs kirin: pislemek.
pisap: amca oğlu.
pîsî: pislik.
pisîng: kedi.
pismam: amca oğlu.
pismîr: beyzade, mir oğlu.
pîspaye: pespaye
pispis: fısıltı.
pispisandin: fısıldaşmak.
pispisîn: fısıldamak.
pispor: bilirkişi, ehil, eksper, uzman, yetkin.
pist: cilt (insan).
pîst: cilt, deri.
pistok: yaka.
pisxal: dayı oğlu.
pisxatî: teyze oğlu.
piş bûn: böbürlenmek, kabarmak.
pişaftîn: özümlemek, asimile etmek.
pişartin: doğramak.
pîşat: tesadüf.
pişemasî: denizanası.
pişêw: müstehcen.
pişik: akciğer.
pişika reş: karaciğer.
pişk: 1.kısım, bölüm. 2.kura.
pişk kirin: bölmek, ayırmak.
pîşkar: özne, öznel.
pişkî: kısmen, tikel.
pişkîn: aksırık, aksırmak, tıksırmak.
pişko: cemre.
pişkul: hayvan pisliği.
pişo: pisi.
pîşo: kav.
pişrok: gevrek.
pişrûk: bulgur unu.
pişt: 1.sırt, art, arka. geri. 2.kuşak
pişt bend: korse.
pişt kirin: sırtlamak.
pişt lê vegeran: sırt çevirmek.
pişt paldan: sırtını vermek.
pişt re: sonra, bilahare.
pişta xwe dan: sırtını vermek.
piştevanî: dayanışma.
piştgirî: dayanışma.
piştgirtin: arka çıkmak.
piştî: sırt yükü, arkalık.
piştîvan: hamal.
piştîzayînê: milâttan sonra.
piştmêr: insanın arkasını dayadığı kişi.
piştvan: taraftar, yandaş.
pît: rıhtımda halat atılan kazık, gemi babası.
pitî: küçük, minyon.
pitik: bebek.
pitikê: kız bebek.
pitiko: erkek bebek.
pitir: daha çok.
pitirpêr: üç gün önceki gün.
pitirpêrar: üç yıl önceki yıl.
pîtol: filozof.
pitpit: pıtırtı.
pitpitok: mıymıntı, mızmız.
pîtros: saklambaç oyunu.
pîv: ölçek, ölçü, kıyas, kıstas, doz.
pîvan: ölçme, kıyaslama, sağlama.
pîvaz: soğan, piyaz.
pîvaza hişk: kuru soğan.
pîvaza ter: yeşil soğan.
pîvazoka mejî: soğancık kemiği.
pixêrî: 1.şömine. 2.baca.
pixtî: pıhtı.
pixtî bûn: pıhtılaşmak.
pixtok: gevrek (taş için).
piyale: kadeh.
piyan: su tası.
piyar: rahim, rahmet eden.
piyarî: rahmet.
piyes: piyes.
pîza: pizza.
pîzang: eşek arısı.
pizdan: etene, plasenta.
pizî: koyun, göğüste giysi arası.
pîzpîzik: düdük.
pizrik: sivilce.
plûr: sincap.
podyum: podyum.
pok: diş eti.
pol: 1.sınıf. 2.omuz.
pola: çelik.
polan: 20 Şubat-19 Mart Kova burcu.
polandin: omuzlamak.
polik: 1.bezelye. 2.sikke.
polîs: polis.
polke: çıkıntı, damak, ur, şişlik oluşma fiili.
ponijîn: dalmak, kara kara düşünmek.
por: saç.
porçe: peruk.
porg: kese.
porpare: kılcal.
porşikên: saçkıran.
porteqal: portakal.
portetîf: portatif.
Portûgal: Portekiz.
Portûgalî: Portekizce.
porxan: kürk.
posat: gereç.
post: post.
postal: postal.
posteki: pösteki.
postnişîn: postta oturan, tekke şeyhi.
poş: boynuz vuruşu.
poşe: kavgacı kadın.
poşî: erkek başörtüsü.
poşîn: giymek, giyinmek.
poşman: pişman.
poşman bûn: pişman olmak.
poşmanî: pişmanlık, nedamet.
pot: pot.
pot şikandin: pot kırmak.
potik: paçavra.
potîn: potin.
potir: potur.
poxaçe: poğaça.
poxîn: un helvası.
poylane: evlilik veya doğum için erkeğin verdiği hediye.
poz: burun.
pozber: muarız.
pozheçî: kargaburun.
pozik: çıkıntı.
pozmik: burunsak.
pozxîn: üzgün, keyifsiz.
pozxîn bûn: üzülmek.
pozxîn kirin: üzmek.
pozxînî: keyifsizlik.
pronav: zamir.
pu: tu!
pûç: kof.
pûçbûyî: koflaşmış.
pûjan: nane.
pûk: tipi, toz şeklinde kar yağışı.
pûl: pul.
pûlvan: pulcu.
pûn: folluk.
pûnc: 1.bitkiler için gür. 2.kakül.
pûng: yarpuz.
pûngal: folluk.
pûnik: folluk.
pûrt: tüy.
pûsan: nane.
pûş: kurumuş ot.
pûşî: sivrisinek.
pûşil: edeb, terbiye, haya.
Pûşper: Haziran.
pûşt: puşt.
pûte: dikkat, itina, ihtimam, özen.
pûte lê kirin: ihtimam göstermek.
pûte pêdan: ihtimam göstermek.
puwaz: diş dolgusu.
puxte: 1.öz, özet, hulâsa, fezleke, muhtasar. 2.üstün.
q: Kürt alfabesinin yirminci harfi.
qabqab: takunya.
qabûr: çanak çömlek kırıkları.
qaçanî: porselen tabak.
qad: alan, meydan, saha.
qada dahatinê: iniş pisti.
qada şer: savaş alanı.
qada werzişte: spor alanı.
qaf: kafatası.
qafilqeda: görünmez kaza.
qafok: selin getirdiği çalı çırpı, moloz.
Qahîre: Kahire (Mısır’ın başkenti).
qaîl: razı.
qaîl kirin: razı etmek.
qaj: çam.
qajîn: çığlık atmak.
qal: 1.bahis. 2.oyunda puan.
qal kirin: bahsetmek, söz konusu etmek.
qalik: kabuk.
qalind: kalın.
qalonçe: buğday biti.
qaltax: kaltak.
qam: boy.
qamçî: kırbaç.
qamçûr: hayvan vergisi.
qame: kama.
qamîş: kamış.
Qamîşlok: Kamışlı. Suriye’de bir Kürt kenti.
qamk: başparmak.
qamyon: kamyon.
qamyonet: kamyonet.
qang: buharla dezenfekte etme.
qanî kirin: ikna etmek.
qanik: sapan.
qantîn: kantin.
qantir: katır.
qapan: 1.kantar. 2.fiyaka.
qapût: kaput, palto.
qaqircik: bronş.
qaqlîbaz: martı.
qarçik: kuyruk sokumu kemiği.
qarîn: feryat etmek.
qarix: sebze tarhları.
qarot: bitki sapı.
qars: yeniden canlanma, yeniden filizlenme.
qartik: ağaç pim.
qas: kadar, miktar.
qasî ku xuya ye: göründüğü kadarıyla.
qasid: aracı.
qasidî: aracılık.
qaş: yüzük taşı.
qaşil: kabuk (karpuz, kavun vs.)
qaşo: güya, sözde.
qat: kat, katman, tabaka.
qat kirin: katlamak.
qawêr: kasnak.
qawin: kavun.
qawit: kumanya.
qax: armut kurusu.
qayîl: razı.
qayîl bûn: razı olmak.
qayîl kirin: razı etmek.
qayîm: sağlam, dayanıklı.
qayîş: kayış.
qayt kirin: bakmak, göz kulak olmak.
qaz: kaz.
qazan: kazan.
qazî: kadı.
qazim: deve tüyünden yapılan iplik.
qe: hiç.
qebale: götürü iş.
qebalok: duvarın içine yapılan, kapaklı küçük dolap.
qebare: hacim.
qebarîn: genleşme, hacmin artması.
qebrax: kavat, pezevenk.
qebû: 1.güreş. 2.güreşe, oyuna, yarışa çağrı, meydan okuma.
qebû xwestin: güreşe davet, meydan okumak.
qebûl: kabul.
qebzmal: kabzımal.
qeda: kaza, musibet, bela.
qedan: bitmek, tükenmek.
qedandin: 1.bitirmek, tüketmek, sonuçlandırmak. 2.yetinmek, idare etmek.
qedaxe: yasak, memnu.
qedaxe kirin: yasaklamak.
qedîfe: kadife.
qedir: kıymet, değer.
qedyayî: bitik.
qef: mat. çevre.
qefçil: çirkin.
qefel: köprücük kemiği.
qefes: kafes.
qefilîn: 1.çok üşümek. 2.yorulmak.
qefle: kafile.
qefsîng: göğüs kemiği, iman tahtası.
qeftan: kaftan.
qehirandin: kızdırmak, üzmek.
qehirîn: içerlenmek, kızmak.
qehwe: kahve.
qehwevan: kahveci.
qehwexane: kahvehane.
qehweyî: kahverengi.
qelaç: tepelerin ot bitmeyen yamacı.
qelafet: tip.
qelandin: 1.kavurmak, kızartmak. 2.soyunu kurutmak.
qelanik: kalay.
qelareşk: kuzgun.
qelaş: kalleş.
qelaştin: yarmak.
qelebalix: kalabalık.
qelebask: saksağan.
qelemon: hindi horozu.
qelen: başlık parası.
qelender: babacan, kalender.
qelew: semiz, şişman.
qelewî: şişmanlık.
qelî: kavurma.
qelibîn: devrilmek.
qelihîn: imha, imha olmak.
qelîn: kavrulmak.
qelîsêl: sac kavurma.
qelişî: çatlak, yarık.
qelişîn: yarılmak.
qelp: sahte.
qelpezan: kalpazan, sahteci, sahtekâr.
qelq: oynak, hareket.
qels: güçsüz.
qelûn: pipo.
qelye: potas.
qemalax: karda silahsız keklik avı.
qeman: bronzlaşmak.
qemandin: hafifçe yakmak
qematik: kundak (bebekler için).
qemb: birbirine yapışık ikizler, yapışık ceviz, badem vs.
qemç: kuyruk.
qemçûr: kamçı.
qemer: yağız.
qemer genimî: açık esmer.
qemerdîn: kaysı pestili.
qemerê vekirî: esmer.
qemîn: (kumaş vb.) hafifçe yanmak.
qemirandin: bronzlaştırma.
qemirîn: bronzlaşma.
qenc: iyi.
qencî: iyilik.
qencîxwaz: iyiliksever.
qend: nebati şeker.
qendav: kant.
qender: 1.bile. 2.kadar.
qenderî: nicelik.
qendîl: kandil.
qene: bari, hiç olmazsa.
qenebe: hiç olmazsa, hiç değilse, en azından.
qenter: kantar, tartı.
qentûr: kanun.
qepsûn: mermi kovanı, kapsül.
qepûşk: salyangoz.
qer: parlak siyah.
qerac: kıraç.
qeram: takat.
qeramê ketin: takatten düşmek.
qeramûşk: çimdik.
qerase: 1.kaldıraç, manivela. 2.mec. azman, zebella.
qeraş: değirmenci.
qerax: kenar, kıyı, sahil.
qerd: borç, ödünç, istikraz.
Qereçî: Çingene.
qeresî: kiraz.
qerf: espri, nükte, şaka.
qerf kirin: espri yapmak
qerfok: nüktedan.
qerimîn: yorulmak.
qerîn: vazgeçmek.
qêrîn: bağırmak, çığlık, çığlık atmak, feryat etmek, haykırmak.
qermiçandin: buruşturmak.
qermiçî: buruşuk.
qermiçîn: buruşmak, büzüşmek.
qermît: kiremit.
qern: yüzyıl, dönem.
qernebît: yeşil lahana.
qêrqaş: yatay.
qerqef: sürahi.
qerqîtk: kurutulmuş kavun.
Qers: Kars.
qersîl: yeşil arpa.
qert: kart.
qert bûn: kartlaşmak.
qertaf: arının en taze peteği.
qertel: kartal.
qerwaş: cariye, kadın hizmetçi.
qesab: kasap.
qesd: kasıt.
qesel: ekin sapları.
qesifandin: eti doğramak, parçalamak.
qesifîn: doğranmak, parçalanmak.
qesîl: evin önündeki bostan.
qesp: hurma.
qesr: saray.
Qesraşêrîn: Kasr-ı şirin.
qeşa: buz.
qeşadank: buzluk.
qeşagirtin: buzlanmak.
qeşartin: kabuğunu soymak.
qeşaşkên: buzkıran.
qeşeng: yakışıklı.
qeşitandin: kovmak.
qeşitîn: savuşmak.
qeşmer: soytarı, palyaço.
qet: 1.asla, hiç. 2.parça, kesim.
qet kirin: parçalara ayırmak.
qetab: ilave, ek.
qetandin: kesmek, yarmak, koparmak.
qetik: yük vs. bağlamak için kısa kalın ip.
qetîn: kopmak.
qetmer: katmer.
qetran: katran.
qetûf: üzüm sepeti.
qevaztin: atlamak.
qevd: 1.tutam, deste. 2.tutam, buket, kabza, tutamak.
qevz: uzun adım.
qevz dan: uzun adım atmak.
qewad: kavat.
qewaf: çömlekçi.
qewal: yezidi dini liderine verilen san.
qewan: müzik plağı.
qeware: 1.hacim. 2.ölçü.
qewarok: parsel.
qewartin: oymak.
qewas: kavas.
qewimîn: olmak, oluşmak.
qewitandin: başından savmak, defetmek, kovmak, terslemek.
qewitîn: defolmak.
qewlik: 1.cüzdan. 2.kitap vs. için muhafazalık.
qewnik: su kabağı.
qey: sanki.
qeyd: pranga, kayıt.
qeyd kirin: kaydetmek.
qeydik: tasma, pranga.
qeyre: orta yaşlı.
qeyserî: kapalı çarşı.
qeysî: kaysı.
qeysik: koltuk değneği, loğ çekmeye yarayan ağaç alet.
qeytan: kaytan.
qezazade: kazazede.
qezenc: kazanç.
qezenc kirin: kazanmak.
qezî: 1.ipek. 2.laf, sohbet.
qezî avêtin: laf atmak.
qezî kirin: sohbet etmek.
qezîxweş: hoş sohbet.
Qibris: Kıbrıs.
Qibrisî: Kıbrıslı.
qicî: su teresi.
qicik: az, küçük.
qiç: az, küçük.
qîç: kısık, küçük (göz).
qîç bûn: kısılmak.
qîç kirin: kırpmak.
qîçik: açık sarı, saman sarısı.
qidî kirin: gıdıklamak.
qidûm: 1.güç, derman, takat. 2.biçim.
qidûm şkestin: gücü kırılmak.
qîjên: çığlık atmak.
qijik: karga.
qijilandin: kızgın yağda kızartmak, cızırdatmak.
qijilîn: kızarmak, cızırdamak.
qijîn: cızırdamak.
qijnik: kene.
qîl: 1.köpek dişi. 2.ipucu mec. 3.dayanak.
qila: kalay.
qilêr: kir, pasak.
qilêrî: kirli, pasaklı.
qilêwî: bulaşık.
qilîç: serçe parmağı.
qiloç: boynuz.
qilozan: takla.
qilqilik: ağaçtan yapılan uzunca kilit.
qim: içim, yudum.
qîm: yetme, kifayet.
qîm kirin: yetinmek.
qîma xwe anîn: yetinmek.
qimil: kımıl.
qinc: dikey, düşey, şakuli.
qincok: boylam.
qinik: tekerleme.
qinyat: kanaat.
qinyatanîn: kanaat getirmek.
qinyatkar: kanaatkar.
qir: imha, kırım.
qîr: zift, katran, asfalt.
qir kirin: imha etmek, kırmak.
qiraç: mat. açı.
qirçandin: çatırdatmak, gıcırdatmak.
qirçîn: çatırdamak, gıcırdamak.
qirdik: zenne, adı çıkmış kadın.
qirêj: kir, kirli, pasaklı.
qirêj bûn: kirlenmek.
qirêj kirin: kirletmek.
qirêjî: pasak.
qirên: kavga.
qirik: gırtlak.
qirim: tırpan.
Qirjal: Akrep burcu.
qirnî: kene.
qirpik: geğirti.
qirpik helatin: geğirmek.
qirpîn: çıtlatma.
qirş: çalı, çırpı, çöp.
qirş û qal: çer çöp.
qirtik: gırtlak.
qisawet: endişe.
qisûr: kabahat.
qit: kıt.
qît: budak.
qitî: acur.
qîtik: 1.baldır kemiği. 2.budak.
qitût: tutumlu.
qiyame: dik, yokuş.
qîz: kız.
qîzap: amca kızı.
Qizilbaş: Kızılbaş.
qloç: boynuz.
qoç: boynuz.
qoç kirin: toslamak.
qoç lêdan: toslamak.
qol: kesik.
qolinc: kulunç.
qom: kavim.
qompîr: patates.
qonax: 1.konak. 2.aşama, evre, menzil, merhale.
qondre: kundura.
qopan: fiyaka.
qopanik: fiyakalı, delişmen
qopçe: kopça.
qopçe kirin: kopçalamak.
qopix: delişmen.
qor: dizi, sıra.
qorî: demlik.
qornî: dış köşe, kurna.
qorsî: ağırlık.
qorzî: köşebent.
qose: ağızlık.
qotik: boğmaca.
qram: takat.
qû: kuğu.
Quds: Kudüs.(Kutsal bir şehir.)
qufe: küfe.
qufil: kilit.
qufil kirin: kilitlemek.
qufilandin: kilitlemek.
qufilîn: kilitlenmek.
qufulîn: 1.kilitlenmek. 2.soğuktan donmak, donup kalmak.
qul: delik, in.
qûl: kul.
qulab: ters dönme.
qulabtin: devirmek.
qulac: kulaç.
qulf: çengel, kanca.
qulibandin: devirmek.
qulibîn: devrilmek.
quling: turna.
qulozan: takla.
qulp: kulp.
qumaş: kumaş.
qumrî: kumru.
quncirandin: çimdiklemek.
quncîrk: çimdik.
quncnivîs: köşe yazısı.
quncnivîsar: köşe yazarı.
qundax: kundak, dipçik.
qûnek: ibne, homoseksüel.
qunêr: apse.
quntar: dağ eteği.
qûrç: taş yığını.
qûrçik: 1.küçük taş yığını. 2.kulübe.
qure: kibirli, mağrur.
quretî: kibirlilik.
qurf: korku, panik.
qurfandin: 1.korkutmak, paniğe uğratmak. 2.bir şeyi bükerek koparmak.
qurî: üzüm şerbeti, koruk şerbeti.
qurîn: guruldamak.
qurîş: kuruş.
qurix: 1.ayaz, çiv. 2.kutup yıldızı.
qurm: ağaç gövdesi.
qurs: kurs.
qurt: yudum, içim.
qurtandin: yudumlamak.
qusandin: 1.pıhtılaştırmak. 2.kısaltmak (saç vs.)
qusîn: 1.kanın ya da sütün pıhtılaşması. 2.kısalmak.
qûşxane: tencere.
qut: kesik, kopuk, kısa boylu.
qût: kışlık erzak.
qut bûn: kesilmek, kopmak.
qut kirin: kesmek, koparmak, kırpmak.
qutî: kutu, tabaka.
qûtifîn: 1.donma derecesinde üşümek. 2.mec. korkmak
r: Kürt alfabesinin yirmi birinci harfi.
ra: kök.
rabêj: eda.
rabezandin: çatmak, üstüne yürümek.
rabezîn: saldırmak.
rabirdû: geçmiş, mazi.
rabiwardin: biriyle iyi geçinmek.
raborandin: geçirmek.
raborî: geçen, geçmiş.
raborîn: geçmek.
raboriya çîrokî: mişli geçmiş.
raboriya diyar: dili geçmiş.
rabûn: kalkış, kalkmak.
raçandin: 1.dokumak, dokunmak (bez vs.). 2.kurmak.
raçav: dikiz, gözetim.
raçav kirin: gözetlemek.
radan: 1.davranmak. 2.zuhur etmek.
rade: 1.seviye. 2.esna.
rader: mastar.
radest: teslim.
radest bûn: teslim olmak.
radest kirin: teslim etmek.
raêx: mefruşat.
rageş: hırçın.
rageş bûn: hırçınlaşmak.
ragihandin: 1.iletişim, muhabere. 2.iletmek, eriştirmek, muhabere.
ragihiştin: yetişmek, ulaşmak.
ragirtin: elde tutmak, hakim olmak.
raguhêzbar: iletken.
rahêlandin: kapmak.
rahiştin: yerden alıp kaldırmak.
rahşan: 1.yol gösteren. 2.gösterişli.
rajandin: beşik, dal vs. sallamak.
rajen: damarları çalıştıran.
rajenîn: nabız.
rajêr: alt taraf, aşağısı.
rajerîn: alicenap.
rajor: üst taraf, yukarısı.
rakendî: irsi, kalıtsal.
rakêşandî: çekik, örtük.
rakêşayî: çekik, örtük.
raketin: yatmak, uyumak.
rakirin: kaldırmak.
rakişandin: kökten kaldırıp çekmek.
raman: düşünce, fikir, görüş, mütalaa.
raman standin: fikir almak.
ramana pêdand: sabit fikir.
ramandin: düşünmek.
ramedan: 1.uzanmak yatmak. 2.yatırım.
ramedin: yatırım.
ramîn: düşünmek.
ramûsan: 1.öpücük. 2.öpmek, öpüşmek.
ramûsandin: öptürmek.
ramyar: siyasetçi.
ramyarî: siyasal.
ran: but.
rapêç: tipi.
rapêçan: sarmalamak.
rapêlk: tırmık.
raperandin: ayaklandırmak, uyandırmak.
raperîn: ayaklanmak, atılım.
raperişandin: yontmak.
raperişîn: yontulmak.
rapêş kirin: göstermek. önüne koymak.
rapiçikîn: doluşmak.
raq: kola.
rareş: kangren.
rast: 1.doğru. 2.düz, düzgün. 3.sağ. 4. sahi. 5. selim.
rast hatin: rastlamak.
rast hatinî: rastlantı.
rastandin: doğrulamak, teyit etmek, düzeltmek, tashih etmek.
rastbêj: açık sözlü, doğru söyleyen.
rastbîn: doğruyu gören.
raste: düzlük.
raste rast: doğrudan, doğruya.
rastek: cetvel.
rastgir: sağcı.
rasthatî: rasgele.
rastî: öz, gerçeklik, realite, gerçek, hakikat.
rastî hev hatin: karşılaşmak.
rastîxwaz: gerçekçi.
rastker: düzeltmen.
rave kirin: açıklama, yorum.
ravekar: yorumcu.
ravepirs: gensoru.
rawe: kip.
rawêj: tahmin, varsayım, zan, farz.
rawêjî: sanal, farazi, tahmini.
rawest: ara, fasıla.
rawestan: duruş, durmak, beklemek, fasıla vermek.
rawestek: fren.
rawestgeh: durak.
rawestin: durmak, beklemek.
rawestina giramiyê: saygı duruşu.
raweşandin: sallamak.
rawî: rivayet eden.
rawirtî: geçkin.
rawirtin: geçmek, ileri geçmek (yarış, yürüyüşte vs.).
raxêr: döşeme.
raxistin: döşemek, sermek, yaymak.
ray: oy, rey, görüş, düşünce, fikir, mütalaa, kanaat.
raya gel: halkoyu, kamuoyu.
raya gişkî: kamuoyu.
raya xwe peşkeş kirin: kanaatini belirtmek, mütalaada bulunmak.
rayandin: oylamak.
rayda: etkileyici, çarpıcı.
raydan: etkilemek, görüş bildirmek.
raye: otorite, yetki, salâhiyet, velayet.
rayedan: etkilemek, tesir etmek.
rayedar: yetkili, etkili, tesirli, salahiyetli, otoriter.
rayedariya zagonsaziyê: yasama yetkisi.
rayêl: tel, hat.
rayîc: rayiç, tedavül.
raz: sır.
razan: yatmak, uyumak.
razandin: uyutmak, yatırmak.
razber: abstre, mücerret, soyut.
razber kirin: soyutlama.
razî: razı.
rê: yol.
rê çûn: yol almak, yol kat etmek.
rê dan: yol vermek.
rê kirin: göndermek, yollamak, yolcu etmek.
rê pêşandêr: yol gösteren.
rê pêşkirin: yol göstermek.
rê ve çûn: yürümek.
rê vekirin: yol açmak.
rêba: iklim.
rêbar: 1.tradisyon, akım. 2.yol, yordam.
rêbarî: yolculuk, sefer.
rêbaz: metot, üslup.
rêbej: karayolu.
reben: zavallı.
Rêbendan: Ocak ayı.
rêber: rehber, kılavuz.
rêber kirin: yol göstermek.
rêberî: kılavuzluk.
rêbir: haydut, yol kesen, şakî.
rêbiwar: 1.yolcu. 2.gelip geçen, seyyar.
rêç: iz, çığır, yol.
rêç tilî: parmak izi.
reçete: reçete.
rêçvan: izci.
red: ret.
red kirin: reddetmek.
redaktor: redaktör.
rêder: çıkış, çıkış yolu.
ref: 1.kuş sürüsü. 2.raf.
refandin: çorap, kilim vs.nin söküklerini örerek tamir etmek.
reftar: gidiş, hareket.
rêgeh: 1.ekol, yörünge, rota. 2.uğrak.
regez: eleman, öğe, unsur, nesep.
reh: kök, köken, damar.
rehek: bitki.
reheknasî: botanik.
rêhesin: demiryolu, ray.
rehidandin: incitmek.
rehidîn: incinmek.
rehilandin: titretmek.
rehilîn: titremek.
rehjen: nabız.
rehjenîn: nabzını ölçmek/tutmak.
rehwan: atın rahvan yürüyüşü.
rêje: oran, nispet.
rêjgeh: çağlayan, şelale.
rêjgehî: çağlayış.
rejî: kömür, odun kömürü.
rêjing: oluk.
rêjk: döküntü.
rêjne: sağanak.
rêjtin: dökmek.
rektor: rektör.
rêkupêk: düzenli, intizamlı, muntazam, derli toplu.
rêkupêk kirin: düzenlemek, tanzim etmek.
rêl: orman.
rêlvan: ormancı.
remil: remil.
remildar: remilci.
renc: acı, sıkıntı, zahmet, emek.
rencandin: acı vermek zahmet vermek, rencide etmek.
rencber: emekçi.
rencîde: gücendirilmiş, incitilmiş, incinmiş, kalbi kırılmış.
rencîn: rencide olmak.
rencûr: acılı.
rendeş: rende.
rendeş kirin: rendelemek.
rendol: bostan korkuluğu.
reng: renk.
reng dar: renkli.
reng korî: renk körlüğü.
rengavêtî: solgun, soluk.
rengavêtin: renk atmak.
rengdêr: sıfat.
rengdêra çawahîn: niteleme sıfatı.
rengdêra jimarîn: sayı sıfatı.
rengdêra nîşandanê: işaret sıfatı.
rengdêra pirsiyarkî: soru sıfatı.
rengîn: renkli.
rengpîşe: belirteç.
rengrês: boyacı, kumaş boyası.
rengûreng: rengârenk.
rep: kalkık, ereksiyon.
rep bûn: kalkmak.
rep kirin: kaldırmak.
repandin: vurmak, kabaca dövmek.
repîn: şahlanmak.
repisîn: tıka basa dolmak (katı şeylerle).
rêpîvan: adımlama.
req: 1.kalkık, ereksiyon. 2.su kaplumbağası.
reqço: çelik çomak.
reqele: sıska.
reqem: rakam.
reqîn: 1.şıkırtı tıkırtı. 2.şıkırdamak, tıkırdamak.
rêsî: burma, balya (ot için).
rêsîn: eğirmek.
reş: kara, siyah.
reş kirin: karalamak.
rêş kirin: kazımak, sürmek.
reşahî: kara silüet, karartı.
reşandin: saçmak, serpmek.
reşaş: 1.otomatik silah. 2.serpinti.
rêşaş: sapık, sapkın.
rêşaş bûn: sapıtmak.
rêşaşî: sapkınlık.
reşbîn: karamsar.
reşe: korkuluk.
reşeba: 1.romatizma. 2.güneydoğu rüzgarı.
reşedar: ormanın kışın yapraksız hali, dişbudak.
reşêle: sığırcık kuşu.
Reşemî: Şubat ayı.
reşgiranî: tifo.
reşî: karartı.
rêşî: saçak, püskül.
reşik: siyah olan.
reşîme: takı zincir.
reşkandin: kıskandırmak.
reşke: kimyon.
reşker: karartıcı.
reşkîn: kıskanç, kıskanmak.
reşnivîs: müsvedde.
reşreşik: çörek otu.
rêşte: nesil.
retandin: birini, bir belayı vb. atlatmak.
rev: firar, kaçış, kaçma.
revandin: kaçırmak.
rêvaz: ravent, okçun otu, ışkın otu.
revde: güruh, köpek sürüsü.
rêvebir: müdür, idareci, direktör.
rêvebirin: sevk ve idare etmek.
rêvebirîya malê: ev idaresi.
revêtin: tahtayı yontup işlemek, tahta işlemeciliği yapmak.
revîn: kaçmak.
revo: at veya katır sürüsü.
revok: kaçak, firar.
revrevik: serap.
rewa: 1.çiy, nem. 2.uygun, yakışır, yerinde.
rewa dîtin: uygun bulmak uygun görmek.
rewac: revaç, geçerli ve değerde olma. muteber, rağbet, yürürlük, sürüm.
rewacdar: geçerli, yürürlükte.
rewagirtin: nemlenmek.
rewal: toy, tüysüz delikanlı.
rewalî: toyluk.
Rewandiz: Revanduz.
rewanî: revani.
rewd: toplam.
rewêl: vahşi hayvan.
rewendî: göçebe.
rewêrtin: yontmak.
rêwî: yolcu.
rêwî bûn: sefere çıkmak.
rewiqandin: at koşturmak.
rewişt: karakter, ahlak.
rewiştî: ahlaki.
rewitandin: ağaçların ve bitkilerin yapraklarını dökmek.
rêwîtî: yolculuk, sefer.
rewnaq: göz alıcı, parlak, ihtişam, görkem, ışık.
rewnaqdar: muhteşem.
rewq: zincirin halkası.
rewş: durum, gidişat, hal, vaziyet.
rewşa awarte: olağanüstü durum.
rewşen: açık, aydın.
rewşenbîr: aydın, entelektüel.
rewt: sırık.
rewtik: ince sırık.
rex: taraf, yan, kıyı.
rêx: hayvan pisliği, mayıs.
rêxistin: 1.yola koymak. 2.örgüt.
rexne: eleştiri, tenkit.
rexne kirin: eleştirmek.
rext: 1.fişeklik. 2.koşum.
rextdar: tütün tüccarı, tekel memuru.
reyîn: havlamak.
rez: bağ.
rêz: dizi, sıra, satır.
rêz kirin: dizmek, sıralamak.
rêzan: yol bilen, yolu gösteren, politikacı.
Rêzanan: Eylül ayı.
rêzanî: politika, siyaset.
Rezber: Eylül ayı.
rezberdan: bağ bozumu.
rêzbûn: dizilmek, sıraya geçmek.
rêzdar: saygın, sayın, değerli.
rêzdarî: saygınlık.
rêze: dizi, saf, seri, tefrika.
rêzenivîs: dizi yazı.
rêzfîlm: dizi film.
rêzik: kural, norm.
rêzîkên rastnîvîsnê: imla kuralları.
rêzikî: normlara uygun, normal.
rêziman: gramer, dilbilgisi.
rêzkarî: disiplin.
rêzker: mürettip.
rêzname: tüzük, yönetmenlik.
rêznameya hundirîn: iç tüzük.
rezvan: bağcı.
rezvanî: bağcılık.
ricifandin: titretmek.
ricifîn: titremek.
ricricandin: morartmak.
ricricî: morluk.
ricricîn: morarmak.
rîçal: 1.bitkilerin yeraltındaki kökleri. 2.reçel
rifse: sulak arazi.
rih: sakal.
rih berdan: sakal bırakmak.
Riha: 1.ŞanlıUrfa (şehr-ûn nebî) 2.Kurtuluş.,
rihan: reyhan.
rijandin: dökmek.
rijî: 1.kömür. 2.yağsız.
rik: inat.
rik girêdan: kin bağlamak.
rik kirin: inat etmek.
rikdar: inatçı.
rikêb: üzengi.
rikeh: keklik kafesi.
rikîn: inat etmek.
riko: inatçı.
rim: mızrak
rind: güzel, iyi.
rind bûn: güzelleşmek, iyileşmek.
rind kirin: güzelleştirmek, iyileştirmek.
rindî: güzellik, iyilik.
rindik: cici.
rindîxwaz: iyiliksever.
rinek: fırça.
ringandin: şıngırdatmak.
ringîn: şıngırdamak.
ripûreş: simsiyah.
ripûronî: apaydın.
rîs: yün, yünden olan şey.
risas: kurşun.
risil: gömme dolap.
rist: düzen, nizam, kural.
rist kirin: düzene sokmak, kurallı hale getirmek.
riste: dizge, cümle, mısra, beyit, manzume.
ristik: kolye.
ristin: dokumak, eğirmek.
ristname: nizamname.
riswa: rüsva.
riswa kirin: rüsva etmek.
rîş: şark çıbanı.
rişe: kökçük.
rişên: çiselemek.
rîşî: püskül, saçak.
rişk: bit yumurtası
rişte: şehriye, erişte.
ritam: mil, balçık (su ve selle gelen çamur).
ritil: 8 kg.lık sıvı ölçü birimi, batman.
rîtim: ritim.
ritimandin: tıkamak.
ritimîn: tıkanmak.
rîtol: paçavra.
rîvele: zar, çok ince zar.
rivîn: alev.
riwange: bakış açısı.
riwîn: akıcı.
riwînî: akıcılık.
rixandin: tahrif etmek.
rixîn: tahrif olmak.
rîxole: kalın bağırsak.
riya: riya.
Riyad: Riyad (Suudi Arabistan’ın başkenti).
riyakar: riyakar.
rizandin: çürütmek.
rizbe: kayış tokası.
rizgar: kurtulmuş, serbest.
rizgarî: kurtuluş.
rizî: çürük.
rizîn: çürümek.
rizinde: menteşe.
ro: gün, gündüz.
robar: akarsu.
rogirtî: hakim olunan, elde tutulan.
roj: gün, gündüz.
roj bi roj: günden güne.
roj hilatin: güneş doğdu.
roja bûnê: doğum günü.
roja din: öbür gün.
roja kar: işgünü.
roja temenê: yaş günü.
rojane: günlük, gündelik, güncel, aktüel.
rojava: batı.
rojavayî: batılı.
rojbaş: günaydın! iyi günler!
rojber: arife.
rojda: gün verdi.
rojekê: günün birinde.
rojev: gündem.
rojgîn: eyyamcı, gününü gün eden.
rojhelat: doğu.
rojhelatî: doğulu.
rojhelatnasî: doğubilim, oryantalizm.
rojî: oruç.
rojî girtin: oruç tutmak.
rojik: mercek.
rojîn: günlük, gündelik, güncel, aktüel.
rojing: damda açılan havalandırma ve güneş ışınlarının içeri girmesi için delik.
rojmêr: takvim.
rojnama fermî: resmi gazete.
rojname: gazete.
rojnamevan: gazeteci.
rojnamevanî: gazetecilik.
rojveger: gündönümü.
Rom: Roma, Bizans.
Roman: 1.Romen. 2.roman.
Romaniya: Romanya.
romanvan: romancı.
Romî: Romalı, Rum.
ron: sıvı, sulu, cıvık.
ron bûn: sıvılaşmak.
ron kirin: sıvılaştırmak.
ronahî: aydınlık.
ronahî bûn: aydınlanmak.
ronahî kirin: aydınlatmak.
ronak: parlak, aydınlık, berrak.
ronakbîr: aydın, entellektüel.
rondik: gözyaşı.
ronî: aydınlık, ışıklı.
ronyas: boya otu.
rot: sırık.
rovî: tilki.
rowanş: rövanş.
rû: 1.çehre, yüz. 2.satıh, yüzey.
rû kirin: dökmek, yemek servisi yapmak, kaplamak.
rû reşî: yüz kızartıcı.
rûbadan: yüz çevirmek.
rûber: yüz yüze.
rûberî hev bûn: yüzleşmek.
rûbirtin: rendelemek, düzeltmek.
rûçikandin: tüylerini yolmak.
rûdan: şımartmak, yüz vermek.
rûdanger: şımarık.
rûfiroş: alımlı.
rûgan: rugan.
ruh: ruh.
Ruha: 1.Urfa. 2.kurtuluş.
Ruhstên: Azrail.
rûj: ruj.
rûkar: düzey.
rûken: sempatik, güler yüzlü.
rûkî: yüzeysel.
rûl: zakkum ağacı
rûmase: masa örtüsü.
rûmet: onur, şeref, haysiyet, yüz akı, fahri.
rûn: yağ.
rûn kirin: yağlamak.
rûndank: yağdan(lık).
rûnê giyê: margarin.
rûnerm: yumuşak yüzlü, yumuşak.
rûniştek: oturak.
runiştgeh: 1.mesken, ikametgah. 2.duruşma salonu.
rûniştin: 1.oturum, celse, duruşma. 2.oturmak, ikamet etmek, yerleşmek.
rûpehn: ablak yüzlü.
rûpel: sayfa.
rûpel raxêr: sayfa düzenleyicisi.
rûpel raxistin: sayfa düzenlemek.
rûpişt: astar, örtü.
rûpişt kirin: astarlamak.
rûpoş: atılım.
rûpûş: maske.
Rûs: Rus.
rûsar: soğuk yüzlü, antipatik.
rûsikîn: yeşermek.
rûspî: aklanmış, beraat etmiş, ibra olmuş.
rûspî bûn: aklanmak, beraat etmek, ibra olmak.
rûstandin: yüz almak.
Rûsya: Rusya.
rûşen: neşeli, güler yüzlü.
rût: çıplak.
rûtbel: çırılçıplak.
rûv: apış, edep yerî, kasık.
rûvî: bağırsak.
rûvik: edep yeri kılları.
rûvîkore: kör barsak.
rûvîyê barik: ince barsak.
rûvîyê duwanzdehgirê: on iki parmak barsakları.
rûvîyê stûr: kalın barsak.
rûvîyê zêde: apandis.
rûxan: yıkıntı.
rûxandin: yıkmak, çökertmek, tahrip etmek.
rûxar: satıh, yüzey.
rûxên: yıkıcı.
rûxîn: yıkılmak, tahrip olmak.
rûyê erdê: yeryüzü.
ruyê hundir: iç yüz.
s: Kürt alfabesinin yirmi ikinci harfi.
sac: sac.
sade: sade, yalın.
sade kirin: sadeleştirmek.
sadeyî: sadelik.
sadir: sebze fidesi.
saf: has, saf, halis.
saf kirin: tasfiye etmek, arıtmak.
safî: arınmış.
safî bûn: arınmak.
sak: malak.
sakarîn: sakarin.
sako: ceket.
sakol: 1.çalı süpürgesi. 2.çelimsiz, züğürt.
sal: sene, yıl.
salam: salam.
salar: gerilla, komando.
salep: salep.
salinî: senelik.
salîs: kutup.
salix: tanım.
salix dan: tarif etmek, izah etmek.
salname: almanak, takvim.
salos: yaltak.
salox: salık, istihbarat.
saloxgeh: istihbarat bürosu.
saloxger: istihbaratçı.
saloxgerî: istihbarat.
saloxî: istihbarat.
saltgir: basit, sade, katışıksız.
salveger: yıldönümü.
salyan: yıllık vergi.
saman: mülk, servet, varidat.
samanî: mülkiye.
samîr: darı.
Samsûr: Adıyaman.
sancı: sancı.
sap: kuru bitki gövdesi.
sape: sapa.
sapok: çizme.
saq: baldır.
saqo: yünden yapılan baldırlık.
sar: soğuk.
sargerm: ılık.
sarinc: sarnıç, buzdolabı.
sarker: soğutucu.
sarox: füze.
sarsim: yankı.
satandin: pirinci dövüp kabuğundan ayırmak.
satar: fundalık.
satên: saten.
satil: bakraç, kova.
sator: satır.
satore: işsiz güçsüz dolaşan, aylak, berduş.
savar: bulgur, bulgur pilavı.
saw: varsayım, faraziye.
saw bike: varsay, farz et.
saw kirin: farz etmek.
sawêr: hayalet, hortlak.
sawger: varsayımda bulunan.
sawûn: sabun.
sax: 1.diri, sağ. 2.kontrol, sağlama.
sax kirin: kontrol etme, sağlama.
saxî: sağlık.
saxîtî: sağlık.
say: lütuf, himmet, saye.
sayî: ayaz, bulutsuz hava.
saz: 1.saz. 2.akort, düzen.
saz kirin: akort etmek, düzenlemek, kurmak.
sazamur: enstrüman.
sazandin: enstrüman.
sazbend: çalgıcı.
sazdêran: konser.
sazî: kurum, kuruluş, müessese, yapı.
sazî bûn: kurulmak, düzenlenmek, yapılanmak.
sazîdar: düzenli.
sazîgêr: mekanizma.
sazîûman: düzen, nizam, organizasyon, kuruluş, rejim, sistem.
sazk: kurgu.
sazûmana tûreyê: sinir sistemi.
se: it, köpek.
sê: üç.
sê deng: üç ünlü.
sê kenar: üçgen.
sêbare: üçlü.
sêber: üçüz.
sebil: at tavlası.
sebûn: samyeli.
sed: yüz.
sedef: sedef.
sedem: 1.yüzüncü. 2.neden, sebep.
sedemî: nedensel.
sêdîmenî: üç boyutlu.
sedrenc: satranç.
sefandin: süzmek.
sefar: bakırcı, kalaycı.
sefik: sofa.
sefîn: süzülmek.
sefînok: süzgeç.
sêgav: üç adım.
segavî: kunduz.
seglawî: soylu at.
sêgoşe: üç köşeli, üçgen.
sêguh: dirgen.
segvan: erat.
seh: duyu, sezgi.
seh kirin: 1.sezmek. 2.fark etmek, duymak. 3.muayene etmek.
sehan: sahan.
sehandin: muayene etmek.
sehend: dik kafalı.
sehêtî: kontrol.
sehî: 1.sahi. 2.anlayış, idrak.
sehî kirin: farkına varmak, anlamak, idrak etmek.
sehîtî kirin: yoklamak.
sehkirin: duyum, sezme, fark etme
sehm: korkunç, müthiş.
sehol: buz, don.
seholbendan: oğlak burcu.
sêhr: 1.sihir. 2.seyir, bakma.
sehra: sahra.
sêhrbaz: sihirbaz.
sekerat: 1.can çekişme. 2.cereme.
sekihîn: diş.kamaşmak
sêkik: üçlü.
sekinîn: durmak, dinmek.
sekitîn: hayvanlar için ölmek. gebermek.
sekre: ayran tası.
sekû: bank, sıra, kerevet, seki.
sekûyê benderê: rıhtım.
sêl: 1.sac. 2.ekmek pişirme sacı.
sêlak: kumluk.
selete: salata.
selexane: kesimevi, mezbaha.
selih: ıslah, reform.
selihandin: onarmak, restore etmek, ıslah etmek.
selihî: ıslah edilmiş.
selik: sepet, küfe.
sêlik: plak, plaka, plaket.
selikvan: sepetçi.
sêlim: merdiven.
selixandin: (derisini) yüzmek.
selk: yumru.
sêlûbêl: anarşi, kargaşa.
selwî: selvi.
sêlxan: kumsal.
sema: sema.
semanek: sülün.
semasî: köpek balığı.
semawer: semaver.
semax: demire verilen tav.
semen: çemen otu.
semer: semer.
Semsûr: Adıyaman.
semşîre: üzüm posası.
semt: ihtiyat.
semûr: samur.
semyan: malik, majeste, haşmetli, muhteşem, görkemli.
sênc: diken, iğde, çalı.
sendelî: sandalye.
seng: ağırlık, kıymet, değer.
senger: tahkim, siper, tabya.
sengesar: eziyet.
sênî: sini, tepsi.
senît: balmumu.
sepandin: birine bir şeyi zorla veya hile ile kabul ettirmek.
sêpê: darağacı, üçayaklı şeyler, sehpa.
sepet: sepet.
seqa: bileme.
seqandin: bilemek.
seqem: keskin ve soğuk ayaz.
Seqiz: İran’da bir Kürt kenti.
ser: 1.baş, kelle. 2.üst.
sêr: seyir, bakma.
ser jê kirin: başını kesmek, kesmek.
sêr kirin: seyretmek.
ser lê gerandin: uğraştırmak.
ser lêdan: 1.başvurmak, müracaat etmek. 2.ziyaret etmek.
ser re avêtin: taşmak.
ser re çûn: taşmak.
ser û bin: altüst.
ser û bin bûn: alt üst olmak.
ser û bin kirin: alt üst etmek.
sera: 1.saray. 2.sera.
serac: saraç.
serad: iri delikli kalbur.
seranser: baştan başa.
serast: sağlıklı, düzgün.
serast bûn: düzelmek.
serast kirin: iyileştirmek, sıhata kavuşturmak, yoluna koymak, düzene sokmak.
serata: öğe, prensip, ilke.
seraza: 1.mükemmel, fevkalade. 2.özgür, asude.
serbajar: metropol.
serban: çatı.
serbar: ek yük.
serbaz: subay, zabit.
serbêjing: kalburüstü.
serben: ipucu.
serberedayî: başıboş.
serberz: mağrur, dik başlı.
serbest: serbest, liberal, özgür, bağımsız.
serbest berdan: tahliye etmek.
serbest berdana bimerc: şartlı tahliye.
serbestî: liberalizm, özgürlük.
serbeş: ana bölüm.
serbijîjk: baştabip.
serbilind: başı dik, müşerref.
serbixwe: bağımsız, müstakil, başına buyruk.
serbixweyî: bağımsızlık.
serborî: macera, serüven.
serçawîş: usta çavuş.
serçeng: dizkapağı.
serdab: alt geçit, tünel.
serdan: ziyaret.
serdar: komutan, binbaşı.
serdem: dönem.
serdest: etkin, egemen.
serdeste: onbaşı.
serdestî: galibiyet, başarı, üstünlük.
Serdeşt: İran’da bir Kürt kenti.
serdilk: sevgili, aziz.
sere: fidye.
serê mehê: aybaşı.
serefiraz: muzaffer, başarılı, galip.
serefirazî: galibiyet.
serek: önder, şef.
serek serkanê gişkî: genelkurmay başkanı.
serekatî: önderlik.
sereke: başat, başlıca, belli başlı, dominant.
serekhevşire: baş hemşire.
serekîn: baş, ana, esas.
serekomar: cumhurbaşkanı.
serenav: özel isim.
serencam: başa gelen olay, macera, serüven.
serêş: baş ağrısı.
sereta: seçkin, başta gelen.
serfermandar: başkomutan.
serfraz: başarılı, galip.
serfrazî: başarı, galibiyet, zafer.
sergêj: sersem.
sergerm: heyecanlı.
sergevez: mağrur.
sergewre: asilzade, soylu, üstün.
sergîn: gübre, tezek.
sergovend: halay başı.
serguhêrî: boşvericilik.
serhad: hudut.
serhaham: hahambaşı.
serheng: albay.
serhest: şirret.
serhev: derli toplu.
serhingaftin: eli başa götürerek reveransta bulunmak.
serhişk: kalın kafalı, dik kafalı.
serî: uç.
serî hildan: baş kaldırmak, isyan.
serîbandî: başı eğik.
serîdan: 1.baş vermek. 2.bitkiler için başaklanmak.
serîdanîn: baş eğme, riayet
serîlêdan: başvuru, ziyaret.
serinc: mülahaza, not.
serişte: ipucu.
serjinik: kılıbık.
serkan: kurmay.
serkar: müdür.
serkarî: müdürlük.
serkêş: elebaşı.
serketî: başarılı, galip.
serketin: başarı, başarmak, başarılı olmak.
serkişandin: başını çekmek.
serkûpî: reverans.
serliq: bölük komutanı.
serma: soğuk.
serma girtin: soğuk almak.
Sermawez: Kasım ayı.
sermedî: ebedi, sonsuz.
sermest: sarhoş, sermest
sermetran: başpiskopos.
sermirov: insan üstü.
sermiyan: sermaye.
sermiyandar: kapitalist.
sermiyandarî: kapitalizm.
sernerm: yumuşak başlı, uysal, mülayim.
sernivîs: alın yazısı, kader.
sernivîsar: başyazı.
sernivîskar: başyazar.
sernûçe: manşet.
serok: önder, şef.
seroke: başat, başlıca, belli başlı, dominant.
serpêhatî: macera, hatıra.
serpel: teğmen, üsteğmen.
serperişt: müfettiş.
serperiştî: müfettişlik.
serpî: omuz.
serpûş: baş örtüsü.
serqot: başı açık.
serqunc: köşe başı.
serrast bûn: düzelmek.
serrast kirin: düzeltmek, tashih etmek.
serrast kirin: düzeltmek.
sersal: yılbaşı.
sersaxî: baş sağlığı.
sersem: sersem, dangalak.
sersem bûn: sersemlemek/sersemleşmek.
sersem kirin: sersemletmek.
sersemî: sersemlik
serserî: serseri.
serşok: banyo, duş.
serşûr: günahkar, başı eğik.
serşûştin: banyo yapmak.
Sêrt: Siirt.
sertap: doruk.
sertît: albay.
serûpê: kelle paça.
serwer: egemen, büyük önder, hükümran.
serwer bûn: egemen olmak, hükümran olmak.
serwerî: egemenlik, hükümranlık, hükümdarlık.
serwet: servet.
serwext: aşina olma, ikna olma.
serwext kirin: bilgi sahibi etmek.
serwî: servi.
serxwe: dinç, dik.
serxwe bûn: bağımsızlık.
serxwe re çûn: haddini aşmak, kibirlenmek.
serxweş: sarhoş.
serxweşî: başsağlığı, taziye.
serzêde kirin: üstüne eklemek.
serzelût: dazlak.
sêsbe: öbür günden sonraki gün.
Sêşem: Salı.
setrenc: satranç.
sêv: elma.
sêvaxîn: yerelması.
Sêwaz: Sivas.
sewgirandin: temin etmek.
sêwî: babasız, öksüz, yetim.
sewl: kayıkçı küreği.
sews: fobi.
sewzî: sebze.
sewzîvan: sebzeci.
sexte: sahte.
sextiyan: saya.
seya: sıva.
seyandî: sıvalı.
seyandin: sıvamak.
seyd: av.
seyda: hoca, üstat, din bilgini.
sêyem: üçüncü.
seylav: sel.
seynik: kadran.
seyran: piknik.
seywan: büyük çadır.
seza: yaraşır, uygun bir şeye değer.
sêzdeh: on üç.
sî: gölge, saye.
sî kirin: gölgelendirmek.
Sibat: Şubat.
sibe: 1.sabah. 2.yarın.
sîdar: gölge veren.
sifik: sofa.
sifir: 1.sıfır. 2.bakır.
sifre: sofra.
sifre danîn: sofrayı kurmak.
sift: kesif, koyu, yoğun, kıvam.
sîgeh: gölgelik.
sîh: 1.gölge, saye. 2.otuz.
sihêm: müthiş, çarpıcı.
sîhem: otuzuncu.
sihik: üzüm sirkesi.
sihin: telaş.
sihir: büyü.
sihûd: şans.
sik: menfur.
sîkard: satır, kısa saplı balta.
sîkene: mekanik tertibat.
sikil: köz.
sikir: su bendi.
sikûm: yüz, çehre, haysiyet.
sil: 1.dışkı ve çamur birikintisi. 2.dargın.
sîl: tüberküloz.
sil bûn: küsmek.
silak: münzevi.
silav: selâm.
silav dan: selam vermek.
silav lê kirin: selamlamak.
silav li hev kirin: selamlaşmak.
silav şandin: selam göndermek.
sildank: kursak.
sîle: sille, şamar, tokat.
silîng: vinç.
silk: şeker pancarı.
silop: dışkı ve çamur birikintisi.
siltan: sultan.
silûk: inziva, halvet.
sim: toynak.
sîm : gümüş, sırma.
sîma: yüz, çehre.
simandin: delmek.
simaq: sumak.
simarte: zımpara.
simbêl: bıyık.
simbêlboq: palabıyık.
simbil: başak, sümbül.
sime: namlu içini temizleme aleti.
sîmerx: kızıl akbaba.
simîn: delinmek.
sîmir: samur.
simkot: maşrapa.
simok: delgi.
simolek: sincap.
sîmsar: simsar.
simsik: nefissiz, sümsük.
simt: zirve.
sinarîn: 1.eleştiri, krîtik. 2.eleştirmek, kritik etmek.
sincak: broş.
sincî: iğde.
sincirandin: ekmek pişirmek için tandırı ısıtmak.
sinç: ahlak.
sindan: örs.
sindandin: örselemek.
sindî: greyfurt.
sîndir: dibek.
sindoq: sandık.
sîndor: sınır, hudut, tahdit.
Sine: İran’da bir Kürt kenti.
sinêde: eğreti, sığ, kabataslak, üstünkörü.
sing: kazık.
sîng: bağır, göğüs, sine.
sing kirin: kazıklamak.
singo: süngü.
sinif: sınıf.
sinif andin: sınıflandırmak.
sinifa şerkar: savaşçı sınıf.
sînor: sınır, hudut, tahdit.
sîpan: buzul.
Sipanî: İspanyol, İspanyolca.
Sipanîya: İspanya.
sipariş: sipariş.
siparte: emanet, havale.
siparte kirin: emanet etmek, havale etmek.
sipartedar: vekil.
sipartedarî: vekalet.
sipartedarname: vekaletname.
sipartegir: emanetçi, emanet etmek.
sipartek: dayanak.
sipartekar: mudi.
sipas: şükür, teşekkür.
sipas kirin: teşekkür etmek.
sipasdar: müteşekkir.
sipasiyên xwe pêşkêş kirin: teşekkürlerini sunmak.
sîpe: sıpa, toy.
sipêde: fecir, tan, sabahın alacakaranlığı.
sipehî: güzel, hoş.
sîpel: şelâle.
sipêle: 1.hayalet. 2.tayf. 3.sütbeyaz.
sîper: siper.
sipî: ak, beyaz.
sipî kirin: aklamak, beyazlatmak.
sipîçk: yumurta akı.
sipîçka çav: göz akı.
sipîdar: kavak ağacı.
sipih: bit.
sipih lê ketin: bitlenmek.
sipil: dalak.
sipîndar: kavak ağacı.
sipindî: çoban köpeği.
sipîsor: kıpkırmızı.
sipîtî: beyazlık.
siqal: balkon.
sîqal: cilâ.
sir: giz, sır, gizem.
sîr: sarımsak.
sîrace: ruam hastalığı.
sirb: kurşun madeni.
sîrdim: yabani sarımsak.
sirêş: tutkal, zamk.
sirf: salt, sırf.
sîrik: otlu peynir.
sîrim: yabani sarımsak.
sirişk: gözyaşı.
sirnî: dingil.
sirsirk: karafatma.
sirûd: marş.
sirûda serxwebûne: bağımsızlık marşı.
sirûş: ilham.
sîs: beyaz, ak.
sîsark: akbaba.
sîsele: zayıf, cılız.
sîsirk: cırcır böceği.
sist: gevşek.
sist bûn: gevşemek.
sist kirin: gevşetmek.
sitar bûn: barınmak, korunmak.
sitar kirin: barındırmak, korumak.
sitare: sığınak, barınak.
sitargeh: sığınak, barınak, korunak.
sitêl: dikaçı.
sitem: zulüm.
sîtem: zulüm.
sitem kirin: zulüm etmek.
sitembar: ezilen, haksızlığa uğrayan, mazlum.
sitemkar: otoriter, zulüm eden, zalim.
sitemkarî: tahakküm, zalimlik.
sitemkeş: zulüm çeken.
sitêr: yıldız.
sitêrerij: akanyıldız.
sitêrnas: müneccim.
sitêrzan: astrolog.
sitewandin: olgunlaştırmak.
sitewil: at tavlası.
sitewîn: olgunlaşmak.
sitewr: ikinci kez doğurmamış hayvan.
sitî: bayan.
sîtil: kazan.
sitran: şarkı.
sitrandin: 1.yoğurmak. 2.esirgemek.
sitvan: yüzbaşı.
sitvanyar: baş çavuş.
sivik: hafif.
sivik bûn: hafiflemek.
sivik kirin: hafifleştirmek, hafifletmek.
sivikî: hafiflik.
sivîng: dam saçakları.
sivnik: süpürge.
sivorî: sincap.
sîwan: şemsiye, güneşlik.
sîwanok: şemsiye çiçeği.
siwar: atlı, binici.
sîx: iri ağaç dikeni, örgü şişi.
sixlet: kalabalık.
sixletî: sıklık, sıkışıklık.
sîxur: 1.ajan, casus. 2.kirpi.
sîxurî: casusluk.
siyasî: siyasi, siyasal.
siyele: ıspanak.
Skandinavya: İskandinavya.
Skot: İskoç.
sobe: soba.
soberî: yüzme.
soberî kirin: yüzmek.
sobevan: sobacı.
sofî: sofu.
sofik: iplik çilesi.
Sofya: Sofya (Bulgaristan’ın başkenti).
sol: ayakkabı.
sol zicêf kirin: ayakkabı pençelemek.
soldank: ayakkabılık.
soleh: darı sapları.
solîn: çiçek tarlası.
sond: ant, yemin.
sondvexwarin: and içmek, yemin etmek, ahdetmek.
sor: 1.al, kırmızı. 2.kızarmış, kızışmış.
sor bûn: kızarmak, kızışmak, kızmak.
sor kirin: kızartmak.
sorax: teftiş.
soraxvan: müfettiş.
sorboz: yağız.
sore: kırmızımtırak, kırmızımsı, kızıl.
sore gewez: kızıl hastalığı.
sorîçk: yemek borusu.
sorik: kızamık.
soring: kırmızı renkli bir bitki boyası.
sorsorik: yemek borusu.
sosik: uğur böceği.
sosin: bir kır çiçeği, süsen.
sosîs: sosis.
sosret: acayip, gülünç.
sotin: yakmak.
sotinî: yanık.
soyxe: meret, ölü elbisesi.
soz: vaad.
soz dan: vaad etmek.
sozan: dansöz.
staj: staj.
standin: almak.
statû: statü.
stêl: dik açı.
stempe: ıstampa.
stireh: boynuz.
stirî: diken.
stirîdar: dikenli.
Stockholm: Stockholm (İsveç’in başkenti).
stol: filo.
stû: boyun.
stûbar: yükümlü, mükellef.
stûbarî: yükümlülük, mükellefiyet.
stukur: ense.
stûn: direk, sütun.
stûr: kalın.
stûr bûn: kalınlaşmak, hayvanlar için tavlı olmak.
sû: küs.
sû ketin: küsmek.
sûçe: dış köşe.
sûçeber: köşe taşı.
sûd: fayda, yarar.
sûd girtin: yararlanmak.
sûdparêz: yararcı, pragmatist.
suhbet: sohbet.
suhn: heybet.
sûk: çarşı.
sûketî: küskün, dargın.
sukre: küçük baraj.
sulav: çağlayan, musluk.
sûn: bilemek, perdahlamak.
sûr: sur.
sûrandin: ovmak, ovuşturmak, el ovuşturmak, elle okşamak.
sûret: suret.
Sureya: Ülker yıldızı.
surme: sırma.
surperî: denizkızı.
suruşt: doğa.
suruştî: doğal.
Sûrya: Suriye.
Sûryaî: Suriyeli.
sûs: meyan kökü.
sûsik: bıldırcın.
sûtal: lümpen.
sûtar: suç işlemekten çekinmeyen kimse.
sûxar: pirinç sapları.
suxre: angarya.
suxte: dini öğrenci.
sûyîn: bilemek, perdahlamak.
sûzenek: bel soğukluğu hastalığı.
Swêd: İsveç.
Swêdî: İsveçli.
Swîs: İsviçre
Swîsî: İsviçreli.
ş: Kürt alfabesinin yirmi üçüncü harfi.
şa: şen, neşeli.
şa bûn: eğlenmek, kıvanç duymak, neşelenmek.
şa kirin: sevindirmek.
şabaş: gelin üzerine veya çalgıcılar üzerine saçılan para, armağan.
şabaşî: ikram.
şablon: şablon.
şad: memnun, mesut.
şadî: mutluluk.
şadrûwan: şadırvan.
şafir: bozkır, step.
şag: dere.
şagirt: öğrenci, çırak, yamak.
şah: şah, kral.
şah yar: şahın yardımcısı, bakan, vezir.
şahane: şaha yaraşır, olağan üstü.
şahaser: şaheser.
şahbanû: kraliçe.
şahdemar: şahdamarı, aort.
şaheng: arıbeyi.
şahî: eğlence, neşe, sevinç.
şahîk: düz, kaygan, parlak.
şahîn: şahin.
şahîtî: şahlık.
şahmerdan: şahmerdan, yiğitlerin yiğidi.
şahparêz: monarşist.
şahrê: anayol, otoban.
şahreg: atardamar.
şaht: elleri ya da ayakları felçli, topal.
şahzade: şehzade.
şakûl: çekül.
şal: pantolon.
şalgerdan: atkı, kaşkol.
şalter: şalter.
şalûfe: gözleme ekmek.
şalûl: arı kuşu.
şalûz: yaltak.
şalûzçi: yaltakçılık.
şalûzî: yaltakçılık.
şalwar: şalvar.
Şam: Şam (Suriye’nin başkenti).
şamik: hindi.
şampiyon: şampiyon.
şamû: kıl tarağı.
şan: şan.
şanaz: onurlu, iftihar edilen şey.
şanazî: iftihar, onur.
şanazî kirin: iftihar etmek, onur duymak.
şancûl: tasma.
şandî: 1.gönderilen yollanan şey. 2.elçî.
şandin: göndermek, yollamak.
şane: hücre, bekçi kulübesi.
şanese: bekçi köpeği.
şaneşîn: balkon.
şanî: gösterme, ibraz.
şanî dan: göstermek.
şanî kirin: ibraz etmek.
şanik: ben, belirti.
şanîker: gösterge.
şano: gösteri, oyun, tiyatro.
şanogeh: gösteri yeri, sahne.
şanok: müsamere.
şape: çığ.
şapik: cepken.
şar: 1.kadın başörtüsü. 2.şehir.
şaran: dağ (aşırı ısınma)
şarandin: dağlamak, kızıştırmak.
şarax: acur.
şarevan: belediye başkanı.
şarevanî: belediye.
şarêz: diş etleri hastalığı.
şareza: becerikli, uzman; medeni, uygar.
şareza bûn: ilerlemek, yetkinleşmek.
şarezayî: beceri.
şaristan: şehir yeri, uygar yer.
şaristanî: uygarlık.
şarmend: medeni, uygar.
şaş: 1.yanlış, hatalı. 2.şaşı.
şaş bûn: şaşmak.
şaş û metel man: şaşa kalmak.
şaşî: hata.
şaşik: sarık.
şaşiyên verêsî: imlâ hataları.
şaşman: şaşırıp kalmak.
şaşmî bûn: şaşırıp kalmak.
şatik: ense kökü.
şavêrî: hazımsızlık.
şax: 1.dal, ağacın iri dalları. 2.dağ ucu. 3.boynuz.
şaxur: kaya.
şayan: değer, şayan.
şe: 1.tarak. 2.ibibik.
şe kirin: taramak.
şeb: şap.
şebikîn: eli ayağı tutulmak.
şeftûl: eğri, çarpık.
şeh: 1.tarak. 2.ibibik.
şehîd: şehit.
şehîn: terazi.
şehînşah: imparator.
şehitandin: yanıltmak.
şehitîn: 1.gaf, yanılgı. 2.birbirine dolanmak.
şehmar: kırkayak.
Şehrîwar: Başak burcu.
şehriyar: belediye başkanı.
şehriyarî: belediye.
şehriye: şehriye.
şehte: kırağı.
şek: hafif darbe.
şek lêdan: darbe vurmak.
şekal: eski ayakkabı.
şekerok: kavalye.
şekir: şeker.
şekir pare: şekerpare.
şekirdank: şekerlik.
şekirê behîvê: badem şekeri.
şekirê tihtavikê: nane şekeri.
şekok: ahlat, yabani armut.
şelaf: dalkavuk.
şelaq: yağcı.
şêlav: 1.sel. 2.coşku.
şêlavk: 1.badana. 2.bulanık su.
şeleg: gerekli gereksiz şeylerden oluşan sırt yükü.
şelifandin: tökezletmek.
şelifîn: tökezlemek, takılmak.
şelik: süt sağarken kabın ağzına geçirilen süzgeç, filtre.
şêlim: şalgam.
şelîn: yılan gibi süzülüp gitmek.
şelipîn: gaf, sürçme, gaf yapmak, dilin ya da ayağın sürçmesi.
şeliqîn: bacak arasında pişik oluşması.
şelûf: yavru horoz.
şelwar: şalvar.
şemal: parlak, şemal.
şemate: gürültü, şamata, yaygara.
şembelot: kestane.
Şemî: Cumartesi günü.
şemitandin: kaydırmak.
şemitîn: kaymak.
şemitok: kaygan, kaypak.
şemixîn: pişmiş yemeğin kokuşması.
şemkur: dağ keçisi.
şemo: palyaço.
şêmûg: eşik.
şemûz: hırçın ve huysuz (yük hayvanları için).
şên: şen.
şên kirin: şenlendirmek.
şênahî: şenlik, yeşillik.
şênber: somut.
şêndar: civelek.
şeng: keyifli, neşeli, şuh, yosma.
şengebî: salkım söğüt.
şênî: kalabalık.
şep: şap.
şepal: 1.güzel, şuh. 2.dişi aslan.
şepêl: dalga, peş peşe gelen dalgalardan her biri.
şepilandin: ağzından kaçırmak.
şeplor: kırmızı etin yenmesinden oluşan alerji.
şeq: bacak.
şeqam: sille.
şeqe: dokuma tarağı.
şeqil: damga, mühür.
şeqitîn: elbise, deri, vs. nin yırtılması.
şeqizî: aciz, çaresiz, şaşkın.
şeqizîn: acze düşmek, şaşırmak.
şer: harp, kavga, savaş.
şêr: aslan.
şer kirin: kavga etmek.
şerbet: şerbet.
şerbik: küçük su testisi.
şerde: terbiye, adab.
şeridîn: dizilmek.
şerîh: kemiksiz et.
şerîn: savaşla ilgili, savaşan.
şêrîn: tatlı sempatik.
şerkar: savaşçı.
şerkeştî: harp gemisi.
şerm: ayıp, ar, utanç, hicap.
şerm kirin: utanmak, arlanmak.
şermandin: ayıplamak, kınamak.
şermendî: utanma, mahcubiyet.
şermezar: utanç verici.
şermezarî: utanç verici durum.
şermok: sıkılgan, utangaç.
şerpeze: perişan, beceriksiz, dağınık.
şerpilîn: iş vs. için aksamak.
şêrt: dilim.
şerûd: kavgacı.
şêst: altmış.
şêstem: altmışıncı.
şeş: altı.
şeş bi şeş: altışar.
şeşem: altıncı.
şeşkenar: altıgen.
şêt: çılgın, deli.
şêt bûn: çıldırmak.
şêt kirin: çıldırtmak.
şev: gece.
şevbêhn: şebboy.
şevborin: yatı
şevbuhêrk: gece sohbetleri.
şeveq: şafak.
şevezengî: kapkaranlık.
şevger: 1.gece kılavuzu. 2.uyurgezer.
şevgêr: gece sohbetlerinin düzenleyicisi, şenlendiricisi.
şevgeş: gece sefası çiçeği.
şevîn: 1.gece otlaması. 2.gece vardiyası. 3.gecelik.
şevkorî: gece körlüğü.
şevreşk: hayalet.
şevşevok: yarasa.
şevûroj: gece gündüz.
şewane: nazım.
şewat: yanma, yara acısı.
şewate: yakıt, yakacak.
şewatek: yakıt, yakacak.
şewateka riwîn: akar yakıt.
şewatok: yakıcı.
şêwaz: üslup, metot usul.
şewb: şap hastalığı.
şêwî: şaşkın.
şewibîn: büzüşmek, susuzluktan kurumak.
şêwîn: şaşırmak.
şêwirîn: danışmak.
şêwirkarî: danışmanlık.
şêwirmend: danışman.
şêwirmendî: danışmanlık.
şewişandin: dengesizleştirmek, sendeletmek.
şewişî: dengesiz.
şewişîn: dengesizleşmek, sendelemek, yalpalamak.
şêwit: dere otu.
şewitandin: yakmak.
şewitî: yanık.
şewitîn: yanmak.
şewk: olta.
şewl: ışık.
şewl dan: ışıldamak.
şewl lê girtin: ışık tutmak.
şewlandin: ışıklandırmak.
şewlok: ışıldak.
şewlpîv: ışık ölçer.
şewq: şavk.
şewqe: şapka.
şewqvedan: ışığın aksetmesi, yansıması.
şêwr: danışma, istişare.
şêx: şeyh.
şêxê îslamê: şeyhülislâm.
şeyda: 1.büyüleyici. 2.çılgınca aşık.
şêyîn: kişnemek.
şeytan: şeytan.
şeytanok: salyangoz.
şêz: at sineği.
şib: benzeme, benzeyiş.
şibak: pencere.
şibandin: benzetmek.
şibî: andırımcılık, benzemek.
şibîn: andırmak, benzemek.
şidandin: sıkmak.
şidîn: sıkılmak.
şîfa: şifa.
şîfa dîtin: şifa bulma.
şîfon: kadife.
şîfre: şifre.
şîfre vekirin: şifresini açmak.
şiftî: karpuz.
Şiî: Şii.
Şiîtî: Şiilik.
şij: kumdan iri çakıl taneleri.
şik: ikircik, kuşku, şüphe.
şik birin: şüphelenmek.
şikarte: çifti olmayan birine veya rençbere ekilen ekin.
şikber: şüpheci.
şikberî: şüphecilik.
şikdar: şüpheci.
şikdarî: şüphecilik.
şîke: şike.
şikef: tekne.
şikeft: mağara, in.
şikelik: toprak kaplar.
şikîn: 1.yakışmak, uymak. 2.kırılmak.
şikû: majeste.
şil: ıslak, yaş.
şil bûn: ıslanmak, yaşarmak.
şil kirin: ıslatmak.
şilak: ıslak, sulu.
şîlan: yabani gül, kuşburnu.
şîlaq: gözde çapak.
şilêl: ipek yumağı.
şilêr: lale.
şilfik: 1.kesici aletlerin demir kısmı. 2.çıplak, nü.
şilî: yağmur, ıslaklık.
Şîlî: Şili.
Şîlîyî: Şilili.
şilope: karla karışık yağmur.
şilove: eriyen kar.
şîlte: şilte.
şilûr: koruk üzüm.
şilwe: kasvetli.
şima: mum, bal mumu.
şimadank: 1.şamdan. 2.mumlanmış çocuk bezi.
şîmaq: şamar.
şimaşe: Hıristiyan din adamı.
şimik: terlik.
şimşal: flüt.
şimşat: biçim, şekil.
şimşîr: şimşir.
şimşîre: üzüm posası.
şîn: 1.yas, matem. 2.mavi.
şîn girêdan: yas tutmak.
şînboz: kula rengi ve bu renkte at.
şîndar: yaslı, matemli.
şîne: mavimtırak.
şînok: menengüç.
şip: şıp.
şîp: akıntı.
şipîşid: sımsıkı.
şipîşîn: masmavi.
şîr: süt.
şîranî: yiyecek olarak tatlı.
şirb: karaçam.
şîrbirinc: sütlaç.
şîrdan: süt vermek, emzirmek.
şîre: şıra, şerbet.
şirên: şırıldamak.
şirênik: oluk.
şîret: öğüt, nasihat.
şîret kirin: öğütlemek.
şîret lêdan: öğütlemek.
şîrêz: 1.çiriş. 2.zamk, tutkal.
şîrêz kirin: zamklamak.
şîrfiroş: sütçü.
şîrgerm: ılık.
şîrî: sütbeyaz.
şirik: oluk.
şirîn: tatlı, sempatik.
şirînmeh: balayı.
şirinqe: şırınga.
şirît: şerit.
şirjaw: lâyık, yaraşan.
şirjaw bûn: layık olmak.
şirjaw dîtin: layık görmek.
şirove: yorum.
şirove kirin: yorumlamak.
şirp: o anda, derhal, hemen, aniden.
şîrşêrk: muhallebi.
şirşirên: şırıltı.
şîş: şiş.
şitil: fide.
şitilandin: fide dikmek.
şiv: çubuk.
şîv: akşam yemeği.
şivan: çoban.
şîvan: şivan, feryat, figan, matem, yas.
şiverê: patika, keçi yolu.
şivir: geyik.
şivira kedî: rengeyiği.
şiwîn: eser.
şiwît: tere otu.
şixab: matkap.
şixir: 1.meyve vermeyen ağaç. 2.tahta semer.
şixre: sap yükü.
şixul: iş, çalışma.
şixulandin: çalıştırmak.
şixulîn: çalışmak.
şiyan: 1.iktidar, kudret. 2.yapabilmek, muktedir olmak.
şiyan dar: muktedir.
şiyar: ayık, uyanık.
şiyar kirin: uyandırmak, uyarmak.
şiyarker: uyarıcı.
şkandin: kırmak.
şkêr: iri kayalar, uçurum, taş yağını.
şkeste: kırıntı, döküntü.
şkestî: kırık, kırılmış.
şkeva: 1.mayasız etmek. 2.yufka, ince.
şkevik: kefe.
şobe: grip.
şofar: 1.ajan, casus. 2.fitneci.
şofarî: ajanlık, casusluk, fitne.
şok: şok.
şom: uğursuz.
şonik: tokaç.
şop: iz.
şop gerandin: izlemek.
şopger: izci.
şopik: (eskiden) tahta kapı sürgüsü.
şor: tuzlu.
şoravk: tuzlu su, salamura.
şorax: çorak.
şorbe: çorba.
şoreş: devrim, ihtilâl.
şoreşger: devrimci.
şoreşvan: devrimci.
şort: şort.
şoşban: sağdıç.
şov: şov.
şoven: şoven.
şovenî: şovenlik.
şowm: uğursuz.
şowmî: uğursuzluk.
şox: işveli, kıvrak, şuh, yosma.
şû: koca, erkek.
şûbira: kadının kocasının erkek kardeşi.
şukir ji Xweda re: Allah’a şükür.
şûl: 1.karaca. 2.teyel.
şûl kirin: teyellemek.
şûn: yer.
şûn de çûn: geri gitmek.
şûn ve kişîn: geri çekilmek.
şûnde xistin: tehir etmek.
şûnwar: mekan, yurtluk.
şûr: kılıç.
şûrbaz: eskrimci.
şûrengîv: iyi kılıç kullanan.
şûrî: eskrim.
şûrker: kılıç imalatçısı.
şûş: kıvrak.
şûşe: şişe.
şûştin: yıkamak.
şût: 1.koni. 2.kurnaz. 3.şut.
şûtik: 1.konik. 2. bel kemeri, kuşak.
şûv: nadas.
şuxulîn: işlemek.
t: Kürt alfabesinin yirmi dördüncü harfi.
ta: 1.büklüm, kat. 2.dal, ip (ip, saç vs. için) tel. 3.değin, dek, kadar. 4.misli, denk. 5.humma, sıtma.
ta ku: ta ki.
tac: taç.
tade: eziyet.
tadekar: eziyet eden.
tafil: hemencecik, derhal.
tahl: buruk acı.
tajî: tazı.
tal: 1.boş. 2.top
tal kirin: boşaltmak, aktarmak.
talan: talan, çapul.
talanê: top oyunu, futbol.
talanganimet: vurgun, yağma.
talanî: yağmacılık.
talanker: çapulcu.
talde: kuytu.
talî: son, sonunda.
talîşk: hindiba.
talsêv: elma kurusu.
tam: 1.tam. 2.tat.
tam sar: tatsız tuzsuz.
taman: aşı (bitkiler için).
tamhejmar: tamsayı.
tamijîn: 1.tadına varmak. 2.dadanmak.
tamik: tuzağa konan yiyecek.
tamîr: tamir.
tamîr kirin: onarmak, tamir etmek.
tamîrat: onarım, tamirat.
tamîrxane: tamirhane.
tamûsk: dudaklarda meydana gelen kabarcık, yara.
tamzêr: yaldızlı.
tan: paravan.
tanî: kamış veya sazdan duvar.
tansiyon: tansiyon
tanût: alay, dalga geçme.
tapik: 1.tuzak. 2.zirve, dağ veya tepelerin en üst noktası.
tapir: av tüfeği.
taq: tak.
taqet: takat.
taqî: test.
taqoz: takoz.
tar: kasnak.
tar û mar: tarumar.
Taran: Tahran (İran’ın başkenti).
tarî: 1.karanlık. 2.koyu.
tarî bûn: kararmak.
tarîgan: çavdar.
tarîgewrk : alacakaranlık.
tarmilandin: pörsütmek.
tarmilîn: pörsümek.
tart: uzunlamasına dilim, parça.
tartale: yağma.
tartale kirin: yağmalamak.
tarxûn: tarhun.
tas: tas.
tasa serî: kafatası.
taştê: kahvaltı.
tat: reaya, aşirete mensup olmayan.
tav: 1.güneş ışığı. 2.güç, enerji.
tavdar: ışıklı.
tavî: sağanak.
tavil: hemen.
tawan: kabahat, suç.
tawanbar: suçlanan.
tawanbar kirin: suçlamak.
tawandin: suçlamak.
tawankar: suçlu.
tawanker : suçlayan.
tawannasî: kriminoloji.
tawe: tava.
tawî: sıtmalı.
tawûg: kızak.
tawûs: tavus.
tax: mahalle, semt.
taxim: takım.
taxurk: el arabası.
taybetî: özel, hususi.
tayîn: 1.tayin. 2.tayın, öğün. 3.bir cins helva.
tayîn kirin: tayin etmek.
taze: taze, alımlı.
tazî: çıplak.
te: 1.seni. 2.sana.
tê çikandin: saplamak.
tê da cîh kirin: sığdırmak, yerleştirmek.
tê de cîh bûn: sığmak, yerleşmek.
tê de man: takılıp kalmak, tereddüt etmek, içinde kalmak.
tê heldan: banmak.
tê re kirin: daldırmak, batırmak, geçirmek (iğne vb.)
têbar: kasa.
tebat: sabır, sebat.
tebat kirin: sabretmek, sebat göstermek.
Tebax: Ağustos.
tebeqe: katman, tabaka.
têbînî: görüş, yorum.
tebitandin: sakinleştirmek, sessiz, sakin durmasını sağlamak.
tebitî: dingin (canlılar için).
tebitîn: susmak, sakin durmak, sakinleşmek, dinmek.
têbûn: bulaşmak.
têbûndan: bulaştırmak.
tebûr: yaba.
tecrît: tecrit.
têdan: bulaştırmak, boya ve sıva gibi şeyleri sürmek.
tedawî: tedavi.
tefandin: söndürmek.
tefîn: sönmek.
tefş: bir kesimlik parça.
tefşik: kesici.
tefşo: keser.
tef-tal: takım-taklavat.
têge: kavram.
têge kirin: kavramlaştırmak.
tegere: engel, mania.
têgih: kavrayış, anlayış.
têgihandin: kavratmak.
têgihîn: anlama, kavrama, idrak.
têgihiştî: anlayışlı, olgun görüşlü.
têgihiştin: 1.kavrayış, idrak. 2.kavramak, anlamak.
teher: tarz.
têhildan: çubuk, şiş vs.yi batırıp yukarı çekmek.
tehîn: tahin.
tehl: acı.
tehlî: kantaron otu.
tehn: 1.azar. 2.iğneleyici söz.
tehn lêdan: iğnelemek.
tej: kilim.
tejane: havza.
têjik: yırtıcı hayvan eniği.
tek: tek.
têk dan: kışkırtmak, karıştırmak.
tek tûk: tek tük.
tekane: biricik, tekil.
têkar: katkıda bulunan, iş ortağı.
têkarî: katkı.
tekbîr: tekbir.
tekbîranin: tekbir getirmek.
têkçûn: 1.bozgun. 2.dağılmak, iflas etmek, yıkılmak.
têkdar: kışkırtıcı.
têkde: tümden.
teke tek: bire bir.
têkel: 1.karışık, bileşik, karışım. 2.karışmış, dahil olmuş.
têkelîn: karışmak.
têketin: 1.giriş. 2.girmek.
teknîk: teknik.
têkoşer: mücadeleci, militan.
têkoşîn: mücadele, mücadele etmek.
têkûz: eksiksiz, sağlam.
têl: tel.
Tel Avîv: Tel Aviv (İsrail’in başkenti).
têl kirin: tellemek.
telafî: telafi.
telan: arazi, arazi parçası.
telef bûn: telef olmak.
telefon: telefon.
televizyon: televizyon.
telew: dalap, kızışmış.
telew bûn: dalap olmak, kızışmak.
telêz: meymenet.
telifin: telef olmak.
teliqîn: köpek, domuz gibi hayvanların doğurması.
telîs: telis, çuval.
têlmaş: çıtkırıldım, ana kuzusu.
telp: 1.toplu halde duran bulut. 2.toplu halde kuş sürüsü.
telwe: telve.
tem: bulutumsu yıldız, nebula.
têm: tema.
temam: tamam.
temar: 1.damar. 2.derin uyku.
temaşe: temaşa, seyir, izleme.
temaşe kirin: seyretmek.
temaşevan: seyirci, izleyici.
tembûr: tambur, saz.
temd: dokuma.
teme: tembih.
teme kirin: tembihlemek.
temeh: tembih.
temen: yaş, ömür.
temerî: saçın alına dökülen kısmı.
temezî: renkli baş örtüsü.
temirandin: söndürmek.
temirîn: sönmek.
temîz: temiz.
temz: lehim.
temzandin: lehimlemek.
ten: ten.
tena: tenha, ıssız.
tena bûn: ıssızlaşmak.
tenaf: halat.
tenayî: ıssızlık.
tencik: tencere.
tendûr: tandır.
tendurust: sıhhatli.
tendurustî: sağlık, sıhhat, esenlik, sıhhiye.
tene: hububat, tahıl, tane.
tenê: yalnız.
tene kirin: tahılı harmanlama işi.
teneke: teneke.
têneper: grm. geçişsiz.
tenêtî: yalnızlık.
teng: dar, sıkı.
teng bûn: daralmak.
teng kirin: daraltmak.
tengal: kaburga altı her iki yan.
tengasî: 1.bunalım. 2.sıkıntı.
tengav: coğ. boğaz.
tengayî: darlık.
tengbûyî: sıkışık.
tengezar: tedirgin, sıkıntılı, bunalımlı.
tengezar bûn: bunalım geçirmek, sıkılmak.
tengezarî: sıkıntı, bunalım.
tenî: is, kurum.
tenî bûn: islenmek.
tenik: ince, zarif.
tenîper: karbon kağıdı.
tenişt: yan.
tênivîsîn: kaydetmek.
tenturdiyot: tentürdiyot.
tenûr: tandır.
teori: teori.
teoriya agahiyê: bilgi teorisi.
tep: 1.kabahat. 2.havale geçirmek.
tepe: tepe.
têper: geçişli.
têperî: geçiş.
têperîn: trafik.
tepil: darbuka.
tepîn: tepinmek.
tepink: mayın.
tepiş: kabiliyet.
teqandin: patlatmak.
teqel: tire işareti.
teqez: acil, mutlak.
teqil: özgül ağırlık.
teqilandin: bir nesnenin ağırlığını elle kontrol edip tahmin etmek.
teqin: bataklık.
teqîn: patlamak.
teqizandin: hızla kaçıp gitmesine neden olmak.
teqizîn: hızla geçip gitmek.
teqle: takla.
ter: taze, yaş.
têr: 1.tok doymuş. 2.yetme. 3.büyük çuval.
terad: müsabaka.
teral: hımbıl, tembel
teralî: tembellik.
terandin: uzaklaştırmak.
terane: terane.
teraş: tıraş, yontma.
teraş kirin: tıraş etmek, yontmak.
teraşger: tıraşçı.
têrawis: geç hasat
terazîn: yamaç.
terazû: terazi.
terazûn: bütçe.
tereng: koyu renk.
teres: teres.
terez: dolu.
terî: kuyruk.
terifandin: budamak.
terîj: uzunlamasına bez parçası.
terîjk: sargı bezi.
terik: 1.yaş odun, iri sopa. 2.mec. erkek cinsel organı.
terikandin: terk etmek.
terk: 1.çatlak. 2.terk.
terkandin: çatlatmak.
terke: zayıf dal.
têrker: doyurucu, tatmin edici, yeterli.
terkeser: başıboş, yerini yurdunu terk etmiş.
terkî: eyerin arka kısmı, terki.
terkîn: çatlamak.
terlan: yakışıklı delikanlı.
term: ceset, ölü, kadavra, leş.
têrnexwer: doymaz.
teror: terör.
terorparêz: terörist.
terorparêzî: terörizm.
terpilandin: sendeletmek.
terpilîn: takılmak, sendelemek, tökezlemek.
terre tûrre: saçma sapan.
ters: 1.aksi. 2.hayvan dışkısı.
tersane: aksine.
tersî: aksilik.
terş: tüm evcil hayvanlar.
tertepêl: tantana.
tertûbelav: darmadağın.
terwende: ender, nadir.
terxane: tarhana.
terxîs: terhis.
teselî: teselli.
tesewûf: tasavvuf.
teskere: teskere.
test: test.
teşe: biçim, form, şekil, suret.
teşe girtin: biçim almak, biçimlenmek.
teşekarî: biçimcilik.
teşeparêz: formalîst.
teşeyî: biçimsel.
teşî: iğ.
têşikdin: hezimete uğratmak.
têşikîn: hezimet, hezimete uğramak.
teşim: lağım.
teşk: baldır.
teşq: etki (soğukluk için).
teşqele: telâş.
teşt: hamur teknesi.
teşvîq kirin: teşvik etmek.
tev: hepsi, bütün.
tev li hev bûn: karışmak.
tevahî: bütünlüklü, tümü, genel.
tevdan: deşmek, eşelemek, karıştırmak.
tevde: toptan.
tevdêr: mikser, karıştırıcı.
têvel: çeşitli, muhtelif.
tevger: birlikte davranış.
tevgerîn: birlikte davranmak.
tevî: karşın, rağmen.
tevî vê yekê: bununla beraber.
tevin: biyo. doku, dokuma.
tevir: çapa, kazma.
teviz dan xwe: gerinmek.
tevizandin: uyuşturmak.
tevizî: uyuşuk.
tevizîn: uyuşmak.
teviziya xwe anîn: gerinmek.
tevkujî: jenosid, katliam.
tevlê kirin: katmak.
tevlîhev: karışık, karmaşık, karma, çetrefil.
tevlîhev kirin: karıştırmak.
tevn: dokuma tezgahı.
tevnepîr: örümcek ağı.
tevrevîn: kaçışmak.
tevş: el büyüklüğünde yassı taş.
tevtal: ufak-tefek eşya, bagaj.
tevz: 1.şaka, alay. 2.uyuşma.
tevza zivistanê: kış uykusu.
tew: haydi sende.
têw: geçerli.
tew tew: peh peh.
tewa bûn: bitmek, tükenmek.
tewandî: 1.eğik. 2.grm. çekilmiş
tewandin: 1.grm. çekim 2.çekmek, eğmek, kıvırmak, bükmek.
tewang: grm. çekim, büküm.
tewaş: yağlı bitkiler.
tewb: kumaş topu.
teweg: 1.şap hastalığı. 2.tevek.
tewekor: bakar kör.
têwerdan: çalkalamak.
têwerdan: bulaşık bir şeyi suyla çalkalamak.
tewere: eksen, mihver.
tewîn: bükülmek.
tewirandin: uykusunu ya da keyfini kaçırmak.
tewl: hayvanların otlakta kaçmaması için uzun bir iple bir kazığa bağlanması.
tewlis: kıvam, tav.
tewq: kelepçe (boru vs. için).
Tewrat: Tevrat.
tews: 1.hız, sürat. 2.denge.
tews standin: hız almak.
tewsandin: hızlandırmak.
tewsîn: hızlanmak.
tewş: ters, abes, nafile, saçma.
tewtew: züppe.
texil lêxistin: sekteye uğramak.
texilandin: sekteye uğramak.
texilîn: caymak.
têxistin: koymak, sokmak.
texmîn kirin: tahmin etmek.
text: taht.
texte: tahta.
textebend: kanepe.
texterewan: tahtırevan.
textirme: erken hasat.
teyar: 1.pilot. 2.düzenlenmiş, ayarlanmış.
teyfik: tabak.
teyisandin: parlatmak.
teyisîn: parlamak.
teyizandin: küstürüp uzaklaştırmak.
teyizîn: küsüp uzaklaşmak, küsüp gitmek.
teysok: ateş böceği.
têz: barut.
teze: taze, körpe.
teze bûn: tazeleşmek.
teze kirin: tazelemek.
tezeg: tezek.
tezetî: tazelik.
tezî: kısa süreli sancı.
tezkere: harç teknesi.
tî: 1.susamış, susuz. 2.kadının kocasının erkek kardeşi.
tî bûn: susamak.
tibab: miktar, kemiyet.
tif: tükürük.
tif kirin: tükürmek.
tifik: ocak.
tifing: tüfek.
tîfo: tifo.
tiftik: tiftik.
tîfûs: tifüs.
tihok: dağdağan.
tihtavik: nane.
tijî: dolu.
tijî bûn: dolmak.
tijî kirin: doldurmak.
tîjmar: solucan.
tik: dikiş yeri.
tîk: dik, dikili.
tîk kirin: dikmek.
tika: rica, istirham.
tika kirin: rica etmek.
tîke: kuş başı et parçası.
til: göbek.
tîla: beze.
tîlayên çav: göz bezleri.
tilî: el parmağı.
tilik: höyük, öbet (taş vb.)
tîlik: küçük yassı taş, sınır taşı.
tilîper: eğreltiotu.
tilîya beraneke: başparmak.
tilîya navçe: orta parmak.
tilîya nîşankê: şahadet parmağı.
tilm: tahıl ölçü birimi (23 kg)
tîlolik: muhallebi.
tilor: but.
tilp: tortu.
tilpekî bûn: tökezlemek.
tilyak: haşhaş.
tim: hep, daima, sürekli.
tima: hasis, çıkarcı.
timakar: hasis, tamahkar.
tîmanc: yama.
tîmar: tedavi, tımar.
tîmarxane: tedavi yeri, hastahane.
timayî: hasislik.
timen: on bin.
timîdom: daimi, sürekli.
tîn: ısı.
tîn dan: ısı vermek, tesir etmek.
tinaz: alay.
tinaz pê kirin: alay etmek.
tîndan: ısı verme, tesir.
tingî: tını.
tingîn: tınlamak.
tînpîv: ısı ölçer.
tîp: 1.harf. 2.tim, tugay.
tîp bi tîp: harfi harfine.
tip û tal: bomboş.
tip û tazî: çırıl çıplak.
tîpandin: harfi harfine yazmak.
tîpên bêdeng: sessiz harfler.
tîpên dengdêr: sesli harfler.
tipî tarî: zifiri karanlık.
tipî tarî: kap karanlık.
tîprêz: dizgici.
tîprêzî: dizgi.
tir: daha (çoğaltma eki).
Tîr: 1.Merkür. 2.koyu, yoğun. 3.ok.
tîr bûn: koyulaşmak.
tîr kirin: koyulaştırmak.
tirad: müsabaka, maç, yarışma.
tiraf: sıcak kül, köz.
tîraj: tiraj.
tîrakî: sinirli, asabi.
tiral: tembel.
tirampe: değiş tokuş.
tiran: bakır su tası.
tîrawî: kangren.
tirb: türbe.
tirê: başka.
tîre: kabile, tayfa.
tîrêj: ışın, ziya, şua.
tirêja keskesor: ebekuşağı.
tîrêjke: ani ışık, flaş ışığı.
tîrêjpîv: fotometre.
tîrêjvedan: reflektör.
tîrendaz: okçu.
tirh: filiz, sürgün.
tirhêw: şaşma, safsata.
tirî: üzüm.
tîrî: koyuluk.
tîrik: oklava.
tirimpêl: otomobil.
tirîn: daha (çoğaltma eki).
tirîş: gerekçe.
Tirk: Türk.
tîrk: akrep, ibre, yelkovan.
tîrkevan: ok-yay.
Tirkî: Türkçe.
Tirkiye: Türkiye.
Tirkman: Türkmen, Türk’e benzeyen.
tîrmar: ok yılanı.
Tîrmeh: Temmuz.
tirp: turp.
tirpan: tırpan.
tirpan kirin: tırpanlamak.
tirs: korku.
tirsandin: korkutmak.
tirsenak: tehlike.
tirshêz: korkulu, korkunç.
tirsîn: korkmak.
tirsok: korkak.
tirsonek: korkak.
tirş: ekşi.
tirş bûn: ekşimek.
tirşî: ekşilik, turşu.
tirşik: türlü yemeği.
tirşîn: asit, ekşimsi.
tirtire: kocaman ve hantal şey.
tirxan: tahsis, tayin.
tiryak: keyif verici maddeler.
tiryakî: tiryaki.
tisî: katıksız, yavan.
tîsîn: tıslamak.
tişt: şey, eşya, obje.
tiştek: bir şey.
tiştîr: bir yaşını dolduran dişi keçi.
tiştonek: bilmece.
tivanc: sızı.
tivane kişandin: kasılmak.
tivîlk: üveyik.
tiving: tüfek.
tivingendazî: atıcılık.
tivir: turp.
tiwanî: kudret.
tiwanîn: muktedir olmak.
tixis: dolgun, tıknaz.
tixûb: sınır, hudut, had.
tixûbê xwe zanîn: haddini bilmek.
tixûbkirî: mahdut.
tiyan: fırın tepsisi.
tiyatro: tiyatro.
tiyen: hacim.
tiz: dürtü.
tiz kirin: dürtmek, fitlemek, tahrik etmek.
tizbî: tespih.
tizbî kişandin: tespih çekmek.
tizik: makat.
tîzker: kışkırtıcı.
tîzker kirin: kışkırtmak.
tizrûg: sülük.
to: kaymak, krema.
tobe: tövbe.
tobekar: tövbeli.
tof: grup, küme, lig, kategori.
tofan: tufan.
tog: yüzkarası, edepsiz kişi.
tohmet: itham.
tol: 1.arsız, orospu. 2.öç, intikam.
tol hilanîn: intikam almak.
tol hildan: intikam almak.
tola: peynir ve kudret helvasından yapılan bir tatlı.
tolaz: toy, çapkın, avare, hovarda, zampara.
tolazî: çapkınlık, avarelik.
toleke: hatmi çiçeği.
tolik: ebegümeci.
toloz: moloz.
tomar: kayıt, fiş, tescil.
tomar kirî: kayıtlı, müseccel, fişlenmiş.
tomar kirin: kaydetmek.
tomarnekirî: kayıtsız.
tomarxane: kayıt evi.
top: top.
topa hawanê: havan topu.
topandin: gebermek.
topîn: gebermek.
toq: boyun prangası.
toqandin: dehşet salmak.
toqe: toka.
toqî : dehşet.
toqîn: dehşete kapılmak.
tor: ağ, file.
tor avêtin : ağ atmak.
tora masîyan: balık ağı.
torandin: gücendirmek, darıltmak.
toranî: boş gezmeyi seven, çalışmaktan hoşlanmayan kimse.
toraq: ayran çökeleği.
tore: görenek, töre.
torîk: çakal.
torin: asil, soylu, yakışıklı.
torîn: gücenmek, darılmak.
torinî: asalet.
torm: deve yavrusu.
tortore: kendini beğenmiş işsiz güçsüz kimse.
torvan: balıkçı.
toşbî: gudde, salgı bezi.
totik: akıl.
tov: döl, tohum.
tov çandin: tohum ekmek.
tovav: atmık, meni, sperma.
tovî: tohumluk, damızlık.
toxim: tohum.
toyik: kaymak.
toyîn: ıtır.
toz: toz, zerre.
toza teniyê: kurum.
tozek: birazcık.
tozî: dilim.
trajedî: trajedi.
traktor: traktör.
transît: transit.
tu: 1.sen. 2.hiç.
tû: 1.dut. 2.tükürük.
tu car: asla.
tu kes: hiç kimse.
tû kirin: tükürmek.
tûfrengî: çilek.
tûj: 1.sivri, keskin. 2.biber acısı.
tûjî: sivrilik.
tûjkirin: sivriltmek.
tûl: 1.şeffaf. 2.tül.
tûldan: sıçrama
tûldan bûn: sıçramak.
tûle: cılız köpek.
tulemar: kobra yılanı.
tûlevî: muhabbet kuşu.
tûm: tepe, höyük.
tûman: 1.komik. 2.şalvar.
tûmanî: komiklik.
tûmen: tümen.
tûn: bütün, tüm.
tûnandin: bütünlemek.
tûnc: tunç.
tund: 1.hoyrat, kaba, sert, şiddetli. 2.kesif. 3.kalın.
tundî: baskı, sertlik, kabalık.
tune: yok, sıfır.
tune bûn: yok olmak.
tune kirin: yok etmek.
tûng: künk.
tûqesp: kara dut.
tûr: torba.
tûre: asap, sinir.
tûrenasî: sinir bilimi.
tûreşk: böğürtlen.
tûrik: torba.
turindî: cin.
tûrîst: turist.
tûrîzm: turizm.
turt: katı, sert.
tûş bûn: çarpmak.
tûşî hev bûn: karşı karşıya gelmek, çarpışmak.
tut: oyun dışı kalan oyuncu.
tûteber: bülbül.
tûtevîn: muhabbet kuşu.
tûtî: papağan.
tûtik: 1.düdük. 2.civciv.
tûtin: tütün.
tûtya: 1.çinko. 2.bulunmaz şey
tuvandin: absorbe ettirmek.
tuvanîn: absorbe etmek.
tuwanc: ima.
tuwanc kirin: ima etmek.
tûx: odun talaşı.
tuxt: okkanın 1/4’ü (325 gr.).
tûzik: tere otu.
u: Kürt alfabesinin yirmi beşinci harfi.
û: 1.Kürt alfabesinin yirmi altıncı harfi. 2.ve
ûd: ud.
ufe: sakağı, ruam.
ukela: ukala, çok bilmiş.
ûlî: köşk.
ûlis: ortak bir inanç sistemine, bir dine mensup olanlar.
umbur: cihaz, alet.
umêd: ümit.
umet: ümmet.
umıd: ümit.
unvan: unvan, adres.
Ûrdin: Ürdün.
Urdu: pakistanın resmi dili.
urfe: 1.bir kürt müziği. 2.oda.
urûsi: çerçeveli pencere.
urz: sedir ağacı.
uskere: bakır su içme tası.
ûşt: sebep.
ûtî: ütü.
ûyy: uyy!
v: Kürt alfabesinin yirmi yedinci harfi.
va: bu.
vac: mantık.
vajî: ters, tersyüz, makus.
vala: boş, nafile.
vala avêtin: ıskalamak.
vala bûn: boşalmak.
vala kirin: boşaltmak, tahliye etmek.
valahî: boşluk, uzay, vakum.
van: bunlar, bunları.
vanan: bunlar, bunları.
vanîl: vanilya.
varik: dişi piliç.
varyoz: balyoz.
vatinandin: görevlendirmek.
vatinî: fonksiyon, görev, vazife.
vatinîn: görevlendirilmek.
vawêr: tasnif edilmiş, ayrı.
vawêr kirin: tasnif etmek.
vê: bu, bunu, buna.
vê carê: bu kez.
vê carê: bu defa.
vê gavê: bu an, bu anda.
vê ketin: yanmak, tutuşmak.
veanîn: eğmek.
vebanîn: yadırgamak.
vebijartin: karışık olan şeyleri birbirinden ayırmak.
vebijîn: buzdan çözülmek, erimek.
vebir: 1.kesin. 2.hat çekmek, ayırmak.
vebirandin: kesinleştirmek.
vebirî: 1.kesin, kesinleşmiş. 2.kategorîk.
vebirîn: kesinleşmek.
vebistin: tekrar bağlamak.
vebuhandin: tayin etmek, tayin.
vebuhtin: tayin etmek, tayin.
vebûn: açılmak, açılış, çözülmek.
veciniqandin: ürkütmek.
veciniqîn: ürkmek, irkilmek.
vecinoq: ürkek.
vecinoqî: ürkeklik.
veçinandin: dokuma, çorap, örgü vs.’yi örerek tamir etmek.
veçinîn: örmek.
veçirandin: çorap, örgü vs. sökmek.
veçirîn: çorap, örgü vs.nin kendiliğinden sökülmesi.
vedan: 1.kurmak. 2.ısırmak. 3.deşmek, deşelemek, eşmek.
veder: tecrit.
veder kirin: tecrit etmek, dışlamak, ihraç etmek.
vedizîn: sıvışmak, saklanmak, gizlenmek.
vedor: devre, mevkute, periyot.
vefirîn: 1.çarpıp geri fırlama, sekme. 2.köpeğin ani saldırısı.
veger: dönme, dönüş.
vegerandin: dönüştürmek, geri döndürmek.
vegerîn: dönmek, geri dönmek.
vegir: kapsam.
vegirtin: 1.kapsamak. 2.torba gibi şeylerin ağzını açmak, yaymak. 3.bez ya da benzeri şeyleri gergin tutmak. 4.fethetmek, işgal etmek, zaptetmek.
vegotin: anlatım, anlatmak, ifade, ifade etmek, söylem.
veguherandin: değiştirmek.
veguhêrîn: başkalaşmak, değişim, değişmek, dönüşüm.
veguhesîn: intikal.
veguhestin: aktarmak, nakletmek, intikal etmek, intikal ettirmek.
vehewandin: içermek, ihtiva etmek, barındırmak.
vejandin: canlandırmak, diriltmek.
vejartin: ayırt etmek.
vejen: enerji, pırıltı, titreşim.
vejîn: yeniden can bulma, dirilmek, diriliş.
vekêş: cezir.
vekêşan: gerilim, tansiyon.
vekêşandî: gergin, gerili.
vekêşandin: geriltmek.
vekêşdinî: gerginlik.
vekêşîn: 1.geri çekilme, ricat. 2.gerilmek, çekilmek.
veketin: uzanmak.
vekirî: açık.
vekirin: açmak, çözmek.
vekît: heceleme.
vekolan: 1.inceleme, analiz. 2.soruşturmak, tahkik etmek, tahkikat yapmak, araştırmak.
vekolîn: soruşturma, araştırma, tahkikat.
vêl: yayvan, çarpık.
velisî: baygın.
velisîn: baygınlık.
velîsk: şok.
velistin: şok olmak, bayılmak
vemaliştin: temizlemek.
vemayîn: geç kalmak.
vemirandin: kısmak, söndürmek.
vemirî: sönük
vemirîn: 1.sönmek, kısılmak. 2.dinmek.
vên: irade, istenç.
venandin: saat, tuzak vs. için kurmak.
venasîn: tanınmak.
venêrin: aramak, bakınmak.
venîn: çizmek.
veniştin: tünemek, konmak, inmek.
Venûs: Zühre.
veperitîn: didinmek.
vepirsandin: soruşturmak.
vepirsîn: soruşturulmak.
veqetandin: birbirinden ayırmak, tefrik.
veqetîn: birbirinden ayrılmak.
verêj: kusmuk.
verêjandin: boşaltmak, kusturmak.
verêkirin: geri yollamak.
verês: yazım, imlâ.
verêstin: grm.çekim yapmak.
vereşandin: kusturmak.
vereşîn : 1.kusmak. 2.sökülmek.
verij: rekolte.
verik: kıldan örülmüş ayakkabı.
verişandin: (çorap, kazak vs.) sökmek.
verişî: sökük.
vernîk: vernik.
vês: istirahat, dinlenme.
vêsa xwe dan: istirahat etmek, dinlenmek, mola vermek.
vêsandin: istirahat ettirmek, mola verdirmek.
veşarî: gizli, saklı, mahrem.
veşartin: gizlemek.
veşartok: saklambaç.
veşelandin: soyunmak.
vetewşandin: sersemletmek.
vetewşîn: sersemlemek.
vewestan: ara vermek, mola vermek, durmak.
vexistin: düşürmek.
vêxistin: tutuşturmak.
vexuyan: alamet, belirti, iz.
vexwarin: 1.içmek. 2.meşrubat.
vexwendî: çağrılı, davetli, ziyaretçi.
vexwendin: davet, davet etmek.
vexwer: içecek.
vexwînî hev bûn: (canlılar için) kaynaşmak.
vezandin: sündürmek.
vezen: elastik.
vezgir: esnek.
vezî: esneklik.
vezîn: esnemek, sünmek.
vî: bu, bunu, buna.
vijag: kur’a
vijag kişandin: kura çekmek.
vik û vala: bomboş.
vikî vekir: apaçık.
vingîn: vınlamak.
vir : 1.yalan. 2.bura, burası.
vir kirin: yalan söylemek.
vira: bura, buraya.
virek: yalancı.
virekî: yalancılık.
virik: ishal, amel.
virikî bûn: ishal olmak.
viritandin: mürur etme, sona erdirme.
viritîn: geçip gitme, mürur, sona erme.
virnî: normal dönemden sonra doğan hayvan yavrusu.
vît: dikili (kulaklar için).
vît bûn: dikilmek.
vît kirin: dikmek.
vîte vît kirin: cıvıldamak.
viyan: istek, irade.
vîzar: feryat.
vîzarkirin: feryat etmek.
vizik: sinek.
vîzîk: topaç.
vizîn: vızıldamak
w: Kürt alfabesinin yirmi sekizinci harfi.
wajav: su dağılım merkezi, distribütör.
Wan: 1.Van. 2.onlar, onlara.
wanek: nesne, şey.
waqif: vakıf.
war: yerleşim yeri, kamp.
war danîn: konaklamak.
wargeha: kamp.
wargeha civandinê: toplama kampı.
warnişîn: mesken, ikametgah.
warxan: apartman dairesi.
wase: atmaca.
Washîngton: Washington (ABD’nin başkenti).
waşok: atmaca.
wate: anlam, mana.
watedar: anlamlı.
watenasî: semantik, anlambilim.
wawik: çakal.
waz hênan: caymak.
wazdin: vazgeçirmek, caydırmak.
we: siz, sizin.
wê: onu, o.
wê demê: o zaman.
weç: 1.ihtiyaç. 2.ince dal, sürgün.
weg: çağ.
weha: böyle
wehş: vahşi, yaban domuzu.
wêje: edebiyat, literatür.
wêjeyî: edebi.
wek: aynı, gibi, kabil.
wekat: sarih, belirli, açık.
wekat kirin: belirtmek, tasrih etmek.
wekhev: eşit, denk, özdeş.
wekhevî: eşitlik, benzerlik.
wekhevîperestî: eşitlikçilik.
wekî: tıpkı, aynen.
wekî din: ayrıca, başka.
weko: faraza
wekok: örnek.
wêl: sürüden ayrılmış hayvan, başıboş kimse, avare.
welaq: asil olmayan at.
welat: ülke, memleket, vatan, yurt.
welatê mader: anayurt.
welatî: vatandaş.
welatparêz: yurtsever.
welî: veli.
welînîmet: velinimet.
wen: sakız ağacı.
wên: görünüş, görüş, hayal, vizyon.
wenaq: difteri hastalığı.
wend: cesur, atak.
wêne: imaj, imge, portre.
wênî: hayali.
weqî: 28 kg.lık bir ağırlık ölçüsü.
wêr: cesaret, cüret.
weran: (saç vb. için) dökülmek.
wêran: harabe, viran.
weranandin: getirtmek.
werandin: döktürmek.
wêrandin: cesaretlendirmek.
wêrane : virane.
weranîn: getirmek.
wêrankirin: yıkmak.
werbûn: tepetaklak yuvarlanmak.
werdan: sallamak.
werdek: ördek.
werê: öyle.
wêre: azim (azm).
wêre kirin: azmetmek.
wêrek: cesur, cüretkar.
werger: çeviri, tercüme, çevirmen, tercüman.
wergerandin: tercüme etmek, çevirmek.
wergerîn: çevrilmek.
wergirtin: giymek, giyinmek.
werimandin: şişirmek.
werimî: şişik.
werimîn: şişmek.
wêrîn: cesaret etmek, cüret göstermek, göze almak.
werîs: 1.urgan. 2.varis.
werm: şiş.
werqilîn: takılmak, tökezlemek.
werşek: vaşak.
wert: zürriyet, gelecek nesil.
werz: bostan.
werze: 1.matematik. 2.ziraat.
werzeba: kuzeydoğu rüzgarı.
werzek: matematikçi.
werzêr: 1.matematikçi. 2.tarım işçisi.
werzeyî: zirai.
werziş: spor.
werzişe: sporcu, sportmen.
wesandin: haber salmak, ısmarlamak.
wesem: makyaj.
wesf: mahiyet, nitelik, vasıf.
wesfandin: nitelemek, övmek.
wesfîn: nitelenmek.
wesp: kalite.
west: yorgunluk.
westandin: yormak.
westanî: 1.yorgunluk. 2.park, dinlenme yeri.
westîn: yorulmak.
westiyayî: yorgun.
weş: bir şeyin veya kimsenin düşmesi için yapılan sarsma eylemi.
weşan: yayım, yayın, neşir, neşretmek, dökmek.
weşana guhaztinî: naklen yayın.
weşandin: yayınlamak.
weşanxane: yayınevi.
weşîn: yayınlanmak, dökülmek.
weşk: döküntü.
wexêr: uğurlu, hayırlı.
wexêr be: hayırlı olsun.
wexm: bunalım öncesi durum.
wey: vay!
weyn: rol, oyun.
weynê: aktris.
weyno: aktör.
wezareta aboriyê: ekonomi bakanlığı.
wezareta berevaniyê: savunma bakanlığı.
wezareta çandîne: tarım bakanlığı.
wezareta hevotina neteweî: milli eğitim bakanlığı.
wezareta karên civatakî: sosyal işler bakanlığı.
wezareta karûbarên hundirîn: içişleri bakanlığı.
wezareta tendurustiye: sağlık bakanlığı.
wezareta tûrîzmê: turizm bakanlığı
wezareta werzeyê: tarım bakanlığı
wezareta werziştê: spor bakanlığı.
wezareta xebatê: çalışma bakanlığı.
wezîr: vezir, bakan.
wezîrî: bakanlık.
wezîrxane: bakanlık.
wezn: 1.tartı. 2.tartmak.
wezne: vezne
weznedar: veznedar.
wî: vay!
wî alî: öte taraf.
wîç: alternatif.
wiha: böyle.
wijdan: vicdan.
wilo: öyle.
winda: kayıp, zayi.
winda bûn: kaybolmak, yitirmek.
winda kirina hîsê: duyu yitimi.
wir: ora.
wira: orası.
wirêne kirin: sayıklamak.
wisa: öyle.
wîskî: viski.
wiş: vay!
wîşne: vişne.
wizar: feryat.
wizar kirin: feryat etmek.
wûçan: poz.
wûçan dan: poz vermek.
wûçanî: konum.
wuha: şöyle.
wurmê: para için ufaltma, bozma.
wurşe: şaşaa, şatafat.
wûrya: atak, uyanık.
wurz: sedir.
wusa: öyle.
wûşe: kelime, terim.
wûze: enerji.
x: Kürt alfabesinin yirmi dokuzuncu harfi.
xaç: haç, istavroz.
xaç derxistin: haç çıkarmak.
xaçerê: kavşak, dört yol.
xaçerêz: bulmaca.
xaçparêz: Hıristiyan.
xaçparêzî: Hıristiyanlık.
xaftila: ani, aniden, ansızın.
xag: (meyveler için) ham.
xahr: eğik, eğri, yamuk.
xahr bûn: eğilmek, eğrilmek.
xahr û xûdûr: eğri büğrü.
xak: toprak, ülke.
xakî: haki.
xal: 1.dayı. 2.nokta.
xalbîhnok: noktalı virgül.
xaldanîn: noktalamak.
xale: yakamoz.
xalet: teyze.
xalî: 1.ıssız yer. 2.tekin.
xalîçe: halı.
xalîçefroş: halı satıcısı.
xalîçevan: halıcı.
xalîçrês: halı dokuyucusu.
xaloj: dayı karısı.
xaltî: teyze
xalxalok: uğur böceği.
xam: ham, bâkir, işlenmemiş.
xam bûn: hamlaşmak.
xama: genç ve yetişkin kız, bakire.
xame: kalem.
xamek: leylak rengi.
xamkêsan: yulaf.
xamoş: konuşkan olmayan içine kapanık, kimse.
xamoşan: münzevi.
xan: han.
xandar: hancı.
xane: hane.
xanedan: hanedan.
Xaneqîn: Irak’ta bir Kürt kenti.
xangar: hangar.
xanî: bina, ev, konut, mesken.
xanîgirtin: ev tutmak.
xanik: hamur açma tahtası, masası.
xanim: hanım, bayan.
xanûman: hanım hanımcık.
xanût: dokuma tezgahı.
xanxanik: çizelge.
xapan: aldanmak.
xapandin: 1.ayartmak, aldatmak, iğfal etmek, kandırmak. 2.yanıltmak.
xapînok : aldatıcı.
xapûr: metruk, viran, harap.
xar: 1.aşağı. 2.misket.
xara: at koşusu.
xaraw: tecrübeli, gün görmüş.
xarik: köy meydanı, semt meydan.
xarim: ot balyası.
Xarpêt: Elazığ. Harput.
xas: çıplak ayak, yalın ayak.
xasma: özellikle, bilhassa.
xaşî: büyük çuval.
xatir: hatır.
xatir şikandin: hatırını kırmak.
xatir xwestin: veda etmek.
xatirnas: hatırşinas.
xatûn: bayan, hatun.
xav: çiğ, ham.
xavî: çiğlik.
xavik: kaymak, krema, tülbent.
xawên: erdem, onur, şeref.
xawêndan: onurlandırmak, şereflendirmek, teşrif etmek.
xawênî: onursal.
xawênşikû: ekselans, majeste.
xawêr: doğu.
xax: rezil.
xaxî: rezillik.
xayîz: baygın.
xayîz bûn: içi gitmek, bayılmak.
xazî: gazi.
xebat: çalışma, çabalama.
xebitandin: çalıştırmak, kullanmak.
xebitîn: çalışmak.
xebroşk: masal.
xebxeb: çene altı.
xedar: gaddar, acımasız.
xedarane: acımasızca.
xedarî: acımasızlık.
xedeme: hademe.
xef: giz.
xef kirin: gizlemek, göz önünden alıp gizlemek.
xefe: dar, havasız, bunaltıcı yer.
xefî: gizli
xefibûn: gizlenmek, göz önünden yitip gitmek.
xefik: tuzak.
xefirandin: esirgemek.
xel: 1.bulantı. 2.ileri karakol.
xela: kıtlık.
xelac: hallaç.
xelan: burkulmak.
xelat: armağan, madalya, ödül, mükafat.
xelat kirin: ödüllendirmek, taltif etmek.
xêle: hale.
xelek: halka.
xêlek: bir hayli.
xeleng: süpürge otu.
xelet: yanlış, hata.
xelî: 1.duvak, yüz perçemi. 2.yelken.
xêlî: 1.gelin getirme işi. 2.gelin alayı, grup.
xelîn: 1.kıpırtı. 2.mide bulantısı.
xelitandin: yanıltmak, şaşırtmak.
xelitîn: yanılmak, şaşırmak, yanlışlık yapmak.
xêlîvan: düğün alayı.
xelk: ahali, halk, el alem.
xelûz: mangal kömürü.
xelwet: inziva.
xem: efkâr, dem, gam, gaile, keder, kaygı, endişe, hüzün, tasa.
xem kişandin: gam çekmek.
xem revandin: teselli etmek.
xemgîn: endişeli, üzüntülü.
xemirîn: meyvelerin olgunlaşmak üzere renk değiştirmesi fiili, olgunlaşmak.
xeml: süs.
xemlandî: süslü.
xemlandin: bezemek, donatmak, süslemek.
xemlîn: bezenmek, süslenmek.
xemnak: üzgün, müteessir.
xemr: şarap.
xemrî: şarap rengi, mor.
xemze: gamze.
xenaz: gammaz.
xenazî: gammazlık.
xencer: hançer.
xenî: ganî.
xenîmî bûn: yüzüne gözüne durmak.
xeniqandin: boğmak.
xeniqîn: boğulmak.
xeniqok: boğmaca, boğucu.
xenozî: garaz.
xepar: çapa.
xepartin: çapalamak.
xêr: hayır.
xera: bozuk.
xera bûn: bozulmak.
Xêra Xwadê Li Te Be: Allahın Hayrı Üzerinize Olsun.
xerab: 1.kötü. 2.ihlal.
xerab kirin: ihlal etmek, bozmak.
xerabî: kötülük.
xerac: haraç.
xeraf: balık ağı.
xeraj: garaj.
xerat: dülger, doğramacı, marangoz.
xêrat: sadaka.
xeratî: marangozluk.
xêratxane: darülaceze, imaret.
xerbende: bozuk.
xerc: harç.
xerc kirin: harcamak, sarf etmek.
xercê rê: harcırah, yolluk.
xercî: harçlık.
xerciya berîkê: cep harçlığı.
xerçeng: yengeç burcu.
xêrdar: hayırlı.
xerdel: hardal.
xerîb: yabancı, ecnebi.
xerîbî: 1.yabancılık. 2.gurbet.
xerîdar: alıcı, tüketici.
xerîdarî: tüketim.
xeriqandin: 1.gark etmek. 2.bayıltmak.
xeriqîn: 1.gark olmak. 2.bayılmak.
xeritandin: sıyırmak.
xeritîn: sıyrılmak.
xerîtok: yonga.
xerîzek: türev.
xerpanî: hırpani.
xerpişt: payanda.
xerte: nadasa bırakılmadan ekilen ekin.
xerxere: gargara.
xerxere kirin: gargara yapmak.
xêrxwaz: hayırsever.
xerz: fidanlık dönemini aşmış ağaç.
xerzekar: tüketici.
xes: marul.
xesandin: hadım etmek, burmak.
xesar: hasar.
xesar dan: zarar vermek.
xesar dîtin: hasara uğramak.
xesî: kayın valide, kaynana.
xesifîn : 1.zenginlikten fakirliğe düşmek. 2.ekinlerin yabancı otlara istila edilmesi fiili.
xeste: hasta.
xestexane: hastahane.
xesû: kayın valide, kaynana.
xeşîme: gizli yol, dehliz.
xeşûm: dünyadan habersiz, toy.
xeta hundirîn: içhat.
xetad: hattat.
xeter: tehlike.
xetera mirinê: ölüm tehlikesi.
xeterdar: tehlikeli, kritik.
xetere: kuruntu, vesvese.
xeterî derbas kirin: tehlike atlatmak.
xetimandin: tıkamak.
xetimî: tıkalı.
xetimîn: tıkanmak.
xetme kirin: onay, onamak, tasdik etmek.
xetmename: tasdikname.
xêv: bellek, zihin, hafıza.
xêve: turfanda.
xêvet: çadır.
xêvik: unutkan, aptal, budala.
xew: uyku.
xew de çûn: uykuya dalmak.
xewar: uykucu.
xewas: ileri gelenler.
xewgerok: uyurgezer.
xewirîn: 1.alttan alta yanmak. 2.çamur veya bataklıkta batmak.
xewle: inziva, kulis, gizli, ıssız, tenha.
xewle kirin: halvete çekilmek.
xewlexane: manastır.
xewn: düş, rüya.
xewn dîtin: rüya görmek.
xeyal: muhayyile.
xeydok.: alıngan, darılgan
xeyîdî: dargın.
xeyîdîn: darılmak.
xeylaz: haylaz.
xeylazî: haylazlık.
xeynî: başka, gayrı.
xêz: çizgi, hat.
xêz kişandin: çizgi çizmek.
xezal: ceylan.
xêzan: aile akrabaları.
xêze film: çizgi film.
xezeb: gazap.
xezibîn: gazaba gelmek.
xêzik: çizik.
xeznok: kasa, kumbara.
xezûr: kayın baba, kaynata.
xezûran: kayınbabagiller.
xêzvenîn: çizgi çekmek.
xîç: çakıl taşı.
xîçik: küçük çakıl taşı.
xiçviçandin: baştan savma yapmak. derme-çatma yapmak.
xiftan: kaftan.
xîge: deri matara.
xij: sürç.
xij bûn: sürçmek.
xijok: kaypak.
xîjok: kavgan.
xîjok bûn: kaymak.
xîjok kirin: kaydırmak.
xilmaşî: uykulu.
xilmaşî bûn: uyuklamak.
xilmet: ikinci el, kullanılmış.
xilorik: kar öncesi yağan küçük kar benzeri tanecikler.
xilq: kilit.
xilqandin: kilitlemek.
xilqandinîn: kilitlenmek.
xilt: 1.düşük kaliteli. 2.köstebek.
xilte: çökelti, tortu, telve, posa.
xilûxe: kof, içi geçmiş.
xilxal: halhal.
ximbil: kukla.
xîme: büyük çadır.
xinamî: dünür, evlilik bağıyla kurulan akrabalık.
xinamîtî: akrabalık.
xinc: hınç.
xiniz: hain, kalleş.
xiniz bûn: hainleşmek.
xinizî: hainlik.
xinizkirin: ihanet etmek.
xîp: büyük diken, ucu sivriltilmiş çubuk.
xir: argo. penis.
xirab: arızalı, bozuk.
xirab bûn: arızalanmak, bozulmak.
xirabbûyî: arızalı, bozuk.
xirabe: enkaz.
xirandin: doğruluk ve iyilikten saptırmak.
xirar: büyük saman çuvalı.
xirb: herhangi bir aşirete mensup olmayan kişi.
xirbe: harabe.
xirek: laçka.
xîret: gayret.
xîret kirin: gayret göstermek.
xîretkêş: gayretkeş.
xirexir kirin: hırıldamak.
xirîn: doğruluk ve iyilikten sapmak.
xirîn: hırıltı.
xirmal: derli toplu yaşantıya sahip kimse.
xirmişandin: tırmalamak, çimdik atmak.
xirneq: tavşan yavrusu.
xirnik: nazik.
xiroş: galeyan, heyecan, telaş
xiroşe: heyecanlı.
xiroşîn: telaşlanmak.
xiroşme: galeyan, heyecan, telaş
xirp: ani hareket.
xirpik: kıkırdak.
xirpo: hırpo.
xirqe: hırka.
xirtik: dolmalık kabak.
xirtol: güruh.
xirûcir: geçimsizlik, arbede, karışıklık.
xistin: 1.koymak. 2.vurmak.
xistin bin lingan: ayaklar altına almak.
xistin bîr: anımsatmak, çağrıştırmak, aklına düşürmek, hatırlatmak.
xistin rê: yoluna koymak.
xistin rewacê: yürürlüğe koymak.
xistin zimeta xwe: zimmetine geçirmek.
xişîn: sürünmek.
xişir: mücevher, takı, ziynet.
xişm: gazap.
xişok: sürüngen.
xişt: tuğla.
xîşt: büyük testere.
xiştik: 1.koyun ve keçilerde rastlanan bulaşıcı bir hastalık. 2.köşebent.
xişûş: şüphe.
xitêre: meşale.
xiyal: hülya, hayal, imge.
xiyanet: ihanet.
xiyar: hıyar, salatalık.
xiz: iri saman.
xîz: kum.
xizag: kızak, testere, bıçak.
xîzan: yoksul.
xizane: elbise dolabı.
xîzanî: yoksulluk.
xizar: hızar.
xîzek: kumlu.
xizêm: burna takılan süs, hızma.
xizêmok: kara hindiba.
xîzîn: kumlu.
xizinde: sürüngen.
xizm: hısım.
xizmkar: müstahdem.
xizne: hazine.
xizok: boğuk, astım
xizokî: astımlı.
xoce: hoca.
xof: korku.
xonce: düğün veya sünnet hediyesi.
xonçe: alçak ve yuvarlak yemek masası.
xone: erkek kedi.
xopan: enkaz, metruk, viran, yıkık, yıkıntı, harap.
xopan bûn: harap olmak.
xor: hor.
xor dîtin: hor görmek.
xorav: marmelat.
xorîn: horlamak.
xort: delikanlı, genç.
xortanî: gençlik.
xortim: hortum.
xoş: hoş.
xoşewîst: sevgili, aziz, sayın, muhterem.
xoşnûd: hoşnut.
xowerde: hovarda.
xox: şeftali.
Xoy: İran’da bir Kürt kenti.
xozan: anız.
xû: huy, alışkanlık, itiyat, mizaç, seciye, yaradılış.
xubar: toz.
xuç: abla.
xûdan soz: sözünün eri.
xûde: miğfer, tolga.
xudir: çarpık.
xudreste: kendi kendini eğitmiş, yetiştirmiş kişi.
xugî: haraç.
xugî xwarin: haraç yemek.
xujikîn: yıldırım hızıyla akıp gitmek, kaymak.
xulam: köle, erkek hizmetçi, uşak.
xulamî: kölelik, uşaklık.
xulav: kül.
xulavî: kül rengi.
xumal: kendi işini kendisi gören kimse, evcimen.
xumam: pus.
xumamî bûn: puslanmak.
xumar: kumar.
xumarbaz: kumarbaz.
xumarxane : kumarhane
xumirîn: ateşin küllenmesi.
xumirtin: ateşi saklamak, küllemek.
xumşîn: çivit rengi.
xunav: çiy.
xunivîn: yağmurun çiseleyerek yağması.
xur: kaşıntı.
xur andin: kaşımak.
xura: kutup.
xurc: heybe.
xurcezîn: at sırtına konan heybe.
xurcik: küçük heybe.
xurek: besin, gıda, azık.
xurekdar: gıdalı.
xurfe: 1.bir Kürt müziği. 2.oda.
xurî: 1.çiçek hastalığı. 2.alev.
xurifandin: bunatmak.
xurifî: bunak.
xurifîn: bunamak.
xurimandin: tahta vs. için aşındırmak.
xurimî: aşınmış.
xurimîn: tahta vs. için aşınmak.
xurîn: 1.kahvaltı etmemiş kimse. 2.kaşınmak.
xurînî: kahvaltı öncesi atıştırılan yiyecek.
xurk: alışkanlık, hobi.
xurmîn: gürlemek, gürüldemek.
xurok: yüzünde çiçek hastalığının bıraktığı izler olan kimse.
xuroş: taşkın.
xuroş bûn: taşmak.
xurt: kuvvetli, zorba.
xurt bûn: kuvvetlenmek.
xurt kirin: kuvvetlendirmek.
xûsik: kırağı.
xuşil: sütleğen bitkisi.
xuşîn: çağlamak, hışırdamak.
xuştire: rende.
xuya: belirgin, görünür.
xuyan: görünme, belirme, tezahür.
xuyanî: belirti, görüntü.
xûz: kambur.
xwarin: aş, yemek, yiyecek.
xwaringeh: lokanta, restoran.
xwarinî: yemeklik.
xwarinpêj: aşçı.
xwarzê: kız kardeşin kız çocuğu.
xwarzî: kız kardeşin erkek çocuğu.
xwazgîn: görücü.
xwazgînî: görücülük, kız isteme işi.
xwazka: keşke.
xwazok: dilenci.
xwe: kendi, kendisi.
xwê: tuz.
xwe amade kirin: hazırlanmak.
xwe badan: salınmak.
xwe bi xwe: kendi kendine, kendi başına.
xwe bîn: mağrur.
xwe çêkirin: süslenmek.
xwe dan: kendini bir şeye vermek.
xwê dan: 1.ter, terlemek. 2.tuz vermek.
xwe dan alî: kaçamak, kaytarmak.
xwe dan ber: yanaşmak.
xwe dan tavê: güneşlenmek.
xwe danîn: tenezzül etmek.
xwe daweşandin: silkinmek.
xwe giramî: özsaygı.
xwe girê dan: kuşanmak.
xwe girtin: sabretmek, kendine hakim olmak, tahammül etmek.
xwe helkutan: tepinmek.
xwe kuştin: intihar, intihar etmek.
xwe mukir hatin: itiraf etmek.
xwe nas: kendini bilen.
xwe nêz kirin: yanaşmak.
xwe parastin: sakınmak.
xwe parêz: bencil.
xwe parêzî: bencillik.
xwe pê ve berdan: kapılmak.
xwe pê xweş kirin: yaranmak.
xwe pêçan: kuşanmak.
xwe pesartin: bir yere dayanmak.
xwe pesend: kendini öven.
xwe pêşandin: miting, gösteri.
xwe qure kirin: kibirlenmek.
xwe ragirtin: kedine/nefsine hakim olmak.
xwe rast kirin: doğrulmak.
xwe re dîtin: üşenmemek, erinmemek.
xwe re nedîtî: üşengeç.
xwe re nedîtin: üşenmek.
xwe ser: başına buyruk.
xwe spartin : birine sığınma, teslim olma.
xwe şehkirin: taranmak
xwe şûştin: yıkanmak.
xwe tazî kirin: soyunmak.
xwe ve hatin: kendine gelmek, ayılmak.
xwe vedizîn: kaytarmak.
xwe veşartin: gizlenmek, saklanmak.
xwe ziwa kirin: kurulanmak.
xweajo: içgüdü.
xwebar: otomatik.
xwebawer: kendisinden emin.
xwecih: yerli, yöresel.
Xweda: Allah (c.c.)
Xweda bibexşîne: Allah bağışlasın.
Xweda bigîhîne: Allah kavuştursun.
Xweda biparêze: Allah esirgesin
Xweda kirin: tanrılaştırmak.
Xweda nîşan nede: Allah göstermesin.
Xweda rahma xwe lê ke: Allah rahmet eylesin.
Xweda rehetiyê bide: Allah rahatlık versin.
xwedan: sahip.
Xwedanasî: tanrı bilim.
Xwedanenas: ateist, inkarcı.
xwedanî: mülk, mülkiyet, sahiplik.
xwêdank: tuzluk.
Xwedawen: Tanrıça.
Xwedayî: Tanrısal.
Xwedê: Allah (c.c.).
Xwedê te bixefirîne: Allah seni esirgesin.
xwedêgravî: güya.
xweder: menşe, kaynak.
xwedî: malik, sahip.
xwedî bûn: sahip olmak.
xwedî hêvî bûn: umut içinde olmak.
xwedî kirin: beslemek, yetiştirmek.
xwedîyê gotina xwe: sözüne sadık.
xwefiroş: satılık, hain.
xweh: kız kardeş, bacı.
xwehêz: özgüç.
xwehşîr: süt kız kardeş.
xwekujî: intihar.
xwekuştin: intihar etmek.
xwelî: kül.
xwelîdank: küllük.
xwemal: kendine özgü, spesifik.
xwemalî: özgün, orijinal.
xwende: okumuş, tahsilli.
xwendegeh.: medrese, okul
xwendegeha hunermendiyê: sanat okulu.
xwendekar: öğrenci.
xwendevan: okuyucu.
xwendewar: okur.
xwendin: okumak, tahsil.
xwendina bilind: yüksek öğretim.
xwendinû nivîsandin: okuma yazma.
xwendinxane: kıraathane.
xweng: kız kardeş, bacı
xweparastina zagonî: meşru savunma.
xwerist: doğa, tabiat.
xwermend: hükümet.
xwerû: net.
xweser: bağımsız, başına buyruk, özgür, kendi başına.
xweserî: bağımsızlık.
xwesî: 1.çıplak ayak. 2.kaynana.
xwespêr: müvekkil.
xwestek: arzulu, istekli, talip.
xwestî: sözlü, nişanlı.
xwestin: 1.istek, arzu. 2.istemek, arzulamak.
xwestok: isteyen talip.
xweş: hoş.
xweşa: kendisiyle barışık.
xweşav: hoşaf, komposto.
xweşawaz: güzel sesli.
xweşbîn: iyimser.
xweşbînî: iyimserlik.
xweşdîtin: hoşgörü.
xweşendam: hoş endamlı.
xweşî: 1.letafet. 2.selamet.
xweşik: güzel, hoş, sevimli.
xweşmêr: 1.centilmen. 2.kavgada güvenilen kişi.
xweşnûd: hoşnut.
xweşnûd kirin: memnun etmek.
xweşnûdî: memnuniyet.
xweşok: hamam, banyo.
xweşrû: güzel yüzlü.
xweştir: daha güzel.
xweşxû: güzel huylu.
xweşxwaz: methiye, mersiye.
xwêya malê: aile geçimi.
xwêylîn: tuz ocağı, tuzla.
xweza: doğa.
xwezan: kendini bilen, Allah’ı bilen, bilge, ozan.
xwezaperestî: doğacılık.
xwezayi: doğal, olağan.
xwezî: keşke.
xwezik: insanın gerçekleştiremediği özlemler.
xwezîla: keşke
xwîl: eğik, meyilli.
xwîn: kan.
xwîn bûn: kanamak.
xwîn jê birîn: kanatmak.
xwîn jê hatin: kanamak.
xwîn kirin: kanatmak.
xwîn rijandin: kan akıtmak.
xwînariya mejiyê: beyin kanaması.
xwînav: serum.
xwînbiha: kan parası.
xwîndarî: kan davası.
xwîngerm: sıcak kanlı, sempatik.
xwînî: katil, eli kanlı.
xwînmeh: aybaşı kanaması.
xwînsar: soğukkanlı, antipatik.
xwîşk: kız kardeş, bacı.
y: Kürt alfabesinin otuzuncu harfi.
ya: ey
ya berê: sabık.
ya binî: alttaki, dipteki.
ya diperise: gelişmekte olan.
ya firotinê: satılık.
ya îroyî: bu günkü.
ya kê: kimin.
ya me: bizim.
ya niha: şimdiki.
ya pêşî: önceki.
ya rast: doğrusu.
ya rastîn: doğrusu.
ya rindtir: daha güzeli, daha iyisi.
ya we: sizin.
ya wiha: böylesi.
ya Xwedê: ey Allah.
ya Yezdan: ey Allah.
ya…: ...nunki.
yabo: babaya çağrı.
yad kirin: anmak.
yadê: anneye çağrı.
yadîgar: hatıra, hediye.
yafte: yafta.
yaho: yahu!
yan: 1.ya, veya (hut), yahut. 2.yoksa. 3.çoğul edatı.
yan: 1.ya. 2.yoksa.
yan jî: ya da.
yanzdeh: on bir.
yanzdehem: on birinci.
yanzdehemin: on birinci.
yaqûd: yakut.
yar: sevgili, yar.
yaren: yaren.
yarenî: muhabbet.
yarî: 1.dostluk. 2.şaka, oyun.
yarkirin: yardım etmek.
yarmetî: 1.ruhsat. 2.yardım.
yasemîn: yasemin.
yawan: yaban.
yawanî: yabani.
yawer: yaver.
yê berê: sabık.
yê binî: alttaki, dipteki.
yê diperise: gelişmekte olan.
yê firotinê: satılık.
yê îroyî: bu günkü.
yê kê: kimin.
yê me: bizim.
yê niha: şimdiki.
yê paşin: sonuncu.
yê pêşî: önceki.
yê rast: doğrusu.
yê rindtir: daha güzeli, daha iyisi.
yê we: sizin.
yê wiha: böylesi.
yê…: ...nunki.
yek: bir, tek.
yek kirin: birleştirmek
yekalî: tek yönlü.
yekan: birler.
yekane: biricik, yegane.
yekbêj: ciddi, sözüne sadık.
yekbûn: birleşmek.
yekbûyî: birleşik, birleşmiş.
yekcar: birden.
yekceleb: homojen.
yekden: birden.
yekdest: tekel, inhisar.
yekdestî: tekel, tekelcilik.
yeke yek: bire bir.
yekem: birinci, ilk.
yekîne : birlik.
yekîneya leşkerî: askeri birlik.
yekîneya zirxdar: zırhlı birlik.
yekîte: grm. tek heceli
yekîtî: birlik.
yekkum: yekün, toplam.
yeknesak: tekdüze, monoton.
yeknesakî: tekdüzelik.
yekpare: yekpare.
yekparêz: birci, monoteist.
yekparêzî: bircilik.
yekreng: tek renkli, monoton.
yeksan: aynı seviye, eşit.
yekser: doğrudan doğruya.
yekşem: pazar.
yekta: yegâne.
yekten: aniden, birden, bir anda.
yektexlît: tek çeşit.
yekûnîv: bir buçuk.
Yelda: yılın en uzun gecesi (21.Aralık).
yeman: bitirim, yaman.
yên binî: alttakiler.
yên din: başkaları.
yexte: iğdiş edilmiş at, beygir.
Yezdan: Allah.
yom: uğur, baht.
yûha: yuha.
yûha kirin: yuhalamak
z: Kürt alfabesinin otuz birinci harfi.
za: zade, oğul.
zaboq: çöplük.
zabûn: doğma, mevlit, milat.
zaclan: doğumdan sonraki nekahat devresi.
zad: ürün, mahsul, tahıl.
zadegan: aristokrasi, soylu, soylular.
zadeganî: asalet, soyluluk.
zadhilanîn: ürün kaldırmak.
zadika Hêksore: Paskalya.
zaferan: safra.
zagon: yasa, kanun.
zagona bingehîn: anayasa.
zagonên xweristê: doğa yasaları.
zagonî: yasal.
zagonparêz: kanunlara itaat eden.
zagonsazî: yasama.
zalv: taklit.
zalve kirin: taklit etmek.
zan: doğmak, (su için) ortaya çıkmak.
zana: bilen, bilgiç.
zanîn : bilmek.
zanîngeh: üniversite, fakülte, bilim evi.
zanistî: bilgi, bilim, bilimsel.
zanyar: bilim adamı, bilgin, alim.
zanyariya gerdûnê: evren bilim.
zar: 1.dil, ses. 2.zar.
zarava: lehçe.
zare zar: figan etmek.
zargotin: folklor.
zarîn: yakınmak, feryad etmek.
zarok: çocuk.
zarok û zêç: çoluk çocuk.
zarve: taklit.
zat: zat.
zaten: zaten.
zatûre: zatürre.
zav: mezhep.
zava: damat, enişte, güvey.
Zawe: Merkür.
zax: sülfür, sülfat.
zaxa kesk: demir sülfat.
zaxa qilê: sodyum sülfat.
zaxav: sülfirikasit.
zaxe: morali bozuk.
Zaxo: Zaho.
zaxor: sarp.
zaxor bûn: sarplaşmak.
zayandin: doğurtmak.
zayend: cins, cinsiyet.
zayîn: doğma, doğum, milât.
zayînxane: doğumevi.
zebeş: karpuz.
zebloq: saydam, şeffaf.
zebloqî kirin: saydamlaştırmak.
zeblot: kalın bağırsak.
zebr: şiddet.
zebûn: düşkün.
zebûnî: düşkünlük.
Zebûr: Zebur.
zêç: zifiri karanlık.
zêdandin: artırmak.
zêde: bol, fazla, ziyade.
zêde bûn: bollaşmak, artmak
zêde zêde: bol bol.
zêdebûnî: artış.
zêdekirinî: artırım.
zêdetir: azami, daha fazla.
zêdeyî: bolluk, fazlalık.
zefran: safran.
zeft kirin: 1.tutmak. 2.yakalamak, zaptetmek.
zehar: ucube.
zehf: oldukça.
zehftir: ziyadesiyle.
zehmet: zahmet.
zehmet kişandin: zahmet çekmek.
zehmet nekin: zahmet etmeyiniz.
zêhn: dimağ, zihin.
zekat: zekât.
zekem: nezle.
zelal: arı, duru, berrak, saydam.
zeliqandî: yapışık.
zeliqandin: yapıştırmak.
zeliqîn: yapışmak.
zeliqok: yapışkan.
zelûl: meyus.
zelût: cavlak, dazlak.
zem: 1.dedikodu, aleyhte konuşma, yergi. 2.zam.
zem kirin: 1.aleyhte konuşmak, kötülemek. 2.zam yapmak.
zembeq: zambak.
zemberek: zemberek.
zembîl: zembil.
zembûr: kekik otu.
zemîn: yeryüzü, zemin.
zen: sanı, tahmin, zan.
zen kirin: zannetmek.
zencefil: zencefil.
zencîr: zincir.
zencîr kirin: zincirlemek.
zencîre: silsile.
zend: bilek.
Zend Avesta: Zerdüşti dininin kutsal kitabı.
zeng: pas.
zengelor: soluk borusu.
zengelork: ademcik kemiği.
zengil: zil, çıngırak.
zengîn: zengin.
zengo: üzengi.
zêr: altın.
zer : sarı.
zer zepalî bûn: sararıp solmak.
zêrandin: yaldızlamak.
zeraq: tan ağarması.
zeraqe: çakır.
zerav: çamaşır suyu.
zêrav: yaldız.
zerbûn: sararmak.
zerd: step, kuru çıplak dağ.
zerdalû: zerdali.
zerde: zerde.
zerdik: yumurta sarısı.
zêrevan: nöbetçi, gözlemci.
zêrevanî: gözlem, gözlemcilik.
zerf: mektup zarfı.
zerg: mızrak ucu.
zerî: sarışın.
zerik: sarılık hastalığı.
zerikîn: sararmak.
zerikînandin: sarartmak.
zerîle: kanarya.
zêrîn: fulya, zerrin, altın suyuna batırılmış.
zêringer: sarraf.
zeriqîn: tanyeri ağarması.
zerk: zerk.
zerkandin: zerk etmek.
zernix: sıçanotu.
zernîx: 1.ağda. 2.zırnık
zerp: mat. çarpı
zerpandin: çarpmak.
zerpîn: çarpılmak.
zerzewat: sebze.
zerzewatfiroş: manav.
zev: arz.
zevî: tarla.
zêw: karnaval.
zewa: kurak.
zewac: izdivaç.
zewade: buğdaydan yapılan tüm yiyecekler, azık, tayın.
zêwî: ziyaret, zaviye.
zewicandin: evlendirmek.
zewicî: evli
zewicîn: evlenmek.
zewq: zevk.
zexel: tembel, bilerek tembellik etmek.
zexîre: zahire.
zexm: dayanıklı, metin, pek, sağlam.
zexm kirin: sağlamlaştırmak.
zexmandin: takviye etmek, güçlendirmek, sağlamlaştırmak.
zexmbûn: pekişmek, sağlam olmak.
zexmî: sağlamlık, dayanıklılık.
zeyî: görümce.
zeyt: zeytin yağı.
zeytûn: zeytin.
zeytûnî: zeytuni.
zibare: imece.
zîbeq: cıva.
zibil: zibil, gübre
zicaciye: zücaciye.
zicêf: ayakkabı altı, pençe.
zift: zift.
zigurt: züğürt
zîh: hayvanlarda dış rahim.
zîhîn: ipliği masura veya yumağa sarmak.
zik: karın.
zîk: mumlanmış iplik.
zikmakî: doğuştan.
zikr: zikir.
zikr kirin: zikretmek.
zil: saz, kamış.
zîl: topraktan ilk çıkan bitki ucu, filiz.
zilam : adam, erkek.
zilan: sert rüzgar, fırtına.
zîlan: zıvana.
zilf: zülüf.
zîlik: kovan
zilmat: kapkaranlık.
zilq: kuş pisliği.
zilût: tüysüz.
zimag: dağın kuzeye bakan tarafı.
ziman: 1.dil. 2.lisan.
zimanasî: dilbilim.
zimandin: gümletmek.
zimanê kurdî: Kürtçe.
zimanê mader: anadil.
zimet: zimmet.
zimîn: gümlemek.
zimpere: zımpara.
zimrûd: zümrüt.
zîn: eyer.
zîna: zina.
zinar: kaya.
zincar: pas, oksit.
zincî: dedenin dedesi.
zincîr: zincir.
zîndan: zindan, hapis.
zînde: zinde.
zindî: canlı, diri, dinç.
zingar: pas, oksit.
zingên: zangırdamak.
zînî: tümsek.
zintol: iri yarı (adam).
zîp: kara çarşamba.
zîper: 1.ense. 2.pazu.
zîpermasî: uskumru balığı.
zîpik: 1.dolu. 2.kaynayan sudaki damlacıklar.
zipû zîwa: kupkuru.
zîq: dik.
zîq lê nêrîn: dik dik bakmak.
zîqene: alt dudakla çene arasındaki çukurluk.
ziqûm: zıkkım.
zir: öz olmayan, üvey, melez, sahte, taklit.
zir dîn: zırdeli
zîraf: zürafa.
zirandin: anırtmak.
zîranewa: mütecessis, meraklı.
zîranî: tecessüs.
zirar: sakınca sakınma.
zirav: ince.
zirav kirin: inceltmek.
ziravik: öd, ödkesesi.
zirbav: babalık.
zirbav: üvey baba.
zirbe: ağaçtan kapı anahtarı.
zirbira: üvey kardeş.
zîrç: 1.kurşun. 2.kuş pisliği.
zirçî: sonbaharda yeniden yeşeren otlar.
zîre: kimyon.
zirêç: kurşun.
zîrek: acar, çalışkan, bitirim, hamarat, girgin.
zîrekî: dirayet.
ziren: dinç.
zirezir: zırıltı.
zirezir kirin: zırıldamak.
zîrfon: ıhlamur.
zirgêjnok: baldıran otu.
zirîn: anırmak.
zirkeç: üvey kız evlat.
zirkur: üvey oğul.
zirnazîq: tahterevalli.
zirney: zurna.
zirp: askeri birlik.
zirt: palavra.
zirteboz: kaba kişi.
zirtek: palavracı.
zirto: palavracı.
zirx: zırh.
ziryan: poyraz.
zirz: dik kafalı, aksi.
zirza: üvey evlât.
zirzandin: anırtmak.
zirzile: kilit.
zirzîn: asabileşmek.
zişt: çirkin görünüşlü, iğrenç kimse.
zîtik: hayvan tekmesi.
zîv : gümüş.
zîvêr: bıkkın.
zîvêr bûn: bıkmak.
zîvêr kirin: bıktırmak.
zîvîn: gümüşten, ışıldamak.
ziving: meskun mağara, kışlak.
zivirandin: geri çevirmek.
zîvirandin : bir şeyin etrafında dolandırmak.
zîvirîn: bir şeyin etrafında dolanmak, dönmek.
zivistan: kış.
zivrî: pürtüklü, sivri.
zivrînek: dönemeç, döngü.
ziwa: kuru.
ziwa bûn: kurumak.
ziwa kirin: kurulamak, kurutmak.
zîwan: tahıl içindeki yabancı otlar.
ziwayî: kuruluk.
zîwer: altın işlemeli süsleme.
zîwêr: yılgın.
zixt: üvendire.
ziyan: 1.ekin. 2.zarar.
ziyanî: tazminat.
ziyanî standin: tazminat almak.
ziyankar: zararlı, muzir.
zîz: duyarlı, hassas, çok cılız, titrek.
zîzî: duyarlılık.
zîzok: topaç.
zo: çift.
zo kirin: eşelemek.
zol: kumaş ve deriden kesilen enine parça.
zolak: kesit.
zom: bölge, mıntıka, oba, kamp yeri.
zor: zor, cebir, şiddet.
zor dan: zorlamak.
zor kirin: zor hale getirmek.
zoran: egemen, hükümdar.
zoranî: egemenlik.
zorbaz: zorba, despot, diktatör.
zorbazî: zorbalık, despotluk, despotizm, diktatörlük.
zordar: diktatör.
zordest lê kirin: baskı yapmak.
zordestî : baskı.
zorî: zorluk, müşkülat.
zotik: anüse gelen kalın bağırsak ucu.
zov: kırkayak.
zozan: yayla.
zû: çabuk, erken, seri, sık.
zû xwarin: atıştırmak.
zugurd: züğürt.
Zuhal: Zühal, Satürn.
zuhr: günbatımına doğru başlayan soğuk hava.
zul: uzun deri parçası.
zûl: dilim.
zûle zûl: dilim dilim.
zurbe: kurt sürüsü.
zurg: taşlık ve engebeli dağ eteği.
zurîn: uluma.
zût: sivri uç.
zûtir: daha çabuk.
zûxav : irin.
zûzû: alelacele, çarçabuk.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  BugŁn 204 ziyaretçi (581 klik) kişi burdaydı!